İçindeki İnsanı Yaşat!

Hasan BİRİNCİ
Kıymetli okurlarım;
 
Sizleri öncelikle selamların en güzeli olan Yüce Allah ın selamı ile selamlıyor, Rabbimizin ismi ile başlanan her işin hayırla sonuçlanacağı umudu ve bu güzel sitede ki, ilk yazıma samimi dualarınızı her birinizden hassasiyetle talep ederek, başlamak istiyorum.
 
Bismillahirrahmanirrahim!
 
Yaklaşık beş ve ya altı yıldır yazan ya da yazmaya çalışan bir kardeşinizim. Fakat yazdıklarını sadece kendinde saklayan biriydim evvelce... Bugün din, vatan, millet ve insanlık adına duyduğumuz heyecanın kalemimize yansımasının ve okuyucuyla paylaşımının başlanğıç tarihi olacaktır. İnşaAllah!
 
Kıymetli okurlarımız; öncelikle önemli bir durumu hassasiyetle belirtmek isterim. Yazdığım bir çok yazımı, paylaşmam gerektiğini ve blok notlarda kalmasının bir anlam ifade etmeyeceğini ve yazılarımın sizler ile paylaşmam gerektiği noktasında beni teşvik eden, çok değerli dostum Sn. İbrahim Danacılar Beyefendi'ye, ideolojik anlamda ve dünya görüşü olarak, inançlarımızın bizlere yüklediği sorumluluk gereği, aynı misyonun ortak paydası olduğumuz düşüncelerimizi sizler ile buluşmasına vesile olmasından ötürü teşekkür ederken, ayrıca bu güzel sitede yazmama fırsat veren Genel yayın yönetmeni Sn. Kemal Bozkurt Beyefendi'ye de, bu anlamda sizin şehadetiniz öncülüğünde teşekkür ediyorum.
 
Allah tan; anlatmaya çalışacaklarımızın hedefini bulmasını, heyecanımızı paylaşabilmeyi ve birbirimizden istifade edebilmeyi talep ederek başlıyorum yazıma...
 
Ülkemin bilmem hangi köşesine, kasabasına, köyüne, ulaşılabilecek yollar inşa etmişsin ama bu yollarda seyredecek vasıflı insan yetiştirememişsin, bu insanı yetiştirecek okul, üniversite, eğitim kurumları inşa etmemişsin ne anlamı var...
Günümüzde içi boş binalar tesis ediyoruz ne yazık ki... Besmelesiz nesillerin yetiştiği, kendi özüne düşman, tarihine küfreden bir nesil geliyor sanki, hem de pervasızca... İnsanın içini boşaltan, asli kimliğine ters, düzenin hizmetkarı bir nesil yetişiyor, farkında mıyız?
 
Soruyor muyuz kendimize hiç?
 
Ey, kendi tarihini yok sayıp, başkalarının tarihini okuyan kahraman...
 
Bayram çocukları gibi siyaset dolabına binip, söz ve hareketleriyle milleti bir güldürüp bir korkutan siyasetçi...
Yıkmak için tahsil yapan, yakmak için staj gören öğrenci...
Çocuğunu evde doğurup, sokakta büyüten ve cezaevinde cenazesini kaldıran ebeveyn...
Sallabaşını al maaşını diyen, bu anlamda küçülmeyi büyüklük sanan memur...
İşçinin sırtından yükselmek isteyen patron ve patronun ayağının altına karpuz kabuğu koyan işçi...
Velhasıl şeytana pabucunu ters giydirecek kadar şeytanlaşmış, melek görünümlü insanlar, hangi eğitim kurumunun, hangi üniversitenin, hangi kültürel iklimin meyveleridir?
Bir ülke insanının kıymeti, değeri o ülke faaliyetlerinin tamamına değer katar. Öyle ise bu anlamda en büyük yatırım insana yapılan yatırımdır.
''Fenerleri düşünün deniz yolcularına yol gösterirler. İstikamet göstererek karaya oturmalarını önler, dingin limanlara sağ salim ulaşmalarına öncülük eder.'' İşte insan yetiştirmeli, fenerler gibi, hayat yolcularına yol gösterecek...
 
Peki nereden başlamalı, ne yapmalı, hayat yolcularına yol gösterecek fenerleri yani İNSAN’ı yetiştirecek kurumları nasıl tesis etmeli?
Mücadele maddî ve manevî yönümüzle insan olabilmek ve insan yetiştirebilmek yönünde olmalı. Bu tarihin en büyük muharebelerinden daha çetin ve zordur. Nice komutanlar vardır, meydan muharebeleri kazanmış ama kendine yenik düşmüştür.

Ülkemizin geleceği, aydınlık yarınların tesisi, bu duygu ile bina edilecek kurumların ve kurumlarda yetişecek İNSAN’nın varlığına bağlıdır. Böyle kurumlar yok mu? Elbette var lakin sayıları yetersiz! Aynı zamanda ülkesini, milletini kendine dert edinmiş bu kurumların, maalesef heyecanlarını törpülemek, destek olmayı bir kenara bırakın, köstek olmak adına ne gerekiyorsa yapılıyor...     
 
Bu ülke bizim, bu topraklar bizim, bu topraklarda yaşayan tüm mahlûkat bizim ve bize emanet! İddia ispat ister, bu iddiayı destekler yapıyı inşa etmenin tek yolu, bunu ortak dava edinip; işçisiyle, patronuyla, memuruyla, doktoruyla, hâkimiyle, avukatıyla, çaycısıyla, kapıcısıyla ve top yekûn bu dava taşının altına elimizi tereddüt etmeden sokabilmekle mümkündür olacaktır ancak...
Biz, sadece ülkesinin değil, tüm dünya  insanlığının mutluluğunu, saadetini, hak ve özgürlüklerini gözeten İlahi düzenin ve bu düzeni kaynak edinerek oluşturulmuş bir medeniyetin mensuplarıyız... İnançlarımız, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” felsefesinin mimarı ecdadımız ve heyecanımız bu anlamda girilecek mücadelenin ve akıbetinin, üzerimize güneş gibi doğacak, bizi ve tüm insanlığı kuşatacak, güzel yarınların habercisidir...

 
Aslında ilk yazımla fazla derine girmek istemedim ama yazmak böyle bir şey işte, yazıya başlarsın seni derinliklere sürükler durur...
 
Dualarınızı bekliyor, her birinizi Rabbimize emanet ediyorum.
 
Vesselam...

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (10)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.