İftar Fırsatları

Recep KOÇAK

Mübarek Ramazan’ın üçte biri geride kaldı. Bir insan ömrü içerisinde 30 gün kısa bir süredir, gelir geçer; tıpkı insan ömrü gibi.

Geçenlerde üst düzey bir bürokrat, “Dün itibariyle hizmette 40 yılımı tamamladım” dedi. Çalışmaya devam ediyor. Yaş haddine takılmadıkça emekliliği şimdilik düşünmüyor.

Yılların bürokratı insanın içine yerleştirilen, hamurunda var olan yaşama azmini hatırlatan bir cümle kurdu: “40 yıl önce başlamıştım memuriyete ama sanki dün başlamış gibiyim.”

20 yıl önce üniversiteden mezun olmuş bir grup dönem arkadaşı bir araya gelir. Daha dün mezun olmuş gibi konuşurlar geçen yılları. İçlerinden dede olan bile vardır ama aynı evde ya da yurtta kalan üniversite öğrencilerinin şen şakrak ruh haliyle hitap ederler birbirlerine. Geçen yıllar, onların bazılarının saçlarını alıp götürmüş, kimine artı 20 kiloluk bir “ağırlık” ve “çevre” kazandırmış, kimisinde ise yüz çizgilerinin derinliği belirgin hale gelmiştir.

Mübarek günler sanki göz açıp kapayıncaya kadar hızlı geçiyor.

Bugünlerden geriye halis bir kalple tutulan oruçlar, verilen zekât ve sadakalar, yapılan iyilikler kalacak.

Ramazan, Kur’an ayıdır. Bu ayda Yüce Kitabımızla ünsiyetimizi artırmalıyız. Yıl içinde ona karşı işlediğimiz kusuru telafi edici ve artık aynı kusuru tekrar işlememe kararlılığında bir bağ kurulmalı Kur’an-ı Kerim’le.

Kurumların tertip ettiği iftar programlarından bazıları eleştirilecek unsurlar taşısa da, çoğunluğu hayırlı birer adım, iyi bir fırsat ve güzel bir gayret olarak görülmeli. O buluşmalarda hayır kurumları ya da şirketler kendilerini tanıtma, faaliyetlerinden birkaç kesit sunma fırsatı buluyorlar. Özellikle de İstanbul gibi neredeyse kimsenin birbiriyle arzu ettiği ölçüde görüşme fırsatı bulamadığı büyük şehirlerde bir firmanın, bir sivil toplum kuruluşunun, bir hayır kurumunun derdini anlatacak o kadar insanı bir araya getirmesi az şey değildir.

İftarlarda aylarca belki yıllarca görüşme imkanı bulamamış tanıdıklar, dostlar bir araya geliyor, karşılıklı bilgi alış verişinde buluyor.

Bir iftara davet edildiğimizde gitmek için şartları zorlamalıyız. Makul bir mazeretimiz varsa gidemeyeceğimizi mutlaka bildirmeliyiz.

Gitme vakti geldiğinde yanımızda birilerini de götürmek istiyorsak davet sahibine sormalı, ortamın, hazırlığın müsait olup olmadığını öğrenmeli, izin istemeliyiz.

Bir kurum diğer bir kurumu ya da bir şahsı iftara davet ettiğinde bununla verilmek istenen birden çok mesaj vardır.

Her davet, müessese olarak sizi önemsiyoruz, yanımızda görmek istiyoruz, iletişimimizi devam ettirmek, güçlendirmek istiyoruz, size söyleyecek sözümüz var..gibi çok sayıda mesaj taşır.

Bu sebepten, davetler ciddiye alınmalı. Bir davete mazeretsiz gitmemenin manen bir karşılığı, vebali vardır. Katılım konusundaki gevşekliğimizin maddi kaybı, dünyevi karşılığı ise tahminlerimizden de büyük olacaktır. En basiti, bugün ciddiye almadığımız davet sahipleri yarın bizim çağrılarımıza kulak asmayacaktır.

İyi niyet ve samimiyetle icabet edilen her davetten umulmadık hayırların doğduğunu şahsi tecrübelerimizden biliriz.

Ramazan davetlerinde kurumların iftar sonrası sunumları kısa ve ön hazırlığı iyi yapılmış özelliklerde, rafine olmalı.

Akşam namazı yemekten önce kılınmamışsa namaz gecikeceği için yaptığınız sunumun etkisi azalacak, namazını geciktirdiğiniz insanların manen zarar görmesine sebep olacaksınız.

Akşam namazı yemekten önce kılınmış veya sunumdan önce namaz arası verilmişse, o durumda dahi iftar programları teravih namazına katılımı zorlaştıracak ölçüde uzatılmamalı.

Bazı iftarlarda siyasilerimize mikrofon ve kürsü vermek gibi hataya düşülüyor. Şimdiye kadar tanıdığım çok az siyasi kişilik sözünü tadında bırakmayı becerebilmiştir.

Siyasilerimizin çoğu, sesi yükseltmek ya da konuşmayı uzatmak gibi tercihler yerine, dinleyicilerle doğru empati kurarak ve mutlaka sözü yükselterek hitap etmeyi denemeliler.

Bir kimse çok iyi bildiği bir konuyu samimiyetle anlattırsa, beklenen tesir mutlaka meydana gelecektir.

Bu yıl, Ensar Vakfı, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, ASKON Anadolu Aslanları İşadamları Derneği, Kültürlü Gençlik Derneği, Derya İlim ve Kültür Vakfı, Zinde Gençlik, Spor ve İzcilik Kulübü’nün iftarlarına katıldım.

ASKON iftarı sonrasında Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş ve Ticaret ve Sanayi Bakanı Nihat Ergün’ün konuşmaları, hep olumsuz anlamda kullanılan “siyasetçi” tiplemesine uymayan, samimi, veciz, doyurucu ve ikna edici nitelikte idi. Bu özelliklerdeki siyasilerimizin sayısı son yıllarda giderek arttığı için sevinmeli ve gelecek adına ümitlenmeliyiz.

Ensar Vakfı’nın yemeğinde Mütevelli Heyet Başkanı Ahmet Şişman bütün sivil toplum kuruluşlarını birliğe, beraberliğe ve dayanışmaya davet etti. Geçen yıl Ramazan boyunca saldırı ve iftiralara uğrayan Deniz Feneri Derneği’ninkine benzer şekilde başka bir yardım kuruluşuna karşı saldırı yapılması halinde elbirliği ile karşı konulmasının ve iyiliklerin devam ettirilmesinin gereğine işaret etti.

Diğer kuruluşlarımız da yaptıkları sunumlarla gözlerimizi yaşartan güzel tablolar sergilediler. Yapılan hizmetler yüreklenmemize ve iyilik yolunda yalnız olmadığımızı bir daha anlamamıza vesile oldu.

Her birinin web siteleri ziyaret edilip yapılan çalışmaların detaylarına ulaşılabilir.

Ecdat, “Yatan aslandan gezen topal tilki yeğdir” demiş. Bu açıdan değerlendirildiğinde de iftar vesilesi ile bir araya gelme fırsatlarının kaçırılmaması gerek.

Unutulmaması gereken bir konu ise, iftara özel bir şeyler hazırlayamayan, oruç ağzı ile oturduğu sofrasında ekmek ve zeytinden, çorba ve sudan başka yiyeceği olmayan fakirlerimizin durumudur. Onlara karşı kardeşlik görevlerimizi hakkıyla yerine getirmedikçe gideceğimiz davetlerin tadı, tuzu, lezzeti olmayacaktır.

gumuslale@gmail.com

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.