Islahevi Notlarından (6) Hidayete Çağıran Namaz!

Bilgin ERDOĞAN

Hidayete Çağıran Namaz!

"Ve onlar ki, emanetlerine ve ahitlerine sadakat gösterirler. Salâtlarını (tüm dünyevi kaygılardan) uzak tutarlar. İşte varis olacak olanlar böyleleridir (Müminûn 23/8-10).

Namaz, gözün nurudur nebevi dilde… Gözün nuru, gözbebeği… "Kişi ile şirk arasında namaz vardır" der hak Nebi… Namazı dik olanın kulluğu da dik olur belli ki… Namaz, onun için dinin direği… Namaz, aslında bir aşk âyini… O, ruhun tezkiyesi… Yüreğe libas giydirme işi…


Kıyam, bir esas duruş ve tevbe hali... Kusurluyum ve kusurlarıma meydan okuyorum der kıyamdaki kişi... Kıyam, kusursuz olan Rabb’e yürüyüşün ismi... "Subhanallah" tesbihinin eyleme dönüşmüş şekli... Rukû, itaatin doruk noktası... Aklın, vicdanın ve fıtratın, aşkın olan Allah'a kayıtsız şartsız teslimiyeti... Kulun âciz ve güçsüz olduğunu idraki... Aşkın olan Allah'ın tüm acziyetten münezzeh ve müberra olduğunu kabul etme hali... "Allahuekber" tesbihinin fiili şekli... Secde, aşkın zirvesi... Sen Rab’sın, ben kulum deme hali... Kulun muhtaç olduğunun idraki... Ben muhtacım ve muhtaç olan varlığa kulluk edemem deme hali... Bedenin inişi ve ruhun yükselişi... Saf ve ulvi olan aşkın zirvesi... "Ben haddimi bildim" idraki... Ve oturuş, bir miraç hali... Namaz yolculuğunun tadını çıkarma demi... Said Nursi’ye göre "İbadetin manası odur ki, kişi kendi kusurlarını, aczini ve fakrını görüp, Kemâl-i Rububiyet’in, Kudret-i Samedaniye’nin ve Rahmet-i İlahiye’nin önünde hayret ve muhabbetle secde eder.

Omar Ziglar isimli bir mühtedi ile konuşuyorum bir namaz sonrası... On beş yaşında ailesinden ayrılmış ve ayrı yaşamaya başlamış. On sekiz yaşında Amerikan ordusunda çalışmış ama adapte olamayıp ayrılmış... Sonra çeşitli suçlarından dolayı yirmi bir yaşında hapse girmiş... Hapishanede iken bir Müslüman yan hücresinde imiş... Dinî konularda kendisiyle asla anlaşamazmış... Ateşli tartışmaları olurmuş... Arkadaşı Kur'an'dan âyetler söylediğinde o hemen İncil'e bakar ve karşı şeyler söylemeye çalışırmış... Hatta araları o kadar açılmış ki konuşmaz olmuşlar... Bir gün arkadaşı namaz kılarken onu dikkatlice gözlemlemiş... İşte o an, tam o an yüreği sanki on ikiden vurulmuş... Bana aynen şöyle söyledi: "I thought that is it." (‘İşte bu!’ diye düşündüm). Kulluk bu olmalı demiş ve hemen arkadaşından özür dileyerek şehadet almış... Bunu bana anlatırken gözleri dolu dolu olmuştu...


Omar Ziglar, tam görmek istediğim bir Müslüman tipi... Her türlü meseleyi rahatlıkla konuşabildiğim bir kişi... Samimi bir Müslüman... Mutaassıp değil... Benim hapishanedeki özel talebem diyebilirim... 51 yaşında hayat dolu bir kişilik... Omar Ziglar'ın hikâyesi bana Mustafa İslamoğlu hocamın yıllar önce Yürek Fethi isimli kitabındaki bir ifadesini hatırlattı... O şöyle diyordu: "Huşû içerisinde, kendinden geçmiş bir vaziyette namaz kılan bir mü'mini seyretmek, dünyayı uzaydan seyretmekten daha heyecan vericidir..."


Omar Ziglar'ın hidayet hikâyesi, namazın, sadece kişiyi değil, etrafını da inşa edebildiğinin, yani namazın tebliğe dönüşebildiğinin açık delili... Öyle bir namaz kılmalı ki insan, o namaz başkalarını da çekmeli... İmam Buhari gibi mesela... Bir gün namaz kılarken on altı arı vücuduna zehirlerini boşaltırlar da, o bana mısın demez...


Müşrikleri en çok korkutan namazdı... Bu nedenle Hz.Ebubekir'in, evinin avlusunda kıldığı namaz birçok putperestin kalbini yumuşatıyor ve sonu hidayetle noktalanan derin izler bırakıyordu. İbn-i Hişam ve Buhari'nin naklettiği rivayetten, kadın-erkek, çoluk-çocuk demeden birçok Mekkelinin Ebubekir'in namazda okuduğu Kur'an'ı dinlemek için evinin önünde gruplar oluşturduğunu öğreniyoruz. Hatta müşrikler, etkilenen insanları görünce onun bu soylu eylemini savaş sebebi sayıp İbn-i Duganne'ye şikâyet ediyorlardı... Düşünün ki namaz bir savaş sebebi sayılıyordu...
Ammar bin Yasir, evinin önünde avluda namaz kılıyor ve müşrikler namazda okunan Kur'an'dan insanların etkilendiklerini görünce durumu Ebu Cehil'e şikâyet ediyorlardı... (Bidâye VII/311’den nakleden M. İslamoğlu, Yürek Fethi, s.184).


1298 yılında Müslüman olarak Said bin Hasan adını alan ünlü bir Yahudi âliminin hidayetine bir Cuma namazı sebep olmuştur. Goldziher'in "Said bin Hasan d'Alexandrie" isimli çalışmasında hayatını ortaya çıkardığı bu ünlü Yahudi âlimi şiddetli sancılar çektiği bir sırada Müslümanların mescidine girer ve oradaki manzaradan öylesine etkilenir ki içindeki güç onu İslam'la şereflendirir (Yürek Fethi, s.184-185).


Ernest Renan, İslâm'a karşı tavrıyla bilindiği halde, şu itirafı eserlerinde nakleder: "Bir mescide girip de ta içten etkilenmediğim ve hatta diyebilirim ki Müslüman olmadığıma hayıflanmadan çıktığım an olmamıştır."


Namazın tebliğe dönüştüğü nokta olabildiği gibi, sesli olarak yüreğin dudaklarıyla okunan Kur'an da aynı etkiyi insanlar üzerinde uyandırabiliyor...


Rasulullah (s), henüz Mekke'deyken evinin avlusunda yüksek sesle Kur'an okuyordu. Her tabakadan Mekkeliler onun okuduğu Kur'an'ı dinlemek için geceleri evinin önüne toplanıyorlardı... Bir gece Mekke'nin en ileri gelenlerinden üç kişi gizlice buraya gelmişlerdi. Birbirlerini tanıdıklarında bir daha buraya gelip Kur'an dinlemeyeceklerine söz verdiler... Ancak ertesi gece tekrar geldiler ve bu üç gün devam etti (İbn-i Hişam).


Yine Yemen'den Ezd kabilesinden Dımad isimli ünlü bir büyücü, Rasulullah'ı büyücü addedip onu mat etmek için karşısına çıkar. Dımad, o’ndan hünerini ortaya koymasını ister, ancak Rasulullah tevazu ve mahfiyet içerisinde Kur'an okur... Dımad öylesine hoşlanır ki üç kez okutturur... Ve sonunda Müslüman olur (Müslim, 1/237).


Hz. Ömer (r), Kur'an okunurken şehit edilmiştir... Yine Necaşi, Cafer bin Ebi Talib'in okuduğu Kur'an ile sermest olmuştur... Hind Okyanusu adalarından Ternate'de Kur'an'ın diriltici soluğu ölü ruhları diriltti... Portekizliler 16. yy'da Hind Okyanusu’nun ortasındaki bir adanın nasıl Müslüman olduğunu sordular... Ternateliler olayı şöyle anlattı: Datu Molla Hüseyin isimli bir tüccar malını pazarlarken bir yandan sesli olarak Kur'an okuyordu... Bunun anlamını soruyorlar ve insanlar ilgileniyor ve neticede Müslüman oluyorlar.


Fudayl bin Iyad'in hikâyesi yine bu konu çerçevesinde hatırlanmalı... Bu tarihte böyleydi, günümüzde de böyle devam ediyor. Amerika'da bir benzin istasyonunda namaz kılan bir arkadaşı gören bir Amerikalı bayan, namazın manasını sorar... Genç arkadaş açıklama yapar ve iletişim bilgilerini alırlar karşılıklı... Bir süre birbirlerine yazarlar ve o hanımefendi İslâm’la şereflenir... Bu konuda sinema aktörlerinden Yaşar Alptekin'in yine namazla dirilişi manidar bir örnektir. "Namazsız geçen günlerimi yaşadım saymıyorum" diyen Alptekin'in bu ciddi dönüşümüne ise bir cenaze namazı sebep olmuştur.


Şimdi daha iyi anlıyorum; Allah Rasulü'nün (s) "Gözümün nuru namaz" deyişini... Bunu bize hatırlatanlardan Allah razı olsun... Omar Ziglar, hayatında hiç mescid görmemiş... Sadece dışarıdan görmüş genç bir delikanlı iken... Duvarların arkasında bir mahkûmun namazına şahit olmuş sadece... Ama o gün bugün namazını asla bırakmamış... Ve ‘Bırakamam asla’, diyor Omar Ziglar... "Gözümün nuru namaz" deyişini hatırlatıyor Allah Rasulü'nün (s)...

NOT: Bu yazi Kurani Hayat dergisinde yayinlanmistir.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.