İslam Davasını Sattılar!..

xxx43

Madde: İslamcı veya Müslüman görünen bazıları İslam'ı, İslam davasını, İslami hareketi satmıştır.

Soru: İslam'ı ve davayı satan bu adamlar mü'min midir?

Cevap: Mü'min gibi görünüyorlar ama onlarda nifakın (münafıklığın) çok alametleri sırıtmaktadır.

Soru: Bunlar İslam'ı ve davayı neye ve kaça sattılar?

Cevap: Bazısı paraya, bazısı riyasete, bazısı dünyevi şan ve şerefe, alkışa, makam ve mevkiye, cümlesi nefs-i emmaresine ve şeytana uyarak satmıştır.

Soru: İslami hizmetler ve faaliyetler, İslami dava sektöründe samimi, muhlis, doğru yolda olan mü'min ve Müslim kimseler ve gruplar yok mudur?

Cevap: Olmaz olur mu, elbette vardır.

Soru: Onların özellikleri nelerdir?

Cevap: (1) Onlar dine, imana, Kur'ana, Sünnete, Şeriata sırf Allah rızası için doğru dürüst hizmet ederler... (2) Hizmetlerinin mükafatını ve ödülünü yaratıklardan değil, Yaratan'dan beklerler... (3) Bu mükafat ve ödülün dünyada değil, ahirette verilmesini isterler... (4) Hizmet ve faaliyetlerini asla ve asla zengin olmak, para kazanmak, mal edinmek için yapmazlar... (Daha nice başka şart ve özellik vardır...)

Soru: Bid'atçi, günahkar, fasık ve facir mü'minler kardeşimiz değil midir?

Cevap: İyi ve kötü, salih veya facir, adil veya zalim bütün mü'minler kardeştir. Bid'ati, günahı, zulmü onu küfre götürmedikçe, kardeşlik bağını kopartamayız.

Soru: Kendisini iyi, salih, muttaqi (takvalı), muhlis (ihlaslı) Müslüman olarak gören, "öteki" Müslümanları günahkar görüp onları tahkir eden, hafife alan kimse gerçekten iyi bir Müslüman mıdır?

Cevap: O kötü bir Müslümandır!..

Soru: Niçin?

Cevap: Çünkü iyi bir Müslüman kendisini iyi görmez, mü'minler arasındaki uhuvvet (kardeşlik) bağını kopartmaz.

Soru: Din, iman, Kur'an, Sünnet, Şeriat, mukaddesat ticaret ve benlik konusu yapılabilir mi?

Cevap: Yapılamaz. Yapanlar alçaktır.

Soru: İslami kesime, İslami hizmet ve faaliyetlere, İslami davete sızmış bunca münafık ve mürai varken, Müslümanlar başarılı olabilir ve kurtulabilir mi?

Cevap: Başarılı olmak ve kurtulmak elbette mümkündür ama bazı şartları yerine getirmek gerekir. (Birincisi) Münafık ve müraileri, din tacirlerini, mukaddesat sömürücülerini dışlamak... (İkincisi) İhlasa aykırı, ihlası zedeleyen bütün noksanlardan temizlenmek... (Üçüncüsü) Kur'anın yap dediklerini yapmak, yapma dediklerini yapmamak... (Dördüncüsü) Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) Sünnetini hayata uygulamak, onun güzel ahlakı ile ahlaklanmak... (Beşincisi) Bütün samimi, şuurlu, uyanık, firasetli Müslümanlar bir araya gelmek... (Altıncısı) Bu da ancak Müslümanların başlarına ehil ve layık bir İmam-ı Kebir seçmeleriyle olur... (Yedincisi) Ümmetin kurtuluşu için dört başı mamur bir plan ve program yapıp onu hayata geçirmek...

Soru: Türkiye'deki Müslüman çoğunluk, bugünkü durumu ile kurtuluşa erebilir mi?

Cevap: Eremez.

Soru: Niçin?

Cevap: (1) Milyonlarca Müslümanın, kendilerine yetecek derecede din, ilmihal bilgisi ve kültürü yoktur, cahillik yayılmıştır... (2) İtikatta (inanç konularında) bozukluklar çoğalmıştır... (3) Beş vakit namaz büyük ölçüde terk edilmiştir... (4) Cemaat terk edilmiştir... (5) Emr-i maruf ve nehy-i münker farzı yapılmıyor (veya yeterli, kurtaracak kadar yapılmıyor)... (6) Müslümanlar başsızdır... (7) Ümmet şuuru zayıflamış, onun yerine hizip, fırka asabiyeti hakim olmuştur... (8) Ümmeti uyaracak yeterli sayıda icazetli alim, fakih, nasih (öğüt veren), rehber, mürşid, aydınlatıcı, bilgilendirici, önder kalmamıştır.

Soru: Karamsar mısınız?

Cevap: Müslüman karamsar olmaz... Karamsar değil, gerçekçiyim. Ne kendimi aldatırım, ne de din kardeşlerimi... Allah'tan ümit kesilmez.

*(İkinci yazı)

Yahu Sen Kendini ne Sanıyorsun!

Herkes haddini bilmeli. Önce bendeniz... Ben aydın mıyım? Öyle bir iddiam yok. Peki neyim? Okur yazar bir Türkiyeliyim. Buna yemin etsem başım ağrımaz. Hem okurum, hem yazarım...

Milletin nedir diye sorsalar, Müslümanım İslam milletindenim derim... Peki nasıl bir Müslümansın?.. İyi bir Müslüman olduğumu söylesem yalan söylemiş olurum...

Ahlaklı ve faziletli bir Müslüman mıyım?.. Öyle bir iddiam yoktur... Kusurlu, günahkar, hatalı bir Müslümanım.

Niçin yazıyorsun?.. Belki faydalı olabilirim ümidiyle...

Emr-i maruf ve nehy-i münker yapmak sana mı kaldı?.. Herhangi bir iddiam yok ama maalesef bu vazife ve hizmet gereği gibi yapılmadığı için iş bana kadar düştü. Emr-i maruf ve nehy-i münker yapan alimlere, fakihlere, bütün Müslümanlara selam ederim. Bendeniz onların arkasından gidiyorum.

Dini konulara ve meselelere temas ediyorsun, yanılamaz mısın?

Elbette yanılırım ama iki kere ikinin dört olduğunu yazmak için icazetli matematik profesörü olmak gerekmez. Bir toplumda iki kere ikinin üç veya yedi ettiğini iddia edenler zuhur eder ve onlara yeterli cevap verilmezse, iş benim gibilerine düşebilir. Bugün olduğu gibi...

Bendeniz dini/islami konularda kendi kafama, re'yime, heva ve hevesime göre yazamam, konuşamam. Muteber Ehl-i Sünnet alim, fakih ve mürşidlerinin yazdıklarını nakl edebilirim ancak.

Sen kendini hem savcı, hem hakim, hem cellat gibi mi görüyorsun? Hayır. İsim vererek kimseyi suçlamam, dosya açmam. Anonim konuşur yazarım.

Herkesin itikadını tashih etmesi gerektiğini yazmak şahsi bir fikir değildir. Tashih-i itikad İslam'ın temellerindendir.

Beş vakit namazın farz olduğu, mutlaka kılınması gerektiği, hür ve mukim erkeklerin (20 küsur şer'i özür dışında) cemaate devam etmelerinin şart olduğu bütün muteber kitaplarımızda yazılıdır. Bunu söylemek için icazetli alim, fakih, müftü olmak gerekmez.

Reformcu, yenilikçi, değişimci, Fazlurrahmancı, mezhepsiz, BOP'çu, ılımlı İslamcı bazı ilahiyatçıları isim vermeden tenkit ediyorsun, buna hakkın var mı?.. Bu benim vazifemdir.

Ama onların senden fazla ilmi var. Eyvallah bu doğrudur ama sadece ilim yetmez. Doğru yolda olması gerekir. Zemahşerinin okyanus gibi ilmi, Arapçası vardı ama mutezile mezhebine bağlı olduğu için bazı konularda yanılmıştır. İbn Teymiye de öyledir. İlimde bir bahr-i bi-payan idi ama yanıldı... Bendeniz Ehl-i Sünnet büyüklerinin onlar hakkındaki tenkitlerini okur ve onları kendi üslubumla özetleyebilirim.

Ama İbn Teymiye'yi beğenen ve övenler de var... Vardır ama onlar azınlıktadır. Onu tenkit edenler çoğunluktadır. Bendeniz İbn Teymiye konusunda Sevad-ı Azam dairesi içindeyim.

Vehhabilik konusunda aşırı gitmiyor musun?.. Ne aşırı gitmesi... Çok ılımlı, hafif ve az yazıyorum.

Peki din baronları diye tutturmuşsun, verip veriştiriyorsun... Bu konuda da çok yumuşak ve insaflı hareket ettiğimi sanıyorum. Bazı din baronlarının Millet-i İslamiyeye ettiklerini kafirler yapamaz.

Yahu sen kendini ne sanıyorsun?

Cevap: Bir şey sandığım yok. Üzülme tasalanma. Bütün şanlar, şerefler, ünler, alkışlar, makamlar, mevkiler, riyasetler, saltanatlar, debdebeler, yaşa var ollar, küçük ve büyük dağlar, eurolar dolarlar, altınlar gümüşler, arsalar binalar sizin olsun. Bendeniz hiç olmak isteyen ve onu da olamayan bir kimseyim...

*(Üçüncü yazı)

Yakın Tarihimizdeki Cami Kıyımı ile İlgili bir Şehadet

Aşağıda, 1924'te Lozan Mübadelesi ile Yunanistan'dan İstanbul Bahçeköy'e gelen kuşağın çocuklarından Mustafa Şen ile yapılan mülakatı okuyacaksınız. (Kaynak: Başak Zorlu, Rahime İsmetova Mustafova, "İkinci kuşak mübadillerin Selanik'ten Bahçeköy'e kültür aktarımı", basılmamış Ortaöğretim Öğrencileri Arası Araştırma Projeleri Yarışması metni TÜBİTAK, İstanbul 2010, s. 34.)

"...eski camiyi biliyorum. 1938'de yandı cami, ben gördüm... O yandı sonra biz yeniden yaptık. 2'nci Dünya Savaşı patladığında askeriye orayı aldı, mühimmat koymak için, ihtiyacı vardı yani. 1950'yi geçene kadar orası cephanelik olarak kaldı. Ben askere gittim, geldim. Birisi hızar makinası kurmuş oraya. Ama biz boş kalmasın diye Hasan Dinç'in bir barakası vardı, orayı geçici olarak cami yaptık. 1944'te de parkın karşısındaki camiyi yapmaya koyulduk. Sonra eski cami sinema oldu... 1974 senesinde orayı tekrar cami yapmaya karar verdik, yıktık. Bir Binbaşı geldi, burayı yıkamazsınız, sizi mahkemeye vericem filan dedi. Ben de güzel, ver bizi mahkemeye dedim. Niye vereceğini sordum, binanın sivil savunmaya ait olduğunu söyledi. Binayı yıkıp, yenisini yapacağımızı söyledim. Adam gitti, bir daha da mahkemeye falan da vermedi, biz de camiyi yaptık."

Evet, yakın tarihimizdeki tek parti devrinde maalesef on binden fazla cami, mescit, tekke, taş mektep, imaret ve diğer vakıf binası yıkılmış, kapatılmış, satılmış, kiraya verilmiş, gayesinden başka maksatlarla kullanılmıştır.

Yine binlerce tarihi İslam kabristanı düzlenmiş, bazısının yerine park yapılmış, bazısının arazisi kapanın elinde kalmıştır. Atalarımızın mezarları yok edilmiştir.

Bütün bu cami, mescit, tekke, vakıf malı, mezarlık kıyımı esnasında bir tek mezarlığın bir taşına bile dokunulmamış, büyük bir titizlikle korunmuştur. O da, Üsküdar Bülbülderesi'ndeki Selanik Dönmeleri (Sabataycılar, Avdetiler) mezarlığıdır.

"Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı" adlı kitabımda (Bedir yayınevi, tel: 0212/519 36 18) CHP oligarşik idaresi zamanında yıktırılan, yok edilen, başka maksatlarla kullanılan camiler ve vakıf eserleri hakkında bilgi bulabilirsiniz.