İsrail gelişmeleri doğru okuyamıyor

xxx78

Türkiye ile İsrail'in ilişkileri yeniden düzelebilir mi?

İki ülkenin diplomatları bu sorunun cevabını vermek üzere İsviçre'de buluşmuşlar... İsrail'in Karmel bölgesinde çıkan yangını söndürme çalışmalarına Başbakan Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla Türk uçaklarının da katılması, bu yöndeki beklentiyi artırmış. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu yumuşamış; İsrail 'özür' ve 'tazminat' konularında formül aramaktaymış...

Gerçekten düzelebilir mi ikili ilişkiler?

Herkesin "Oldu, bitti" gözüyle baktığı bir gelişmeye kuşkuyla yaklaşmamın iki ciddi sebebi var: İsrail halkı için 'barış' eskisi kadar önem taşımıyor ve İsrail Ak Parti iktidarına sahip Türkiye'nin kıymetini yeterince değerlendirebilecek siyasiler tarafından yönetilmiyor...

İsrail'in devlet olarak, Musevi halkının da ulus olarak bugüne kadar en fazla eksikliğini hissettiği 'güvenlik' konusunda 'anahtarı' elinde tutan ülke Türkiye... Adil ve kalıcı bir barış sonucu güvenilir sınırlara sahip bir ülkeye dönüşmek istiyorsa İsrail, bunun yolu, Türkiye'nin sunduğu imkânların kullanılmasından geçiyor.

TIME dergisi son İsrail-Filistin barış görüşmeleri başladığında çıkan sayısının (13 Eylül 2010) kapağından, İsrail'in barış yapmak diye bir derdi olmadığını dünyaya duyuruverdi. Bir kamuoyu yoklamasında yöneltilen "Sizin için en önemli sorun nedir?" sorusuna, İsrailli Yahudilerin yalnızca yüzde 8'i, 'Filistinliler ile barış' şıkkını işaretlemiş... 'Barış' İsrailliler için 'beşinci' derecede önem taşıyor bugün...

Bu yönüyle, İsrail ve İsrailliler, ABD yönetimi ve Amerikan halkıyla da ters düşüyor. Daha da önemlisi, dünyanın gittiği istikamet 'Filistin sorunu'na âcilen çözüm bulunmasını gerektirdiği halde, düne kadar çözümden yana görünerek sempati toplayan İsrail, bugün sürecin en büyük engeli haline dönüşmüş bulunuyor.

Kötü giden her şey Mavi Marmara olayına bağlanmış görünse de gerçek şu: İsrail yalnız Türkiye için değil dünya için de bir 'sorun' teşkil ediyor bugün. Uluslararası sularda seyreden gemiye baskın yapılmasına izin vererek dokuz Türk'ün hayatını kaybetmesine yol açan İsrail'in bu eylemi için özür dilemesi ve tazminat ödemesi mümkündü; Türkiye'nin ilk gün ilân ettiği altı şarttan dördünü hemen yerine getiren İsrail bunları da yapabilirdi.

Yapmaması, olayda kendini haklı görmesinden veya özür dilemeyi bilmemesinden değil. Mavi Marmara gemisi oraya Gazze'ye uygulanan ambargonun acımasızlığını gözlere sokmak için gitmişti; İsrail sonradan ambargoyu esnetti. Ülkesi hakkında olumlu sözler sarf etti diye Küba lideri Fidel Castro'yu öven Netanyahu bu yüzden kızdırdığı ABD'li politikacıdan özür dileyebildi.

Özür dilemek ve tazminat ödemek, eğer Gazze ambargosunu kaldırmayla, genel tavrını sorgulama ve değiştirme yönünde adımlar atmayla desteklenmeyecekse fazla bir anlam taşımayacaktır.

İsrail'in her şeyden önce ülke ve ulus olarak kimliğiyle ilgili bir karara varması gerekiyor. Hem de hiç vakit kaybetmeden...

Son Lizbon Zirvesi'nde NATO'nun 'füze kalkanı' projesiyle birlikte yeni bir stratejik konsept kabul ettiği duyuldu da, bunun bölgemiz açısından ne anlam taşıdığı yalnızca İran bağlamında konuşuldu. Oysa yeni stratejinin en fazla etkileyeceği ülkelerin başında geliyor İsrail. Güvenliğin geniş bir şemsiye altında sağlanacağı bir bölgede İsrail'in de kendi 'güvenlik öncelikleri'ni yeniden gözden geçirmesi şart. 'Barış' yapmak fırsatı varken kendini 'etrafı düşmanlarla çevrili' bir ülke olarak sunmak ve bu sebeple dünyadan anlayış beklemek giderek zorlaşıyor İsrail için...

Bakalım İsviçre'deki görüşmelerden ne çıkacak?