İşte gidecek ve gelecek olan bakanlar!

xxx357

Biliyorsunuz, Türk medyasında “ileri gelen” bazı köşe yazarları vardır.

Bunun yanında bir de fazlasıyla ileri giden, ileri gittiği için fazlasıyla ileri geri konuşan köşe yazarları da vardır.

Tabii önde gelen bazı köşe yazarlarının alamet-i farikalarından biri de önüne arkasına bakmadan önüne gelene çamur atmalarıdır.

“İleride”, ileri gelen köşe yazarı olur muyum yoksa zaten “gerici” olduğum için geriden mi gelirim bilmiyorum!

Ama bugün biraz fazla ileri gidip hariçten gazel okuyacağım!

Örneğin; ben Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yerinde olsam kabineyi nasıl revize ederim ve büyükşehirlerde kimleri aday gösteririm, bunları yazacağım.

İşte kendini başbakan zanneden Fikri Akyüz'ün “haddini bir hayli aşan” yazısı!.

Önce İstanbul'u “bi” halledeyim!

Kadir Topbaş'ın belediye başkanlığı dönemi başarılı bir dönemdir.

Özellikle pek çok katlı kavşak inşası, çevre düzenlemesi, başkanlığına bağlı birimlerden İDO'nun gözle görülür ciddi başarısı, İGDAŞ'ın İstanbul'un mücavir alanlarına kadar hizmet götürmesi, önümüzdeki 40 yılın su ihtiyacının karşılanması için Melen Suyu projesinin hayata geçirilmesi, Metrobüs gibi muazzam bir proje ile 2,5 saatlik yolun 38 dakikaya indirilecek olması Kadir Topbaş'ın başarılı icraatından sadece bir kaçı..

Ancak Topbaş Başkan'ın halkla yakın temas kuramadığı yönündeki eleştirilerde haklılık payı yok değil..

Bunun gibi, yeniden aday gösterilirse yaşının da dönem sonuna doğru 70'e yaklaşacak olması da ikinci bir dezavantaj teşkil ediyor.

Oysa İstanbul gibi bir metropolü yönetecek olan kişinin 40 yaşından az 60 yaşından fazla olmaması gerekiyor.

İşte bu nedenlerden dolayı İstanbul'a Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ı atıyorum!

Çünkü Yıldırım, bakanlığında muazzam bir performans gösterdi; hem sağ hem sol seçmenin takdirini kazandı, üstelik yaşı da genç..

Bunun gibi İDO genel müdürlüğünden geldiği için İstanbul'a yabancı da değil; keza “halktan” biri olarak temayüz ediyor.

İstanbul benim için önemli, zira İstanbul'u kaybedersem, İzmir ve Diyarbakır'ı alsam dahi bunun benim için bir kıymet-i harbiyesi yoktur.

Ancak Kadir Topbaş gibi, İstanbul denilen “cangıl”a hizmet etmek için devamlı çalışan bir ismi de harcamak istemiyorum.

Onun için Kadir Topbaş'ı İstanbul'da ulaşım konusunda iyi bir tecrübe kazandığı için, Binali Yıldırım'dan boşalacak olan Ulaştırma Bakanlığı'na “dışarıdan” atıyorum!

Hayır “atmıyorum”; samimi söylüyorum!

Ankara'ya gelirsek.. Ankara gibi bir yerde üst üste üç kez başkanlık yapan, üstelik oylarını her defasında artırarak seçim kazanan Melih Gökçek'i ne yapıp edip Ankara'ya yeniden başkan adayı yapmak istiyorum!

Ankara için konuşulan TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar'ı ise belediye başkanlığına aday göstermem, zira TOKİ benim gözbebeğim..

Altı yıldır, 800 müteahhit firma ile çalışan ve isimlerini tek tek bildiğini bildiğim Bayraktar'ın yerine gelecek olan isim ne kadar başarılı olursa olsun TOKİ'de bir “kırılma” doğurması kuvvetle muhtemeldir.

Kendisini bir sonraki genel seçim sonrası direkt bakan yaparım.

İzmir için ise, yine kabineme müracaat edeceğim.. (Ne yapayım kardeşim; kabinemde acayip başarılı insanlar var..)

Nimet Çubukçu tam “İzmirlik” bir aday.. Hem muhafazakar seçmenin hem liberal kesimin hem de ılımlı sol seçmenin sıcak bakacağı bir isim.. Üstelik medya da kendisine soğuk sıcak bakıyor.

Ama yerine artık “dışarıdan” değil de bu kez “içeriden” atama yapmak gerekiyor.

Kadın bakan sayısını mutlaka üçe çıkarmam lazım; Robert ve Boğaziçi mezunu Nursuna Memecan, Aşkın Asan ve Fatma Seniha Nükhet Hotar Göksel kadın bakanlarımdır.. (Yanlış anlaşılmasın; Göksel'in birkaç ismi var, yoksa kadın bakan sayısını 6'ya çıkarmış değilim!)

Bayındırlık Bakanı Nafiz Özak, son derece dürüst bir arkadaşım ama yerine, Kadir Topbaş'ın vekilliğinden alınmasına rağmen bu duruma “alınmayan” ve böylece sadakatini ispatlamış olan teknik adam İdris Güllüce'yi atamak istiyorum.

Mehmet Sağlam'ı Milli Eğitim Bakanlığına, Hüseyin Çelik'i ise Başbakan Yardımcılığı ve Hükümet Sözcülüğü görevine getiriyorum.

Zira Çelik'e hiçbir görev vermezsem bunu kapatma davası ile ilintilendireceklerini biliyorum.

Evet, bugün kendimi Başbakan Erdoğan yerine koyarak işgüzarlık yaptım.

Ama “hariçten gazel okurken” dahi başım ağrıdı; bir de “dahilden” okusaydım herhalde ağrıyacak bir başım bile olmazdı, zira kellemi götürürlerdi!

O yüzden kendimi Başbakan Erdoğan yerine koymak yerine bazı meslektaşlarım gibi yapıp Başbakan Erdoğan'a köşemden “akıl vermeye”, vermekle kalmayıp “atıp tutmaya” karar verdim.

Üstelik böyle yapınca adama “büyük yazar” diyorlar!