Kadınlar Hayatın Bir Öznesi mi?

Aytekin ATASOYU

İnsanoğlunun uğruna savaşlar yaptığı kadın denen varlığın toplumdaki yeri tarih boyunca çok fazla tartışıla gelmiş ve Felsefeden Sanata, Nazımdan Nesire kadar birçok alanda kadın fiziksel, sembolik, sosyokültürel olarak ele alınmıştır.

Yunan mitolojisinde entrikadan, estetiğe ve güzelliğe kadar geniş bir yelpazede kadın figürü tanrısallaştırılmıştır.

Felsefenin inşa edilmesinde ilk nirengi noktası olma özelliği taşıyan Aristo ve sonradan gelen filozofların kadına bakış açıları ve kadına yüklediği anlam sanatın doğmasına ve gelişmesine büyük katkılar sağlamıştır.

Sonraki yıllarda Hıristiyanlığın ortaya çıkmasından sonra kadına bakış açısı yeni bir boyut kazanmıştır.

Orta çağ Hıristiyan dünyasında kadının bir ruha sahip olmadığı tartışılıyor ve  Hıristiyanlık kadını yasak meyve meselesinden dolayı bütün kötülüklerin nedeni olarak görüyordu.

Hatta bu meseleden dolayı kadınların özel hallerinin onlara  verilen bir ceza olduğuna inanılıyordu. Bu ve benzeri durumların izlerini günümüzde bile bulmak mümkündür. Engizisyon mahkemelerinde cadı kadınlar yakılıyor ve bu din adına yapılıyordu.

18. Yüzyılın sonlarına kadar kadın İngiltere’de kocasına mutlak itaate mecbur olup miras hakkı gibi vb hemen hiçbir hakka sahip değildi.

Burada istidradi olarak bir noktayı belirtmekte fayda var. Bu nedenlerden dolayı Feminizm batıda ortaya çıkmış ve kadın hareketleri batıda kendine yaşam alanı bulmuştur.

İslam’ın gelmesiyle birlikte özgün kimliği iade edilen kadının günümüzde tasavvur şekli biçimsel farklılıklar dışında çokta değiştiği söylenemez.

Ruhi hazlar yerine bedeni hazların daha fazla değer kazandığı günümüzde beden ruhun önüne geçmiş insan bedenine bağlı olan arzuların tatmini nesnelleşmeye başlamış ve insanlar arzularını nesnelere yükledikleri anlamlarla giderme yoluna gitmiştir. Buda tüketim kültürünü beraberinde getirmiştir.

Tüketim kültürünü toplumun en ücra köşelerine kadar yaymak isteyenler kadını ve kadının sahip olduğu en değerli hazinesi cinselliği kullanarak kadını tüketim kültürünün metası haline getirmiştirler.

Öyle ki Tüketim kültürünü artırmak için bir meta olarak kullanılan kadın figürü reklamdan modaya ve estetiğe kadar hayatın birçok alanında en büyük tüketim nesnesi konumundadır. İlgili ilgisiz her alanda kadın figürü kullanılmakta, kadın figürünün estetize ettiği reklamlar, diziler, magazinel programlar kitle iletişim araçlarında reyting malzemesi olarak yer almaktadır. Ayrıca mağazalarda, marketlerde ürün tanıtım elemanları, kasiyerler ekseriyetle kadınlardan oluşmaktadır.

Bunun tek bir nedeni vardır. Kadının cazibesi kullanılarak ilgili alanda tüketimin artmasını sağlamaktır.

Bugün töre cinayetleri, kadına karşı şiddet, kadının toplumdaki statüsünün artırılmasına yönelik olarak yürütülen çalışmalara kadınlarımız haklı olarak fazlasıyla ilgi göstermekte ve kadının toplum düzeninde hak ettiği yeri alması için çaba sarf etmektedirler.

Sosyal alanda, ekonomik alanda, akademik alanda yer etme gayreti içinde olan kadınlarımız bu alanlarda birer özne olmak istiyorlarsa öncelikle ve özellikle tüketim nesnesi olarak kullanılmayı reddetmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde kadına verilen değer, kadının sahip olduğu cismani özelliklere bağlı olacak. Bu durumda kadını bir meta olmanın ötesine götürmeyecektir.

 

Aytekin ATASOYU

atb_ats@hotmail.com

http://twitter.com/#!/atasoyu

www.aytekinatasoyu.com

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.