KADINLARIMIZA NASIL DAVRANIYORUZ?

Naim ÖZGÜNER

Naim ÖZGÜNER  16 ŞUBAT 2013

Bizi biz yapan bazı değerlerimiz vardır. Bunlar olmazsa olmazlarımızdır. Bu değerlerimiz ile varlığımızı devam ettiririz. En büyük kıymet-i harbiyesi olan, kedisine değer ve kıymet atfettiğimiz, bir elmanın diğer yarısı dediği miz, varlıklarıyla hayatımıza anlam ve kıymet katan, hadis-i şerifte buyrul duğu gibi günahlarla aramızda perde olan, kendilerinde sükun bulduğumuz kadınlarımız, hayatımızın bir değil, çok parçası olduğunu bilmek durumunda yız. Özlemek ve özlenmek, ancak bu kadar resmedilebilir. Bir kadın tarafın dan özlenirseniz ancak kendinize değer verirsiniz. Varlığınıza muhabbet du yarsınız. Kalabalıkların içinde de olsanız, kalbinizde özel bir sevgi olduğun dan, kalabalık içinizde değildir. Yolu sevmiyorsanız, kalabalıklarla da gitse niz yola ısınamazsınız. Ama sizi seven, sevdiğiniz bir kadınla yola gidiyorsa nız, taşlı da olsa, dikenli de olsa, inişli çıkışlı da olsa, sıcak soğuk ta olsa yol se vilir.

Mecnun, yanından geçen köpeğin ayaklarının altını öptüğünde sebebini sorarlar: “O köpek benim Leylamın yaşadığı köyden geliyor, ayakları onun yaşadığı köyün topraklarına bastı, onun için öpüyorum”. Anlayabilirler mi? Zannetmiyorum. Zira Mecnun olmayan anlamaz. Bunu kalbinde sevgi olan, sevmenin ve sevilmenin ne demek olduğunu bilen anlayabilir. Leyla' dan Mevla' ya, Mevla' dan Leyla' ya köprü kuranlar anlayabilir.

Şu hususlar kadına değer verdiğimizi gösterir: Kadının yanında sigara içilmez. Kadının omzuna el konulmaz. Kadının yanında ayak ayak üstüne atılmaz. Kadının yanında el cepte gezilmez. Kadın kendi elini uzatmadan el uzatılmaz. Kadın bayan değil, hanımefendidir. Kadın karı değil, hatun ve hanım dır. Yolda kadından önde gidilmez. Kadının sağından gidilmez. Kadının yanında bir başkasıyla uzun uzadıya konuşulmaz. Bir yerden çıkarken kadından önce çıkılmaz. İzinsiz yanına oturulmaz. Ondan izinsiz nafile oruç tutulmaz..Bunlar belki biraz tuhaf gelebilir, ama hayatın gerçeği budur. Bu dünyada iki cins varız. Kadın ve Erkek. Bunu kabul ediyorsak sözün bittiği yerdir. Müslüman camia bugüne kadar devamlı; “İslam’da Kadın” üzerinde durdu. Eserler, yazılar, dergiler, proğramlar vs. kadın hakkında çıkarıldı. Hiç kimse demedi ki “İslam da Erkek” yok mu.? Bu erkekler kadından doğmadılar mı? Kadına düzen veren erkeğe kim düzen verecek? Haliyle kendi kendimize çelişkiye düştük. “Erricalü kavvamüne alennisai..” ayetini (Nisa,34), Kavvam’ dan hareketle erkeklerimiz, kazaklık larına dayanak bulmuşlardı. Sopayı sıpayı darb-ı mesel yaptılar. Sanki tabi oldukları Peygamberleri yapmıştı.! Kadın hakkında hüküm veren erkek, kadın hakkında kitap yazan erkek, kadın hakkında fetva veren erkek, kadın hakkında nasıl olacağına karar veren erkek, İslam’da kadın diyen erkek..! Biraz da misallere bakalım.

Hira denilince akla iki insan gelir. Peygamberimiz ve Hz. Hatice. Peygamber liğinin yaklaştığı son aylarında her gün Hiraya eşine yiyecek ve içecek götü rürdü o mübarek kadın. Bir gün Hirada bulunan sevgilisi adına korktu. Ya ona bir şey olursa diye endişeler duymaya başladı. Bu korku ile Hirada üç gün bekledi sevgili eşini. Eve dönmedi. Haberi yok sevgilisinin beklendiğin den. Cebrail geldi ve haber verdi Hatice’sinin beklediğini. O üç gündür burada kalıyor dedi. Seven sevdiğine vefadardır, fedakardır, cefakardır. Seven sevdiğinin kapısında bekleyendir. Sevgili beklenendir.

Haticetü’l Kübra vefat ettiği zaman çok üzülmüştü O şanlı Nebi. Haticesisin vefat ettiği yıla Hüzün yılı demişti. Bu belki tarihte eşinin vefatı için bir yıla ismini vermek, görülmemiş ve duyulmamış bir şeydi. O kadar üzülmüştü ki sevgili eşinin vefatına, Allah Cebrail ile Peygamberine taziyede bulunuyordu Ölümüne Allahın taziyede bulunduğu ilk insandı ve ilk kadındı Hz. Hatice (R. Anha)

Yine bir gün Hiraya gidiyordu Hz. Hatice. Sevgili eşinin yanına. Yolda tanımadığı biriyle karşılaştı. O zamana kadar hiç görmemişti onu. Ama korktu. Heyecanlandı. Sevgili eşini sordu ona. Heyecanından konuşamadı. Tıpkı Hz. Meryem gibi. Fakat Hz Meryem kendisi için korkmuştu, Hz. Hati ce ise sevgili eşi içindi korkusu. Efendisinin yanına gidince korkusunu ve en dişesini anlattı. Gördüğü kişiyi tasvir etti. Sevgili eşi (S.A.V.): “Korkma ya Hatice! Sana beni soran Cibril di.”    

Al-i İmran 92 inci ayet nazil olmuştu: “Sevdiklerinizden infak etmedikçe Hakiki imana ermiş olmazsınız.!” Bu ayet Hz. Ebu Talha yı etkilemişti. Hakiki imanı elde etmek için sevdiklerinden infak etmesi gerekiyordu. En sevdiği malı neydi? Hangisiydi? Medine nin sıcak günlerinde altında gölgelendiği hurmalığı vardı. O geldi aklına. Peygamberimize hemen şunu dedi: “Ya Resulüllah. Benim çok sevdiğim hurmalık bahçem var. Onu Allah için veriyorum.” Ebu Talha, hemen oradan kalkar, evine gider. Eşi Rumeysa bahçede bir hurmanın gölgesinde oturmaktadır. Talhanın bahçeye girmedi ğini, duvarın dışında belediğini görünce: “Ey Talha. Neden orada bekliyor sun, içeri girsene?” Talha, "ben içeri giremem" dedi. Rumeysa şaşırmıştı: “Neden? Bu bahçe bizim değil mi?” “Hayır, artık bezim değil Ya Rumeysa.!”  Ve Hz. Talha olanları anlattı. Rumeysa eşinin anlattıklarını dinledikten son ra şunu sordu: “İkimiz için mi bağışladın, yok sa kendin için mi?” “İkimiz için” dedi Ebu Talha. “Allah senden razı olsun. Ben de aynı şeyleri düşünü yordum” dedi ve ardına bakmadan hurma bahçelerinden çıktı. Fani mal baki olmuş, bekaya mazhar olmuştu. Peşin alış verişin ücreti Ahirette alına caktı.

Bir gece Peygamberimiz yatsı namazından sonra yatar. Bir müddet yattık tan sonra kalktı ve dışarı çıktı. Hazret-i Aişe merak etti. Kıskançlığı ona baş ka düşünceleri getirdi. O da hemen kalktı ve peşine takıldı. Peygamberiz ka ranlığın ortasında Medine de ki Baki Mezarlığına gelmişti. Baktı ki Peygam berimiz orada, Hz. Aişe hemen geri döndü ve koşa koşa eve gelip yattı. Ar dından Peygamberimiz geldi ve O’ da yattı. Ama Hazret-i Aişe nin derin de rin nefes almasından meraklandı ve sordu. Fakat cevap vermedi Aişe. Peygamberimiz: “Bak! Ya söylersin, ya da her şeyden haberdar olan Allah bana bildirir” deyince sevgili eşine durumu anlatır. Peygamberimiz “Demek önümden geçen karaltı sendin!” dedi. “Evet” dedi Hazret-i Aişe utanarak. “Allahın Resulünün seni aldatacağını mı sandın? Oraya Cebrailin isteği üzeri ne gittim” dedi.

Bir sefer esnasında Hazret-i Aişe Peygamberimizle beraber iken boynunda ki kolyesi kayboldu. Allahın Resulü ve sahabeler aramalarına rağmen kolye yi bulamadılar. Peygamberimiz oradan, kolyeyi bulmadan da ayrılmak iste miyordu. Herkes Peygamberle beraber orada kaldı. Ama o bölgede de su yoktu. Namaz da kılmak zorundaydılar. Bazı sahabeler Hz. Aişeyi babası Hazret-i Ebu Bekire şikayet ettiler. “Resulüllahı alıkoydu. Ona eziyet oldu. Su da yok. Susuz kaldık” gibilerinden..Ebu Bekir doğruca kızının yanına gitti. O an Resulüllah Hazret-i Aişenin dizinde uyumaktaydı: “Senin yüzün den burada kalındı. Eziyet verdin insanlara. Yanlarında da su yok.” Hazret-i Aişe derki, "babam maşallah demediğini bırakmadı. Eliyle göğsümü dürterek canımı bile acıttı. Resulüllah dizimde olduğu için kımıldamamaya çalıştım.” O gece Peygamberimiz sabaha kadar susuz kaldı, uyumuştu. Ama sevgili eşine ne kızdı ve nede azarladı. Sabah olunca sıkıntı çözülmüştü. Allah ayet nazil etmişti. Teyemmüm ayeti azil olmuştu: “..su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin ve yüzünüzü ve ellerinizi onunla mesh edin..” (Nisa, 43 / Maide,6) Bir gecelik yaşanılan sıkıntılı bir hayattı. Ama bir rahmeti netice vermişti. Hz. Aişe den dolayı nazil olan bu teyemmüm ayeti için sahabeden Useyd b. Hudayr  Hz. Ebu Bekire gelerek iltifatta bulundu. Hz. Aişe der ki: “(Gitme vakti geldiğinde) Bindiğim deveyi dürtüp kaldırdım bir de ne göreyim kaybolan kolyem devenin altında.!” Peygamber Efendimiz, herkesin kızdığı bir yerde ve zamanda, O, eşinin kaybolan kolyesini kızmadan arıyordu. ‘Seferde bu kadar önemli meselelerin yanında bunun ne önemi var ki’ demiyordu.

Bir gün Hazret-i Aişe ile Peygamberimiz arasında bir tartışma oldu. Hazret-i Aişe itirazlar edince konuyu bir hakeme götürme kararı alırlar. Peygambe rimiz sevgili eşine teklif eder. Kabul eder Hazret-i Aişe hakem işini. Peki kim olacak hakem? Peygamberimiz, sevgili kayınpederi, Hazreti Aişenin babası Hz. Ebu Bekiri teklif eder. Onu da kabul eder. Hz. Ebu Bekir hakem olarak gelir ve hadiseyi dinlemeye başlar. Peygamberimiz konuyu tam an latmaya başlayacağı sırada Hazret-i Aişden şu ikazı alır: “Ama doğru anla tacaksın tamam mı!” Bu ikaz cümlesi Hz. Ebu Bekiri üzer, sinirlendirir: “Sen Allah Resulüyle böyle nasıl konuşuyorsun!” diyerek kızının yüzüne bir tokat atar. Aişe bu tokattan korkup hemen Peygamberin yanına sığınır. Eşinin, babası tarafından  tokatlandığını gören Peygamberimiz üzülür: “Ya Eba Bekir! Sen haksızlık ediyorsun. Biz seni buraya hakemlik için çağırdık, tokat atasın diye değil ki!”                   

            e-mail: naimozguner81@gmail.com / Facebook: Naim ÖZGÜNER