Komployu ben de sevmem

xxxx111

En merakla okuduğum yazılar “Ben aslında komplo teorilerini sevmem” cümlesiyle başlayanlardır. Kendi deneyimlerimden biliyorum, yazarına, “Acaba bana komplocu derler mi?” endişesi taşıtanlardır gri beyin hücrelerimi çalıştırmaya değer yazılar... Yoksa girişte öyle bir uyarı yapmaya neden gerek duysun yazar?

Dünkü Sabah'ta “Türkiye'de son zamanlarda yaşananlarda ABD'nin rolü var mı?” sorusuna cevap arayan bir yazı yayımlandı. Washington'daki bazı önemli düşünce üreten kuruluşlarda sorumluluk taşıyan Ömer Taşpınar kafası çalışan herkesin hiç değilse kendi kendine sorduğu soruya cevap vermek istemiş. Daha yazı girişinde, “Komplo teorilerini sevmem” cümlesini kondurmuş...

Oysa 'komplo' sözcüğünün anlamı son yıllarda hayli değişti. Bugün artık 'uçuk-kaçık iddialarla kafa karıştırmak' anlamını taşımıyor o sözcük; akla ilk getirdiği şey 'birilerinin gözlerden saklamaya çalıştığı, bilinmesi istenmeyen ayrıntıları açığa çıkartmak'. Bu sebeple, “Komplo teorilerini sevmem” demek, “Bu yazıyı sakın okumayın, dişe dokunur hiçbir şey söylemiyorum çünkü” demekten farksız...

Yazısında önemli şeyler söylüyor Ömer Taşpınar. Dediği şu: Bir ara Neo-Çılgınlar ile Ulusalcılar arasında bir ittifak var gibiydi ve ikili ilişkiler üzerine bunların gölgesi düşüyordu. Ancak bu birliktelik fazla uzun sürmedi.

İlginç hüküm cümlesini aynen aktarayım: “Sonuç olarak gerek Amerika, gerekse Türkiye'deki demokrasi dalgası bu tip yapay ittifaklardan çok daha güçlü çıktı. Her şeye rağmen Washington'da marjinal de olsa askeri vesayet altında daha kolay kontrol edilecek oligarşik bir Ankara arzulayan bazı güç odakları olabilir. Tıpkı aynı tür bir Ankara'yı arzulayan Ergenekon gibi. Ancak şurası kesin: Türkiye'de yaşanmakta olan tarihi gelişmeler sayesinde artık askeri darbeler dönemi sona ermiştir. Bu yeni Türkiye zaten pek yakında yeni bir Washington'a da kavuşacaktır.”

Ben daha ilerisini burada yazdım, televizyonlarda dillendirdim: “Bugün tanıklık ettiğimiz Soğuk Savaş dönemi yapılanmanın tasfiyesiyle sonuçlanabilecek gelişmede, ABD'nin kendi oluşturduğu yapılanmayı gözden çıkarma niyetinin de muazzam etkisi vardır.”

Bakmayın NATO ve ABD-karşıtıymış rolü yapmalarına, tasfiye edilmek istenen örgüt, 1950'li yıllarda Amerikan ve İngiliz istihbarat elemanları tarafından kurulmuş ve üzerine NATO kisvesi geçirilmiş bir yapının üzerine oturuyor. Geçmişte hep istenmesine rağmen başarılamayan tasfiye bu kez gerçekleşebilirse, bunda Washington'la sağlanan mutabakatın rolü büyük olacak...

Ömer Taşpınar'ın yazısından 'ulusalcılar' ile Türk askerinin başına çuval geçirmeyi marifet sayan Neo-Çılgınlar arasındaki ilişkiye ışık tutan satırlara da bir göz atın isterim: “Avrupa düşmanlığı dışında, İslami tehlike konusunda da aynı korkuları paylaşan ulusalcı ve neokon platform Washington'da sesini epeyce yükseltti. Bu ses yükseltme işinde aynı frekansı paylaşan bazı Türk ve Amerikalı uzmanların yoğun çalışmaları ve kalemşorluk faaliyetleri büyük rol oynadı. Aynı dönemde devreye Washington'da bazı araştırma kurumlarındaki toplantılar girdi. Hatta TSK'nın en yüksek kademeleri buralarda 'off the record' konuşmalar yaptı.”

Washington'da bir ara ipler süfli Neo-Çılgınlar grubunun elindeydi. O grup kendisine yakın 'gazeteci' kisveli nüfuz ajanlarını ülkemize gönderip Amerikalıların zihinlerini hâlâ bulandırmaya çalışıyor. Dün Milliyet'te Kadri Gürsel o tipleri ve yazdıklarını sergiliyordu.

Çabaları boşa çıktı, artık ileriye bakmamız gerekiyor.

Bu arada bizim meslektaşlar da eteklerindeki taşları dökmeye ve bugüne kadar kendilerine sakladıkları bilgileri okurlarıyla paylaşmaya başladılar. Samimi bir içdökme dün Radikal'den İsmet Berkan'ın sütunundaydı.

Yiğitlerin hakkını vermek gerek: Radikal'in yayın yönetmeni ve Ankara Temsilcisi Org. Şener Eruygur'un da aralarında bulunduğu bazı kuvvet komutanlarının görevleri sona erdiği günlerde yazdıkları değinilerle o dönemden ileride çok söz edileceğini kayda geçirmişlerdi.

Kimseye gazetecilik dersi vermelerine, ya da bildiklerini 'dedikodu' gibi hafifmeşrep sözcükler arkasına gizlemelerine ihtiyaç yok; ne biliyorlarsa hiç değilse şimdi ortaya dökmek gazetecilik görevi onlar için...

Sevdikleri veya kollamaları gereken kişileri işin içine sokmadan, hergün dirsek teması halinde oldukları insanları rencide etmeden bunu başarmaları hayli zor elbette. Yaşananlarda zülf-ü yâre dokunan çok nokta var da ondan...

Umarım, grup gazeteleri arasındaki gerçeği göğüsleme yarışında Milliyet'in gerisinde kalmaz Radikal...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.