Lüzum yok

Fatma Ç. KABADAYI

 

 

Geçenlerde öğretmen arkadaşlarla bir arkadaşımızın yakınının vefatının kırkıncı günü okunacak mevlite gittik. Elbette okunan Yasin-i Şeriflerden de nasibimizi almaya…

 

Okul çıkışıydı ve haliyle yorgunduk. Ev sahibesi ve akrabalarının buyur ettiği odadaki kanepeye abdest alıp boncuk gibi dizildik. Rahmetlinin de ne kadar seveni varmış maşallah, hem evin tüm odaları hem de bahçe tıklım tıklım dolu... Allah rahmet eylesin.

Velhasıl herkes hazır olunca güzel sesli bir bayan hoca Yasin-i Şerif okumaya başladı. Örf ve adetlerimize göre ölenin ardından okunan Yasin Sureleri ve tevhitlerin rahmetlinin sevabına yazılacağına inanılır. Hurafe olduğunu söyleyenler de yok değil elbet. Bu konuda fetva vermek din adamlarımıza düşer, haddimizi bilmek lazım. Hocanın sesinden, makamından gerçekten çok etkilendim. Hiç hatasız ve tecvitle okuyuşu uzun süre dikkatimizi dağıtmadan önce onunla beraber mırıldanarak, ardından gözümüzle ve daha da sonrasında kulağımızla takip etmemize yetti.

Tebareke, Amme, Rahman, zammı sureler  defalarca okundu, derken vakit hayli geçti. Yorgunluktan gözlerimiz kapanmak üzere iken ev sahibi yere bir örtü serdi. Birçok sayıda içi küçük taşlarla dolu tabaklar ve bir çanta tespihi de örtünün üzerine yerleştirdi.

Her yerin başka adetleri, gelenek görenekleri, tarzları var. Bu aynı dinde aynı mezhepte de olsanız bölgeye göre değişiklik gösterebiliyor. Hatta ilçeler arası bile farklar var.

Biz iç Anadolu bölgesinden gelen meslektaşım ile bunlar ne olacak ki dercesine birbirimize kaş göz işaretiyle sorarken diğer arkadaş bize açıklama yapıyor “Bu taşlar bitene kadar tespih çekilecek”

Gözlerimizin kocaman olduğunu anlamışsınızdır.

Yorgun ve açız.

Üstelik bahçede koca bir kazanda yapılan nohutlu pilavın kokusu odaya girmiş durumda… Neyse dedik, Allah büyüktür, bu kokulara rağmen yaparız inşallah…

Hoca tespihi eline alır almaz herkes birkaç tane fazladan alıp koluna taktı. Birer de biz aldık. Bir kez dönebilsek ne mutlu bize.

“Şimdi rahmetli … için  “Ya Allah, Muhammed ResulAllah tespihini çekelim,” dedi hocamız…

Başladık. Başarmıştık.

Ardından “Şimdi,  Estağfurullah el azim, estağfurullah el azim, ile devam ediyoruz” dedi. Devam ettik, gene ettik, bir daha ettik. Gerisini sayamadım. Bu arada gözüm taşlarda. Tabaktaki taşlar her tespih bitişinde örtünün üzerine atılıyor, kişi sayısı çok ama taş da çok.

Şimdi “La ilahe illallah…”

Bir ara arkadaşa fısıldadım:

“Ben bu taş sayısından şüphelendim, gidip sayacağım.”

Espri yeri değil ama lüzumsuz şeytan doğru durmuyor ki…

Hoca bu, evde kahvaltısını misler gibi yapmış, öğleni, ikindiyi huşu içinde kılmış gelmiş. Yorgunluğumuzun açlığımızın boyutundan haberi yok, uzattıkça uzatıyor.

Değil tespih çekecek, tespihi tutacak derman kalmadı, “Haydi azıcık da yarın devam edelim,” de denmiyor.

 

 

Velhasıl siz deyin bir saat ben deyim zaman izafi, taşlar bitip de önce hocanın ardından da okumak isteyenlerin ilahileri de dinlenip okunan Yasin-i Şeriflerin duasını yaparken düşündüm de, ya rahmetlinin bu kadar seveni olmasaydı, halimiz külli perişandı. O taşlar vallahi bitmezdi.

Meğer hayatta en önemli şey, nasıl ki ölümü aklımızdan çıkarmıyorsak, etrafımıza iyilik yapmanın önemini, gönül almanın, sevginin kıymetini de unutmamak lazım.

Kısacası yalan dünyada kalp kırmaya, laf sokmaya, kul hakkı yemeye, yalana dolana, kuru iftiraya, dedikoduya, haram lokmaya hiç lüzum da vakit de yok.

Yoksa bir kazan nohutlu pilavınızı yedirecek kimse bulamazlar.

Benden söylemesi…

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.