M. Kemal'in Babası

Naim ÖZGÜNER

M. Kemal Ağustos 1935 tarihinde 64.000 bin mezar açtırıp mezarda yatanların kafataslarını ölçtürdü. Bulardan biri de Mimar Sinan’dır. Üstelik mezarı tarumar edilen bu büyük şahsın kafatası da diğerleri ile birlikte kaybolmuştur. (Türke Doğru 2.Cilt, İsmail Hakkı Baltacıoğlu), Tafsilat için bkz: 6 Ağustos 1935 Cumhuriyet, 23 Ağustos 2010 Anadolu’da Vakit.

“Mustafa Kemal Atatürk’ün son dileği, ezandan başka ibadetleri de Türkçe yaptırmak ve Türk kafasını Arap kafası köleliğinden kurtarmaktı.” (Falih Rıfkı Atay-Atatürkçülük Nedir? İstanbul 1966)

“M. Kemal Paşa halife olmak istiyordu. Fakat bu emeline Lozan da set çekilmişti.” (Kadir Mısıroğlu-Geçmişi ve Geleceği ileHilafet, İstanbul 2011)

Şu sözler M. Kemal'e aittir: “..Kan ile yapılan inkılaplar daha muhkem olur. Kansız inkılab ebedileştirilemez. Fakat biz bu inkılaba vasıl olmak için lüzumu kadar kan döktük. Bu kanlarımız yalnız muharebe meydanlarında değil, aynı zamanda memleketin dahilinde de döküldü.” (Gazi Paşa İzmir Yollarında, Ankara 1339)

“..hatta Müslümanların yüzyıllardan beri dilemekte oldukları şefaate bile Peygamberimizin gücü yetmediği anlaşılmaktadır.” (a.g.e.)

“…zenginlere farz kılınmış olan hacılık için Hicaza gidenlerden çoğunun yoksullar olduğu, bunlardan bir kısmının bu ziyareti bir çeşit ticaret ve övünme aracı yaptıkları, toplumumuzun yaygın gerçeklerindendir. Hacdan beklenen siyasal, kültürel ve sosyal yararlar hiçbir gün gerçekleşmemiş, çağımız için ise önemini tamamen yitirmiştir..Yıllardan beri soyulmak için türlü mistik propagandaların çekimine tutulmuş olan bilgisiz halkımız, borç harç biriktirebildiği servetleri, evlatlarını aç, ev barklarını sefil ve perişan bırakma pahasına Arabistan yollarında sürünmektedir. Çağımızda bu ziyaretin ahlak bakımından da tüm hacıların ruhunu arıtmadığı, hacının hocanın şerrinden korunmayı salık veren atasözlerinden de anlaşılır.” (a.g.e. sh:542)

“..bunun ilk önce dünya işleri için yararından çok zararı olduğu bir gerçektir. (beş vakit abdest ve namaz kastediliyor).

1933 senesinde basılan, ilkokul beşinci sınıfında okutulan Tarih Kitabının 24.sahifesinde: “Mehmedin koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir” diye yazılıdır. 91. sahifesinde ise: “Muhammed uzun zaman yaptığı tefekküratının  mahsulü olan ayetleri, lüzum gördükçe halka anlatırdı” demektedir. Hezeyan ki ne hezeyan!

Bir hatıra: “1957 senesinde Alman Şansölyesi Theoder Heuss Türkiye'ye gelmişti. Bir ikindi namazı vakti, o zaman İstanbul valisi olan Fahreddin Kerim'in, ona Sultanahmed Camiini gezdirmekte olduğunu gördüm. Dışarı çıktığımda Celal Bayar’ı şadırvanın önünde şapkası ve pardösesü kolunda beklerken gördüm. Etrafında bir çok gazeteci vardı ve kendisine çeşitli sualler soruyorlardı. Kulak misafiri oldum. Bir gazetecinin, misafirine cami-i şerifi neden kendisinin gezdirmediğini sorması üzerine şu cevabı verdi: “Ben laik bir devletin reis-i cumhuruyum. Camiye girmem, bu sıfatla doğru olmaz!..” (Kadir Mısıroğlu-Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri, cilt ıı, s 460,)

Falih Rıfkı Atay, M. Kemal'in din hakkında ki görüşlerini şöyle anlatmaktadır: “..zekat, kazanış ve gelir vergilerinin bulunmadığı bir devrin mirasıdır. Hac, Kabe'den faydalanan Mekkelilerin Müslümanlığını sağlamak için konmuştur ve bu döviz çağında hicaz dışındaki hiçbir yabancı Müslüman halkı buna zorlanamaz. Namaz şekli de iskemle olmayan entarili bir halkın yaşayışına uygundur. Pantolon, etek ve hele başkasının ayağı değen yere yüz değdirmeyi yasak eden hijyen devrinde yürüyemez. Cenaze namazını neden ayakta kılıyoruz? Camiin dışında olduğu için!..Bugünkü hijyen anlayışına göre, camiin içi ile dışı arasında fark yoktur.” (Falih Rıfkı Atay-Çankaya)

M. Kemal'in uşağı Cemal Granada, hayatını anlattığı Atatürk'ün Uşağı İdim adlı kitabında, "Çok içki içtiğini, üç kadeh içtikten sonra bütün kararlarını o zaman aldığını, devrimlerin çoğunu ayık kafayla yapmaya kalksaydı belki de başaramayacağını" anlatıyor.

Fahrettin Altay Paşa hatıralarında İran Şahı Rıza Pehlevi'nin Türkiye'yi ziyareti sırasında M. Kemal'le beraber Beylerbeyi Sarayına gittiklerini anlatır. Şehinşah'ın geceyi orada geçirme ihtimaline karşı fevkalade yatak odaları hazırlanmıştır. Havuzun başına otururlar, iki genç kız çıplak olarak havuza atlayıp dans etmeye başlar. “Ş” adlı çıplak genç artist Şah'a yaklaşır ve elleri önünde, başı eğik (belli ki emirlerini! bekler.) Şah oralı olmaz. “Git giyin, üşüteceksin” diye kızı başından savar. Birazdan da ayrılma arzusunda bulur. (Derin Tarih-sayı 10,Ocak 2013)

Asıl mesleği dişçilik olan, 1950-1956 arasında Beykoz Ortaokulunda öğretmenlik yapmış, nam-ı diğer Kozmik Osman olan Osman Nuri Çerman, M. Kemal'i tabulaştırdığı bir şiiri de şöyledir:“Cennetse bu yurt, sen onu buldun harabe, Bir gün olacaktır anıtın, Türklüğe Kabe!. Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun,Türk ırkının en son bir peygamberi oldun!..”  

“M. Kemal paşayı dindar gösteren üç tane resmi de halkın desteğine muhtaç olduğu birinci devresine aittir. Onlardan birisi, Türk-Yunan harbi devam ederken Meclis önünde yapılmış olan bir dua sahnesidir. İkincisi onun Halife olmak istediği zamana dair hocalarla elinde doksan dokuzluk tespih olduğu halde Libya kıyafetiyle çektirdiği ve üzerinde Mefkure Hatırası yazılı resmidir. Üçüncüsü ise yurt içi seyahatinde karşılaştığı bir hoca ile mükaleme halinde çekilmiş olan resmidir. Hiçbir Kemalist M. Kemal Paşaya ait olmak üzere bu üç resim dışında başka bir resim gösteremez. Halbuki onun kitap ve gazetelerde dercolunmuş yüz binlerce resmi vardır. Bir bayram veya Cuma namazı, her hangi bir camiye girerken veya çıkarken bir resmini göstersinler de biz de nazari ve felsefi bir sistem olmayan İslamın, onun tarafından yaşandığı bir sahneye muttali olalım.” (Kadir Mısıroğlu-Tahrif Hareketleri, c ıı, s 655)

Kazım Karabekir Paşa, bir gün sabah Fevzi Çakmak Paşayı ziyarete gider, daha doğrusu çağrılır. İki saate yakın münakaşa ederler. M. Kemal'in Anadolu'ya gönderilmesi hususunda onu desteklememesi için iknaa çalışır. Aksi halde istikbalde bednam olacağını anlattı. Fevzi Çakmak Paşanın kendisine şunları söylediğini ifade eder Kazım Karabekir Paşa: 1- “Yegane istinatgahları sen olan M. Kemal Paşa, muhteris ve menfaat düşkünüdür. Maksadı, şekl-i hükümeti değiştirmek, diktatör olmaktır. Ahlakça herkesçe fena tanınan bu zatın, milletin başına belalar getireceğini seni seven bütün arkadaşlarımız ve ben yakinen biliyoruz!..” 2- “M. Kemal Paşa yaverlerini de meb’us yaptırıyormuş, bu gibi meb’usların yapacağı fena tesiri de düşünmelisiniz.” (Kazım Karabekir-İstiklal Harbimiz, İstanbul 1969)

M. Kemal'in uşağı Cemal Granada, “Atatürk’ün Uşağı İdim, İstanbul 1973” adlı hatıralarını anlattığı kitabında M. Kemal ile aralarında geçen şu konuşmayı da aktarıyor: M. Kemal soruyor, bu Cemaleddin ismini kim koydu sana? Babam diye karşılık verdim. “-Öyleyse baban ne adammış senin!” diye, yüzü daha da sertleşti. Bunun üzerine: “Ben babamı tanımıyorum” deyince, yüzü daha da sertleşti: “-Ben babamı tanımıyorum ne demek? Sen babasız mı doğdun? Baban yok mu senin?” “Ben dokuz aylıkken babam ölmüş.” Atatürk üzüldüğümü yüzümden okumuş olacak ki birden sesini yumuşattı: “-Anneni tanıyorsun ya yeter.” dedi. Ve biraz durakladıktan sonra ekledi: “-Ben de babamı tanımıyorum ya..”

Not: 12 Eylül 1980 Askeri darbe yapıldığında dönemin Amerikan Başkanı darbe için: “Bizim çocuklar ihtilal yapmış!..” dediğini basında daha sonra okumuştuk. Darbenin hemen ardından Suud Büyükelçisi darbenin lideri Kenan EVREN’ e 75 milyon dolarlık bir hediye çeki verdi mi? Verdiyse niçin verdi? Kenan Evren aldıysa o çeki ne yaptı? Almadıysa o zaman bu notu yazıdan silecem.

e-mail: naimozguner81@gmail.com