Madımak’tan Başbağlar’a Karanlık Planlar

Recep KOÇAK

1993 yılı karanlık olaylar ve acılarla dolu bir yıl. Sivas’ta Madımak Oteli’nde yaşanan vahşette 1993 yılında gerçekleşmişti.

Sivas’taki yangının dumanı kalkmadan Erzincan Başbağlar’da 33 masumun hunharca öldürüldüğü vahşetin acılarıyla sarsıldık.

Ali TaşdelenBaşbağlar’da öldürülen masum kardeşlerimizden birisi. Onunla aynı işyerinde çalışıyorduk. İslam Mecmuası, Kadın ve Aile, İlim ve Sanat, Gülçocuk ve Panzehir dergilerini neşreden Vefa Yayıncılıkta sevgili kardeşim Ali Abone İşleri’nde görevliydi.

Ali’yi anlatmak için fazla uzağa gitmeye, sözü dolandırmaya hacet yok. O, “melek gibi” bir insandı. Bütün vaktini hayrı düşünerek ve yaparak geçiren, çevresindeki herkesin hüsnü zan sahibi olduğu güzel bir insan, emin bir mümin.

Yazın, yıllık izninde köyüne gitmek üzere hazırlanırken İskenderpaşa Camii’nin avlusunda bazı tanıdıklarıyla vedalaşmış, “Gidip dönmemek var, hakkınızı helal edin” demiş.

Acı haber gelince kayınpederine taziye ziyaretine gittik. Derin acıları içinde kıvranan, yüreğine ateş düşmüş kayınpederi bize sarıldı, ağlayarak, “Oğullarımdan birisi ölseydi bu kadar üzülmezdim” dedi.

Başbağlar’da neler olmuştu?

Wikipedia sitesi olayı şöyle özetlemiş;

“Başbağlar Katliamı ya da Başbağlar Baskını, 5 Temmuz 1993'de, Erzincan'ın Kemaliyeilçesine bağlı Başbağlar Köyü'nde PKK tarafından 33 sivilin öldürüp köyün ateşe verildiği olay. PKK lideri Abdullah Öcalan olaydan habersiz olduğunu ve olayın sorumlusunun Dr. Baran kod adlı bir PKK sorumlusu olduğunu ifade ederek, katliamı PKK'nın düzenlediğini kabul etmiştir..

Akşamüzeri 100'e yakın PKK mensubu köyü bastı. Ezanın okunduğu sırada camiye giren örgüt mensupları cemaati zorla dışarı çıkardı. 1.5 saat örgüt propagandası yaptıktan sonra tüm erkekler kurşuna dizildi, burada 29 kişi öldü. Daha sonra köy ateşe verildi ve 214 ev, köy okulu, köy camii, halkevi yakıldı. Yakılan evlerde saklanan 1'i kadın 4 kişi de yanarak can verdi.

Olaylarla ilgili olarak 20 kişi gözaltına alındı ve haklarında idam ile çeşitli sürelerde hapis cezası istemiyle dava açıldı. Sanıkların 18'i bu davalardan beraat etti, 2'si mahkûm edildi.Ayrıca bu katliamın 2 Temmuz'daki Madımak Olayları'na karşılık olarak yapıldığı iddia edilmektedir.”

 Köyü çok iyi bilen bir kalemden olayın detaylarını hatırlayalım:

“Tarihinde suçlusu bulunmayan, asker kaçağı olmayan, 1985 yılına kadar ulaşımını hayvanlarla yapan, 1987 yılına kadar haberleşmesini yine hayvan sırtında yapan, senenin 6 ayı kış, ama bu şartlarda 1959 yılında kendi imkânlarıyla minaresini ve camisini, 1962 yılında ilkokulunu ve öğretmen lojmanını, 1987 yılında imamevini, şadırvan, gasilhane, mahalle çeşmelerini, tuvaletlerini ve kanalizasyonunu, çevre düzenlemesini tamamlamış, tüm altyapısını kendi imkânlarıyla yapmış hatta caminin kubbe kurşunlanmasını tamamlamış bir köy...

1990 genel nüfus sayımında 542 nüfusu bulunan Kemaliye’nin en kalabalık köyü dolayısıyla Kemaliye'nin en kalabalık öğrencisi bulunan devletine bayrağına ve inançlarına bağlılığı ile bilinen, hiç kimse ile sürtüşmesi bulunmayan kendi halinde bir köy...

Devletine hiç yük olmamış hep destek olmuş, hiçbir şey istememiş, evladın babaya saygısı gibi devletini tam bir baba bilmiş, bilmeye devam eden Osmanlı geleneği ve terbiyesi ile yetişmiş insanların yaşadığı bir köy...

Kemaliye İlçesine bağlı ilçe merkezine 72 km uzaklıkta Barasor vadisinin sonunda ilçenin en uzak ve son köyü. Tunceli ili sınır noktasında bir köy. Karayolunun bittiği dağ yolunun başladığı bir yerde 720 yıllık tarihi olan Osmanlıya uç beyliği yapmış, tarihsel süreç içerisinde devletine bağlılığın en güzel örneklerini vermiş vermeye devam eden Anadolu’nun isyan eden gruplarına karşı devletin bekasını düşünmüş ayyıldızlı bayrağını her dönemde dalgalandırmış, Çanakkale'de de 30'un üzerinde şehit vermiş bir köy...

Yıl 1993. Anlatması zor. 5 Temmuz akşamı saat 20.30. Başbağlar’da her zamanki gibi bir akşam. Köy sakinleri gündelik işlerini tamamlayıp evlerine çekilmişler...

Adil Hoca ise abdestini almış huşu içinde, elinde mikrofon ezan okumaya henüz başlıyor. O sırada ardında beliren silahlı gölgelerden haberdar değil. Eşkıyalar yaka paça alıyorlar “Bırakın ezanı bitireyim” yakarışlarına aldırış etmeden. Ve namaz için toplanan köylüleri de camiden dışarı çıkarıyorlar.

Bir tuhaflık var. Gelen eşkıyalar köyü çok iyi tanıyor. Planlı, programlı bir baskın bu. İsim isim çağırıyorlar köydekileri ve neden sonra dağılıp, ev ev gezerek köyde kim var, kim yok herkesi topluyorlar. Yaşlı, genç, çocuk, kadın…

 KATLİAMI YAŞAYANLAR ANLATIYOR

 Köyün kadınlarından F.P: "Militanlar, kapının önünden ismen çağırıyorlardı köyün insanlarını. Selim Pato, sen gel dediler. Görümcemin oğluna, Recep sen de gel, dediler. Doğru camiye dediler. Ben içeride pencerenin önünde oturmuş dinliyordum. Birkaç militan sokaklara dizildi. A.C'yi çağırdı. Bu adam yanımızdaki ilçenin köyünde oturuyordu. Bizde tırpan yapıyordu. Onu görünce hayrete düştüm. Daha sonradan biz kadın ve çocukları da topladılar. Derenin yanında toplandık. Başımıza bir kız, bir erkek militan koydular. Erkekleri de öbür tarafa topladılar."

Köyün erkeklerinden yaralı olarak kurtulan S.A. :"Camide namaz kılıyorduk. İkisi kadın çok sayıda militan namaz ortasında ellerinde silahlarla camiye girip namazı bozdular. Daha sonra bizi silah zoruyla dışarı çıkardılar. Sonra militanların lideri olan kişi telsiz görüşmesi yaptı ve ateş serbest diye bağırdı. Otomatik silahlarla üzerimize ateş açtılar. Aramızda sağ kalanları ayrıca yakından ateş ederek öldürdüler. Ben kenarda kalmıştım. Ölü numarası yaptım. Sırtımdan iki kurşun yedim.

"Masum insanların üzerine, otomatik tüfeklerle ölüm kusan, insanlıktan nasipsiz kan içiciler, muzaffer bir ordu edasıyla, geldikleri gibi ayrılıyorlar Başbağlar’dan. Ama arkalarında korkunç bir iz bırakıyorlar: Beşi diri diri yakılmış, kalanı kurşunlanmış tam otuz üç şehit. Tam otuz üç can.

Her sene Sivas Olayları'nın gölgesinde kalıyor ama en az o olay kadar elimdir Başbağlar Katliamı, Sivas'tan tek farkı burada ölenlerin ünlü olmayıp gariban köylü olmaları. Belki de Sivas kadar hatırlanmayışının sebebi de budur! 2 Temmuz'da Madımak Oteli'ni yakanlarla 5 Temmuz'da Başbağlar'da 33 masumu öldürenler aynı kişilerdir. Kim olduklarını tahmin etmeye gerek yok.

Ne Sivas'ta oteli yakanlar irticacılardır ne de Başbağlar’ı kana bulayanlar teröristlerdir. İki olayın da sorumlusu başka güçlerdir.

Olayların yaşandığı şehirde doğup büyüyen biri olarak olayları daha yakından yaşayıp tahlil etme fırsatı bulabiliyorum. Bir kez daha saygı ile anıyoruz şehitlerimizi. Ruhları şad olsun.”

Başbağlar Köyü Derneği’nin web sitesinde katliamla ilgili geniş malumat var.

Şu satırlar manidar;

“Baskın sıradan bir baskın değil. Sanki katliamı gerçekleştiren­ler daha önce köye birkaç defa gelmişler. Öyle ki köyün tüm mahalle­lerini ve köyde yaşayanları biliyor, ne tesadüf ki İstanbul’dan köye ta­til için gelen misafirlerin bile bulundukları evler tespit edilebiliyor.“ (http://www.basbaglar.org/?Syf=26&Syz=1884)

Sivas’ta kaybettiğimiz her can için samimi olarak üzülmeliyiz. Zira olayların 1993 yılı klasiklerinden karanlık bir planın parçası olduğu aşikâr.

Madımak Olayının ardından Başbağlar’da yapılan katliam da aynı karanlık senaryonun bir parçasıdır. Senaristler aynıdır.

İki olayın arkasındaki karanlık güçlerin deşifre edilmesi için kararlılıkla üzerlerine gidilmelidir.

Kayıp ülkemizin kaybıdır. Bütün canlar bizim canımızdır.

İki olayda da tıpkı Çorum’da ve Kahramanmaraş’ta yapılmak istendiği gibi, hedef insanımızın birbirine güven duymasını engellemek, bizi birbirimize düşürmektir.

Bu oyuna gelinmemelidir. Andığımız olaylar öncesinde ülkemizin her bölgesinde Alevi, Sünni vatandaşlarımız aynı mahallede kardeş kardeş komşuluk yapmışlar, aralarından en ufak bir tatsızlık yaşanmamıştır.

12 Eylül 1980 ihtilaline giden günlerde memleketimiz istikrarsızlaştırılıp asker göreve çağırılmıştır.

Ergenekon, Balyoz, Yakamoz ve adı her ne olursa olsun “durumdan vazife çıkarmış” kişilerin bütün planları ortaya çıkarılmalı, suça karışmış herkesten hesap sorulmalıdır. Sivas ve Başbağlar’ı değil unutturmak, değil zaman aşımı kapalı dosyalar yeniden açılmalı bütün karanlık planlar deşifre edilmelidir.

Allahu Teala Hazretleri Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor;

“Bundan dolayı İsrâiloğulları’na (Tevrat’ta şöyle) yazdık: Kim bir canı, başka bir cana veya yeryüzünde fesat çıkarmasına karşılık olmaksızın (şer’an/hukûken ölümü haketmeksizin) öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onun hayatını (meşru bir imkânla) kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur. Muhakkak ki peygamberlerimiz onlara açık deliller getirmişti. Sonra onlardan bir çoğu bunun ardından yeryüzünde (yine isyan ve cinayetle) aşırı gitmektedirler.” (Maide, 5/32)

 

gumuslale@gmail.com 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.