Manda…

Prof.Dr. Kamil GÜNGÖR

Şimdiye kadar milli (doğal) kaynakların keşfedilememiş (!) ve insanımızın hizmetine sunulamamış olması, teknik bir konu değil elbette; zihinsel-bilinçsel, hatta bilinçaltı bir konu... Önünüze konan kahramanlık masallarıyla size gözyaşı döktürenler gerçekte ‘sahiplerinin’ kılıç askeri... Bu beslemelerden geçen yüzyılda ‘oluşturulmuş’ bütün devletlerde var. Bu devletlerin birçoğunda da besleme olmanın ötesinde sahipleri adına iktidardalar… Şimdilerde canlarını sıkan çatlak (!) sesler, işte bu ‘kurulu düzen’e itiraz erenlerin sesi... Öyle ya; itaat edersen demokrat, itiraz edersen diktatörsün… Bireysel hayatımızda da öyle değil midir; sesin çıkmazsa ‘uyumlu’ itiraz edersen geçimsizsin!…

Sorsan şimdi kimilerine biat nedir diye; burun kıvırırlar. Demokrasi, özgürlük, halk iradesi... bir sürü terane okurlar. Düşmanlığı da biat kurumuna filan değildir esasen... Dinedir, Allah'ın dinine... İslam’a... Hiç biata düşman olsalardı yüzyılın ilk çeyreğinde ve ortasında iki kez Batıya biat eder, güce boyun eğer, mandayı kabul ederler miydi...

Biat eden biat ettiğine benzer değil mi... Ya da en azından benzemeye çalışır. Yüz yıldır kime benzemeye çalışıyorsunuz peki... Adının illa da biat mı olması gerekiyor. Varlığını kimin varlığına armağan etiğine bakmak gerek... İki kez biata mecbur bırakılmış halk biata üçüncü kez zorlanıyor ve direniyor. Geride kalan yüz yıl içerisinde ‘beslenen’ ve yetiştirilen mevzubahis 'kimileri' de ağa babalarının sözcülüğünü yapıyor.

Nasıl mı oldu bütün bunlar; anlatalım… İngiltere kurnaz bir harekâtla Yunanı üzerimize saldı. Biz de zannettik ki düşman Yunan... Oysa; Kudüs'ü Osmanlı'dan alan, İstanbul’u işgal eden, Osmanlı'ya karşı tebaayı kışkırtıp Hicaz’da-Yemen’de Osmanlıya karşı ayaklandıran, Montrö Boğazlar Sözleşmesini imzalatmadan yani 1936 yılına kadar İstanbul’dan çıkmayan, bu ülke insanına nefes aldırmayarak ümmetin boynuna adeta idam halkasını geçiren hep İngiltere...

Hani 1919'da başlayan süreçte hepimiz savaşı kazandık ve özgürlüğümüze kavuştuk ya... Peki savaşı kazanmışsak Osmanlı Devleti nereye gitti... Ya da doğal ömrünü tamamlamış idiyse misyonu neden devam etmedi. Süreçte oluşturulan yapı neden sürekli bu misyonu yok etmeye yöneldi. Ayrıca da neden bu beslemeler Osmanlıya düşman ya da İngiliz’e dost sürekli… Bu misyona sahip çıkanlara neden yedi düvel ve içerideki uzantıları bütün gücüyle saldırıyor...

Size temin ederim ki; bu mandacı zihniyet bir gün gücü eline akacak olursa (böyle bir şey olmayacak biiznillah) bu ülkeyi birinci lige taşıyan her ne varsa, ilk iş olarak her birini kökünden kazıyıp bir bahane ile bu ülkeyi birinci lige taşıyanlarla ilgili takibat yapmak olacak...

Bu, geçmişte yapılmadı da değil... Tamamlanmış uçağın uçuşuna bile izin vermediler. Uçuş okullarını kapatıp, büyük fedakarlıklarla kurulan silah fabrikasını kurucusu ile birlikte (Nuri Killigil, Nuri Paşa, Kafkas İslam Ordusunun komutanı, Bakü fatihi...) havaya uçurup soba fabrikasına çevirdiler. Nuri Paşanın cesedi bile bulunamadı. Miras bıraktığı Killigil tabancası ise şimdilerde müzelik... Aynen Devrim arabası gibi...

Yapılan yerli arabayı sadece altmışlarda değil doksanlarda da itibarsızlaştırdılar. İkibinlerde yapılmak istenen de farklı değildi. Bu ülke insanı zaman içerisinde her birini aşıyor belki ama, güzergaha döşenen dikenli teller, mayınlar hızı da etkiliyor. Yapabilecekleri tek şey de bu zaten... Çelme takmak, tökezletmek, geciktirmek...

İngiltere küresel rolünü ABD'ye devretmek zorunda kalınca, Stalin’in tehditleri nedeniyle NATO'ya girmek zorunda kalan Türkiye, ikinci kez aynı muameleye rıza göstermek zorunda kaldı. SSCB'nin 1990'larda tarihe karışmasıyla ne yapacağını bilemeyen Türkiye ancak 10 yıl sonra kendisine gelebildi.

Durumun farkında olanlar da var elbet... Hep vardı zaten... Ağır da bir bedel ödedi. En önemlisi nesilleri-çocuklarını kaybetti. Şimdilerde şükürler olsun söke söke de yapıyor gereğini... Ayasofya da açıldı, Taksim’e cami de yapıldı. Doğal gaz da çıkaracağız, petrol de... Yerli araba da yapacağız, helikopter de, uçak da, insansız her ne varsa hepsini de... Siz de kininizden kahrolun...

Buradaki asıl sorun; ülkenin içerisindeki bu mücadeleden-savaştan haberdar olanların fırsatı küçük çıkar hesaplarına alet etmeleridir. Bunun savaş esnasında para karşılığı düşmanla işbirliği yapmaktan bir farkı yoktur. Bu mücadele sadece terör örgütleriyle de ilgili değildir. İçimizde şimdilik FETÖ gibi bir kısmı deşifre olmuş işbirlikçi ve mandacıları da kapsamaktadır.

Bu iş böyledir. Allah nurunu tamamlamak için sizin razı olmanızı beklemez. Eee naapalım... Görmek istemiyorsanız da, görüp gereğini yapmıyorsanız da siz de kahrolun kininizden...

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.