Medyanın kısa 'tasfiye' tarihi

xxxx111

İlk Medyatava sitesi duyurdu da ondan öğrendim: Milliyet'in yayın yönetmeni görevini bırakmış, Hürriyet'te yazmaya başlayacakmış; yerine Vatan gazetesi yönetmeni geliyormuş... Site, Vatan'ın başına da bir yazarının getirileceğini yazdı.

Ne kadar sevindiğimi bilemezsiniz. Sevinmem Doğan Grubu'ndaki köşe kapmacada yerini kaybeden ve kazananlar için değil; hani birileri “Tasfiye istiyorlar” çığlığı atıyordu ya, o gün bugündür “Aman kimsenin burnu kanamasın” diye sürekli dua etmem gerekiyordu, artık duamı kesebileceğim için seviniyorum.

Görüyorsunuz, kimse tasfiye olmuyor, herkese bir yer, bir görev, bir iş bulunabiliyor... Kurum büyük olunca sorunları çözmek daha kolay...

Erol Simavi Hürriyet'in patronuyken dönemin güçlü adamı Turgut Özal'la çatışmıştı. “Çatışmıştı” derken gerçek bir savaştan söz ediyorum; yayın yönetmeninin kaleme aldığı patronun imzasını taşıyan bir yazıyı sürmanşet yayımladı Hürriyet... Erol Bey, bodozlamadan, Turgut Özal'ı dengesizlikle suçluyordu yazısında; “By-pass ameliyatı geçirenlerde dengesizlikler olur” diyerek...

Bodozlama saldırının kısa vadede gerçekleşen sonucu şu oldu: Özal'la barışan patron imzasını taşıyan yazının esas sahibi olan yayın yönetmenini görevden aldı; yerine 'Günaydın' ve 'Tan' gibi hafif(meşrep) gazetelerin mucidi kıdemli bir gazeteciyi getirdi...

Görevden alınan yayın yönetmeni korkunç bir suikasta kurban gitti sonradan; onun yerine getirdiği yönetmeni, patron, Hürriyet ile uyumsuz görüp, birkaç ay sonra yenisiyle değiştirdi. Bir süre önce âniden Ankara Temsilcisi yaptığı bir akademisyeni getirdi Hürriyet'in başına...

“Kurum büyük olunca çözüm daha kolay” demem bu sebepten... Erol Simavi dönemin güçlü siyasisi Turgut Özal'la ve misyonuyla ilgili kendisine raporlar sunan bir akademisyeni, dönemin ruhunu iyi yansıttığı düşüncesiyle, gazete kadrosuna katmıştı; gazete mutfağında hiç çalışmadığı halde akademisyeni yönetime getirmekte fazla tereddüt etmedi.

Ona önce Ankara Büro'yu tanzim ettirdi, sonra da gazetenin en tepe yöneticiliğini eline teslim etti...

Hürriyet tarihinin o günlere dair sayfaları nedense unutulur. Oysa, gazetenin gördüğü ciddi bir tasfiye o dönemde yaşanmıştı. Kısa süre sonra yayın yönetmenliğine geleceğini bilen birinin zarif vücut çalımıyla...

İstifa yoluyla tasfiye edilenler arasında yer alan İsmet Solak, kendisine yöneltilen “Hürriyet'ten neden ayrıldınız?” sorusuna cevap verirken olayı yıllar sonra şöyle anlatacaktı:

“Rahmi Turan başa geldi. Magazinciydi kendisi. Ben tanımıyorum o ana kadar, hiç çalışmadık beraber. Erol Simavi'nin oğlu Sedat Bey, 'gazetenin tirajı düşüyor bu da tiraj getiren bir adam' diye onu getirmek istedi. Biz de ekip ruhuyla hareket ederdik. 1988'te çok iyi bir ekip vardı Hürriyet'te. Ertuğrul Özkök, ben, Nurcan Akad, Esen Ünür ve Serdar Turgut. 'Beşli Çete' diyorlardı. Hürriyet'in Ankara bürosu tartışılmaz bir üstünlük sağlamıştı Ankara'da. Çetin Emeç'in görevden alınacağı söyleniyordu. Bir gün telefon geldi, ben de sendika genel kurulu için İstanbul'daydım. 'Biz dördümüz istifa ediyoruz, karar için seni bekliyoruz' dediler. Ben genel sekreter adayıydım kongrede. Orayı öylece bırakıp döndüm. Sonra istifa ettik. Ama Ertuğrul Özkök vazgeçti. Biz dördümüz Güneş'e geçtik.”

Artık 'ayıplar' arasına girdiği için 'tasfiye' sözcüğü, Doğan Grubu'nun en sık gazeteci ve yazar tasfiye eden grup olduğu bir türlü akla gelmiyor. Oysa 2001 yılında, Türkiye'de yeni bir dönemin başlayacağı beklentisiyle, önce Milliyet'ten sonra da Hürriyet'ten bazı yazarlar tasfiye edilmişti.

Değişim tasfiyeyi yapanların beklediği istikamette gerçekleşmedi sonradan, ama olsun; epey gazeteci-yazar o dönemde işsiz kaldı.

Kimler mi? Milliyet'ten Umur Talu (şimdi Habertürk'te), Nilgün Cerrahoğlu (şimdi Cumhuriyet'te) ve Şahin Alpay (şimdi Zaman'da)... Hürriyet'ten Seçkin Türesay, Zeynep Atikkan ve Oya Berberoğlu...

O zaman bir yerlerden kulağıma gelen, “Hürriyet'ten atılan meslektaşlar iş de bulamayacak, çünkü hangi gazeteyle konuşsalar, ardından 'bunları almayın' uyarısı geliyormuş” duyumuma, ithamın muhatabı olan kişi, avukatı aracılığıyla, “Yok öyle bir şey” açıklaması göndermişti.

Bu meslekte dirsek çürütmüş Zeynep Atikkan ile Oya Berberoğlu bugün de işsiz...

Sizin anlayacağınız, 'tasfiye' şimdilerde ayıp bir sözcük oldu; geçmişte ise Doğan Grubu bünyesinde pek çok 'uzun bıçaklar gecesi' yaşanmış, çok sayıda yazar grup dışına yollanmıştı.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.