Muhafazakâr Makyavellizm

Prof.Dr. Kamil GÜNGÖR

Günümüze de ışık tutan başlıktaki kavramı takip eden birkaç yazıda değerlendirmeye çalışacağım inşaallah... Önce tesbiti sahibine teslim edelim; Akif Emre... Öyle ortalarda, dikkat çekmeye çalışan, kendisini pazarlayan birisi filan değildi. Medyada aktif bir şekilde bulunsa, birçok kitaba imza atmış olsa da gündelik düşünmediğinden olsa gerek, bilinir ama çok fazla dikkat çekmezdi. Konu aslında benim için de farklı değildi. Yani benim de doğrusu çok dikkatimi çekmiş değildi. Ani vefatı eserlerinin ve tesbitlerinin kıymetini de gösterdi. Hani demiş ya bir feylesof; ‘idealler yıldızlar gibidir. Onlara belki ulaşamazsınız ama bakarak yönünüzü tayin edebilirsiniz;’ öyle bir şey...

Sürekli savunduğum şey; kimsecikler takdir etmese, hiç kimsenin dikkatini çekmese, itibar görmese, maddi ve nefsi hiçbir karşılığı olmasa bile herkesin ‘kendisi’ olması gerektiğidir. Eğer direksiyonunuzu rüzgârın estiği-suyun aktığı yöne kırarsanız yukarıdakilerin her birini ya da daha fazlasını elde edebilirsiniz belki de... Ama gök kubbe altında hoş bir sadâ bırakmak için ‘kendiniz’ olmalısınız.

Nice kimseler vardır ki; yaşaması da, ölümü de dikkat çekmez. Hatta kimi zaman cenazesini kaldıracak kimsesi bile olmayabilir. Hiç görüntü vermez, hiç muteber olma çabası yoktur zira... Hani denir ya; bunca kötülüğe rağmen dünya hala neden ayakta diye... Cevabı buradadır işte; ama yine onu da iç dünyası aydınlık az sayıda ‘dost’tan başka kimsecikler bilmez. Belki de bu yüzden yalnız vefat etmiştir Akif Emre...

Böyle insanların bilinçli tercihidir aslında ‘bilinir’ ve ‘muteber’ olmamak... Çünkü bilinir olmak insanı ‘kendisi’ olmaktan uzaklaştırır. İç dünyası ile barışık olmak yalnızlıkla kardeştir aslında... İç dünyası ile barışıklığın adı da huzurdur. Parasal değeri olmadığından alım satıma da konu olmaz. Bu huzuru kimi zaman gecenin karanlığında-derinliğinde, kimi zaman insanlardan uzak dağ başında bir mağarada bulabilirsiniz.

Herhangi bir talebinizin olmaması bir yandan da sizi özgürleştirir; hem iç dünyanızla barışık ve huzurlu, hem de insanların kahrından uzak olursunuz çünkü... Beş duyusunun ötesine geçemeyen kimseye anlatamazsınız elbette bunu... Işıltı zahirde değil batındadır zira... Bedeninizde değil ruhunuzda, kalbinizin derinliklerindedir. Bakın durumu bilen-gören ne demiş; ‘insanların kahrından sana sığınırım’ (H. Şerif). Konuyu anlayan bir başkası da; ‘bir şey istersen insandan isteme, verse minnet, vermezse zillettir... Allah'tan iste, verse nimet, vermese hikmettir’ (Mevlana).

“Benim, adına post modern sapma dediğim ve ne yazık ki birçok yol arkadaşımla birlikte benim de bir dönem duçar olduğum teşevvüş (kafa karışıklığı, düşünsel savrulma) haline hiç kapılmadı. Türkiye'nin başına bela olan şer odaklarını prematüre hallerinde bile doğru teşhis etti” (Fahrettin Altun).

1969’da Amerikalılar aya ilk insanı gönderdiğinde (eğer öyleyse, hala tartışmalı çünkü) herkes adeta ağzını açmış bakarken, kimbilir Sovyetlerden beter yenilmişlik-altta kalmışlık hissi yaşarken büyük mutasavvıf Mehmet Zahid Kotku’nun hiçbir tepki vermediği söylenir. Zira insan aya ayak basınca bilinçaltındaki ‘gök tanrı’ inancı belirmiş zevat, adına Allah dediği ‘tanrı’ya rağmen insanın bir şeyler başardığı vehmine kapılmıştı belki de... Kime neyi anlatsın ki o büyük mutasavvıf ve Allah dostu... İşte kimsenin göremediği ilme vakıf olanlar biraz da bu yüzden sessiz ve yalnız...

Düşünce çok kıymetli bir hazinedir. Düşünmek de insana dairdir. İrfan-hikmet gibi bilgi türlerinin herkese açık olmaması bu yüzdendir belki de... Düşünce insanının kendisine dair bir hesabı da yoktur. ‘Hasbi’dir çünkü ve bu yüzden de adeta sinirleri alınmıştır. Kimseyle ‘cidal’e girmez ama aynı düzeyde düşünen herkesle ‘hemhal’dir. Emindir çünkü kendisinden... Bir yandan kendisinden emindir, bir yandan da herkes kendisinden...

“İktidarların ille de yanında veya karşısında olmak gerekmediğini, uzağında da olunabileceğini” söyleyen de Akif Emre... İktidar güçtür çünkü... İmkân varken uzak durmak her yiğidin harcı değildir bir yandan da... Yeni Şafak gibi iktidara yakın bir gazetede vefatı gününe kadar tam 23 yıl eğilmeden-bükülmeden köşe yazabilmek sadece sizin kendinize olan değil, muarızlarınızın da size saygısıyla mümkündür (devamı var).

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.