New Jersey'de Madara Olmak!

Prof. İhsan IŞIK

ABD'de sözde soykırımını tanıyan eyaletlerden birisi de Türklerin en yoğun yaşadığı New Jersey'dir.

New Jersey, Kongre'ye 13 tane temsilci göndermektedir. Bunlardan Bill Pascrell hariç hepsi Ermeni soykırımı lehine oy vermiştir. İlk soykırım tasarısının ana sponsorlarından birisi olan Frank Pallone da New Jersey temsilcisidir.

Eyalet temsilcileri 60-100 bin oyla seçilmektedir. Birçoğu, seçimlerde bir sonraki rakibini 5-10 bin oyla ancak geçebilmektedir. Türk sayısının ise New Jersey'de yüz binleri bulduğu söylenmektedir. Eyaletteki neredeyse her kasabanın ana restoranının, benzin istasyonunun sahibi bir Türk'tür. Boyacılık ve inşaat sektöründe önemli hâkimiyetleri vardır.

Hayrettir ki, seçilmek için 5 bin ekstra oya ihtiyaç duyan bu temsilciler, yazın seçim bölgelerine döndüklerinde Türklerin hışmına uğramaktan korkmamaktadır. Lobicilik alanında yaptığımız bölgesel çalışmalar göstermiştir ki, bu 13 temsilciden ikisi, Türk restoranlarının 10 yıllık değişmez müşterisi, sahiplerinin sabah kahvesi dostudur.

İnsanımız bu sorunun Ahmet Davutoğlu'nun değil de kendi sorunu olduğunu er geç anlayacaktır. Mühim olan geç kalmamaktır. Soykırım tasarısı henüz ABD Kongresi'nden geçmemiştir. Geçtiği an, artık bütün dünyada durdurulamaz noktaya gelecektir. Eğer bu iddialar genel geçer kabul görürse, her yerde Türkler çok zor duruma düşecektir.

Fransa ve İsviçre'de olduğu gibi, birçok yerde maddi ve hapis müeyyideleri uygulanmaya başlanırsa, artık böyle bir şeyin olmadığını ancak Türkiye'de birbirimize söyleyebilir hale geleceğiz. Bugün, henüz bu iddialar uluslararası kabul görmediği için, bizler şimdilik dinlenilmekteyiz. Şu an mahkeme halindeyiz, davalıya da davacıya da söz hakkı verilmektedir. Eğer bu iddialar Yahudi soykırımı statüsünde kabul görürse, "böyle bir şey yok" bile diyemeyecek, ancak içimizden geçireceğiz.

Dünyaca meşhur, Ortadoğu tarihçisi Princeton Profesörü Bernard Lewis, Fransız Gazetesi Le Monde'a 1993'te verdiği bir mülakatta Ermeni kayıplarını bir soykırım olarak görmediğini bildirmesi üzerine Ermeni lobicilerince Fransa'da 4 ayrı suçtan mahkemeye verilmiştir. Bunların birisi cezai, diğer üçü de sivil suçlamalardır. Lewis üç suçlamadan kurtulmuş ama Ermeni acılarını tahfif ettiğinden para cezasına çarptırılmıştır.

Eski başkan Bush'un tarih danışmanı olan, dünyanın en güçlü birkaç üniversitesinden birinde profesör olan ve dünyaca meşhur birisinin bile bu konuda madara edildiği düşünülürse, bu olayın genel kabul görmesiyle bizim inkâr ettiğimiz zaman ne hale düşeceğimizi kestirmek zor olmasa gerek.

Ayrıca, 24 Nisan'larda bütün televizyonlarda, gazetelerde, resmi ve sivil makamlarda bugünün anıldığını ve Türklerin ne kadar barbar ve cani olduklarını anlattıklarını düşünün. Bu konuda sabahtan akşama soykırım belgeselleri ve filmlerini gösterime sunduklarını farz edin. Bu asılsız yakıştırmaların okul kitaplarına girdiğini, olayın adına soykırım müzelerinin kurulduğunu, her yerde soykırım anıtlarının dikildiğini düşünün.

Almanya, Yahudi soykırımı suçlamalarından çok çekti. Ama o süper bir devletti. Zayıf ve kırılgan ekonomisiyle, politik yapısıyla ülkemizin bu konuda zararı çok daha büyük olacaktır. 11 Eylül sonrası Batı'da Müslümanlar çok zor günler yaşamıştı. Müslümanlar potansiyel terörist muamelesi görmüş, sırf isminden dolayı iş bulamamış ve güvenliği konusunda sıkıntı gören birçok Müslüman ülkesine dönmüştü.

24 Nisan'lar sonrası Türklerin bu kadar acımasız propagandaya tabi tutulduğunu; tırmandırılan nefretle, Türk mallarının, Türk işletmelerinin, Türk turizminin boykot edildiğini varsayın. Bu durumda dışarıda yaşayan Türklerin ya kimliklerini saklamaları ve asimile olmalarından ya da artan "mahalle baskıları" sonucu yurda dönmelerinden başka bir çare kalmayacaktır.

Zaten Anholt Ulusal Marka İndeksi'ne göre şimdi 40 ülke içerisinde uluslararası marka değeri 34 olan Türkiye'nin o zaman ne duruma düşeceğini kestirmek zor olmasa gerek. Avrupa Birliği'ne kabul için kamuoyu desteğine en çok ihtiyaç duyduğumuz bir anda, bu tür Türklük ve müslümanlık karşıtı propagandalarının etkisini düşünmek ve hazır olmak gerekmektedir.

Sun Tsu adlı bir Çinli generalin söylediği gibi "taktiği olmayan bir strateji zafere giden en yavaş yoldur. Stratejisi olmayan bir taktik ise sadece hezimet öncesi bir gürültüdür".

Türk toplumu olarak yurtdışında sayımız ve ekonomik gücümüz sınırlı olduğundan, lobicilik faaliyetlerini çok akıllı ve etkin yapmak durumundayız. Başkalarının uzun zamanda ve büyük kaynaklarla yaptığını biz çok daha azıyla ve kısa zamanda yapmak istiyorsak, çok kurnaz ve çevik olmalıyız.

Etrafımızı saran ivedi sorunlarla mücadele için, maalesef 50 ya da 100 yıl gibi bir lüksümüz yok. O anlamda Amerika'daki ve Avrupa'daki lobicilik sistemini iyi çalışmak gerekmektedir.

Mücadele alanını çok iyi etüt ettikten sonra, kaynaklarımızı iyi bilmek, onları organize edebilmek ve çok çabuk şekilde harekete geçirebilmek başarının anahtarı olacaktır.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.