O Ayaklar Koktu

Ahmet GÜRBÜZ

Sanıyor musunuz ki bu son olaylar birbirinden bağımsız, rastgele patlak verdi. Evet, ülkemizde gündem Karadeniz iklimi gibidir; bir bakmışsınız güllük gülistanlık, bir bakmışsınız tipi boran.

Ege’de sular iyice ısınmış, Doğu Akdeniz barut fıçısına dönmüş, Fatih gemimiz Karadeniz’de ciddi bir rezerv bulmuş, Libya’da işler Türkiye’nin lehine evrilmiş, hâsılı milli güvenlik ve dış politika sahalarındaki gelişmeler millette bir kenetlenmeye sebep olmuşken, içerden böyle denaetlerin patlak vermesi rastlantı olabilir mi gerçekten?

Dini kisveye bürünmüş, proje adam, sapık Fatih Nurullah ile kendini aydın sanan kemalist yobaz, fikri sapık Erol Mütercimler ’in, ülkeyi 20 yıldır başarıyla yöneten ve milletin % 52 teveccühüyle seçilmiş cumhurbaşkanının da İmam hatipli olduğunu bile bile, 83 milyonun gözünün içine bakarak, sermayesi meşkûk/yabancı bir kanalda, devletin güzide bir eğitim müessesesi olan İmam Hatip Lisesi mezunları için ağıza alınmayacak hakaret ve iftiralarda bulunması, uluslararası, kirli, iğrenç siyasi bir komplonun işaret fişekleridir.

Bu ucuz kuklalar efendilerinden aldıkları talimatları itina ile ifa etmişlerdir. Ve bu iş bununla da kalmayacaktır. Sahada ve masada umduğunu bulamayanlar Türkiye’nin bütün dikkat ve enerjisini iç sorunlara teksif etmesini istiyorlar. Bunun için ellerinin altında hazır kıta bekleyen, medyadan sermayeye, sivil toplumdan siyasete, akademyadan bürokrasiye yeterli sayıda beslemeleri bulunmaktadır.

Türkiye’nin global ekonomik krizlere, yaptırımlara rağmen, pandemide sergilemiş olduğu performans, Kuzey Suriye’de terör kuşatmasını yarması, Doğu Akdeniz’de uluslararası baskılara boyun eğmemesi, genelde Afrika özelde Libya’daki gelişmeler, milli güvenlik, savunma sanayii,  enerji ve dış politikada engellenemez yükselişi, yine o eski bildik meşum oyunların sahneye sürülmesine sebep olmuştur.

Sözü çok uzatmaya gerek yok. 15 Ağustosta piyasaya çıkan, yaklaşan ABD seçimlerinde demokratların başkan adayı Joe Biden’ın, Aralık 2019'da Türkiye’nin iç siyasetine dönük haddini aşan açıklamalarını hatırlıyorsunuzdur.

"Bence ona (Erdoğan'a) çok farklı bir yaklaşım uygulamalıyız. Muhalif liderleri desteklediğimizi açıkça göstermemiz lazım. Parlamento'ya katkı sunmak isteyen Kürt toplumunu entegre etmek için... Düşündüğümüz şeyle ilgili sesimizi yükseltmemiz lazım, bedel ödemeli. Erdoğan'ı yenecek duruma gelmeleri için hala var olan Türk liderliği unsurlarından daha fazla verim almalı ve onları güçlendirmeliyiz. Darbe ile değil, seçim süreci ile... Partisi, İstanbul'dan dışarı atıldı. Peki, biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz” diyor Bay Biden.

Darbe itirafından sonra iki husus ön plana çıkıyor o skandal ifadelerde; muhalefete proaktif destek ve ‘Parlamento'ya katkı sunmak isteyen Kürt toplumunu entegre etmek’.

Dikkatinize arz etmek istediğim diğer bir konu da ana muhalefet partisi CHP’nin konumu. 25 Temmuzda pandemi nedeniyle Ankara Bilkent Odeon Gösteri ve Kültür Merkezi’nde, açık havada yapılan 37. Olağan Kurultayı ve o kurultayda Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapmış olduğu konuşmayı hatırlayalım. ‘İktidar Kurultayı’ sloganıyla toplanan ama muhalif genel başkan adayının alana dahi alınmadığı, konuşma hakkının tanınmadığı, hatta cumhurbaşkanı adayı Sayın Muharrem İnce’ye sandalye bile bulunamayan o kongre.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun, ‘Dünyanın gözü kulağı burada.’ dediği o kongreye: “Önümüzdeki ilk seçimlerde dostlarımızla beraber iktidar olacağız.” sözleri damgasını vurmuştu. O ‘dostlar’ hala içerde ve dışarda aranmaya, tartışılmaya devam ediyor.

‘İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’ adı verilen 13 maddelik manifesto okundu orada. Klasik siyasi mülahazaların ötesinde dikkatlere takılan iki husus; ‘iç barışın (?) sağlanacağı’ ve ‘Kürt sorununun TBMM’de çözüleceği’ vaadi. Açıkçası ben ilk defa Kılıçdaroğlu’nu iktidar konusunda bu kadar inanmış ve kararlı gördüm.

Buradan dışarıdakilere güvenerek içeride siyaset yapanlara ve içeridekilere güvenerek hariçten gazel okuyanlara diyorum ki; geçti Bor’un pazarı, sür eşşeği Niğde’ye. Acelesi olanlar pahalı demezseniz otobanı da kullanabilirsiniz.

Yukarıdaki denaetler herkese 28 Şubat post modern darbe süreci ve Refahyol Hükümetine yapılanları çağrıştırıyor.
Benim de aklıma o dönemin kahramanlarını hicveden kıymetli Abim Hasan Sağındık’ın Arif Nihat Asya’nın şiirinden alarak düzenlediği şu ezginin sözleri geliyor:

Adamlar bilirim sönük,
adamlar bilirim çürük,
adamlar bilirim rozetleri,
yüreklerinden büyük.

Adamlar bilirim yamuk
adamlar bilirim maskara
adamlar bilirim ki elleri
eldivenlerinden kara

Süleyman ah Süleyman
bu ayaklar nasıl ayak
yorgana sığdı diyelim
mezara nasıl sığacak.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.