“Oku! Seni yaratan Rab adıyla

Bilgin ERDOĞAN


“Oku! Seni yaratan Rab adıyla” (Alak: 96-1)

Bu ayet, söze nerden başlamalıyım sorusunun cevabı aslında…Rabbin başladığı yer ve yine başla dediği yer evvela…Gökler ötesinden gelen ışık ve insanlığın iftihar tablosu ve yüz akının ilk ihtilali tasavvurunda…O, “ikra” hitabıyla okumayı öğütlüyordu Resuluna ve o kerim elçi “Ben okuma bilmem “ diyordu ve itiraf ediyordu aczini kalplerden geçeni en iyi bilen Allah`a…O, ümmiydi evvela ve okunacak bir metin de yoktu elde avuçta… Okuyacaktı ama o sadık-u masduk olan nebi ve uyacaktı İlahi kelama…Emir en büyük yerdendi zira …

 

 

Ne ki başka bir okuma şekliydi bu okuma..O resul, varlığı, insanı ve hadisatı okuyacaktı, yerlerin ve göklerin yaratıcısı Allah adına…Kelime’nin kökünde saklıydı mana…Zira, “ka-ra-e” kökünden geliyordu “İkra”… Anlamsız harfleri anlamlı bir hale getirmekti ve yine anlamsız gibi görünen hayatı anlamlı olarak görmekti “ikra”…

 


Yüklemsiz özne ve öznesiz cümle olmayacagı gibi, Tevhidsiz insan ve insansız hayat anlamını yitirecekti. Yüklem, cümlenin tevhidi ve tevhid hayatın yüklemi…”Ka-ra-e” kökünden gelen “İkra” hitabı ise sadece cümlenin yüklemini görme değil , hayatın yüklemini de görme işlemi… İşte hayatın yüklemini bulan o resül, özneyi ve nesneyi keşfetmiş ve varlığı, insanı ve hadisatı Allah adına okumaya başlamıstı.

 

 

İste bu Ümmetin evlatlarının da Allah`a ve resuluna tabii olmaları ve böyle bir okumayı gerçekleştirmeleri gerekir. Zira insan, varlık ve hadisat Allah’in birer ayetidir.

Sen hiç kendini ve insan türünü bir ayet gibi okudun mu? sorusunu sor kendine…Hic ayet olarak görmedin değil mi? Oysa Kur’an insan’in bir ayet olduğunu söylüyor.

 

“Yeryüzünde, içlerinde hiç bir şüphe duymadan inananlar’in görebileceği, Allah’in ayetleri vardır. Tıpkı kendi kişiliginiz üzerinde olduğu gibi. Bunları görmüyormusunuz? “ (Zariyat: 51 20-21)


Evet sen Allah’in bir ayetisin ve her insan bir ayet… Sen hiç bir dostunu ayet gibi okudun mu?


O, dostun yüzünde okudun mu sure-i Fatiha’yı , ellerinde sure-i Kalemi, dudaklarında sure-i Alakı…? Sen hiç gördün mü bir dostunda tecelli eden esmayı? Yüreğinde ki “vedud”’u ellerinde ki “kerim”i, gözlerinde ki “cemil”i , sözlerinde ki “kemal” i , öfkesinde ki “kahhar” ı coşmasında ki “cebbar” ı bağıslamasında ki “gaffar” ı…Eğer okusaydın seni yaratan Rab adına, bunları veren, alan ve kılan gücü farkedecek ve Tevhid-i Esma ve Sıfat sırrına erecektin…

 

Sen hiç eşine ve çocuklarına Allah’in sana nazil ettiği bir ayet gibi baktın mı? Eşinin gözlerinde okudun mu Hacer’in sabrını veya İbrahimce teslimiyeti? Zekeriya’nın yüreğinin dudaklarını ödünç aldın mı ve dua ettin mi oğlun Yahya’ya? Hiç yavrunu Yusuf gibi gördün mü ve işittin mi ondan rüyalarını ve ağladın mı Yakupcasına geceler boyu?

 

Sen hiç Musa olmaya calıştın mı ve sordun mu kim senin Firavun’un? Sen düşündün mü hiç kim seni baştan çıkarmaya çalışan Züleyha? Hiç düşündün mü Züleyha’nın makam , servet veya şöhret olabileceğini tıpkı şehvet olabildiği gibi kimileyin? İnsan bir ayetti ve sen bir ayettin okudun mu hiç bu ayeti seni yaratan Rab adına ?

Varlık’ta bir ayettir bilirmisin? Vahiy onu öyle betimliyor zira… “Onlar ki ayakta dururken, otururken, ve uyumak için uzandıklarında Allah’ı anar, (ve) göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye düşünürler: ‘Ey Rabbimiz! Sen bunların hiçbirini anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın! Bizi ateşin azabından koru!” (Ali-i Imran 3-191)

Kainat, katib-i Mutlak olan Allah’tan inen bir kitap bilirmisin? Sen tefekkur edermisin yerlerin, göklerin ve arasondakilerinin üzerinde? Okurmusun onları sen ayet gibi?


Eline aldiğın güle botanik bir ot gibi değil, Rabbin el Cemil ismini hatırlatan bir memuru olarak baktınmı? Heyacan verdi mi sahil kenarında pervaz eden martılar ve yüreğine inşirah indi mi seyreylerken onları ve düşündün mü onlara kanat takan Rabbin kudretini? Sen hiç konustun mu sarı bir çiçekle ve sordun mu hiç güz mevsiminde sararan bir yaprağa “Benzin neden sararmış sorusunu Yunuscasına? Yunus’un kulağıyla dinledin mi ve duydun mu onun“Ölüm bana yakındır” çığlığını…

Okudun mu desem okudum diyeceksin ve belkide okudun gerçekten…Roman okudun, destan okudun, hikaye okudun ve masal okudun, şiir okudun, nesir okudun belki çok sey okudun ama seni Yaratan Rabbin adına okudun mu? Sen hiç harf okudun mu mesela? “Elif” te izzeti “Dal” da mahfiyeti ve “Mim” de teslimiyeti görebildi mi yüreğindeki gözler ? Sen hiç nokta’yı okudun mu? “Nokta”’ da ölümü görecektin okusaydın eğer… Nokta cümle’nin ölümü ve ölümse cümle hayatın diyecektin ve tebessüm edecektin ona…Umudu görecektin onda ve bir diriliş muştusu sunacaktı sana bir nokta…Her noktanın ardında yeni bir cümle ve her ölümün ardında yeni bir hayat var diyecekti bir nokta onu okuyana…

Hadisat bir ayettir bilirmisin? Zira hic bir şey Allah `ın üst hukukundan bağımsız değil…


Şöyle diyor Rabbim : “Göklerde ve yerde tüm mevcudat O’na tabiidir.O, hergün kendini bambaşka (şaşkınlık verici) bir yolla ifade eder.” (Rahman 55-29)

Sen hiç olayları bir ayet gibi okudun mu? Bağladın mı hiç maziyi sen atiye ve fehmettin mi dün ile bugün arasındaki benzerliği? Okusaydın eğer, ateşe atılan İbrahim ile , ateşe koşan Hak erlerinin teslimiyet bilincini görür ve Hamilton’un toplarıyla, Ebrehe’nin filleri arasındaki tarihsel benzerliği farkederdin.

 

Okusaydın eğer tarih boyunca akan tüm annelerin gözyaşlarının aynı renkte olduğunu farkederdin ve Hacer’in gözyaşlarıni görürdün yavrusunu bekleyen ve bulamayan Berfo ana gibi…Okusaydın eğer kardeşlerini kuyuya atan Yusuf’un ağabeyleri’nin hikayesine şahit olurdun misak-i milli içinde…

 

Okusaydin eger Hudeybiyeyi görürdün  ve şahit olurdun  yaş adigin topraklarda..

 

Fani olani baki olana tercih eden dünyevileşmiş İsrailogulları zihniyetini görürdün kendi mahallende hatta köyünde…Mekke’nin damarlarına kan veren Sumeyye ile bastığın toprağa kan veren yiğitler arasında bir benzerlik görürdün belki de….

 

İmanı için ateşe atılanda varmış derdin okuldan tesettürü için atılan kızların haberini okurken gazetelerden…Vahyin vizyonuyla baksaydın olaylara, kelime-i tevhidi söylediği için vücudu ateşle dağlanan Habbab bin Eret ile bir kış gecesi üzerine su dökülen din alimi arasındaki benzerliği görürdün.

 Okusaydın eğer olayları bir ayet gibi, şu okuduğun gazete haberlerini Rabbin sana nazil ettiği ayet gibi okuyacak ve onların üzerinde derin derin düşünecektin ve seyreyleyecektin onları illiyet, ibret ve hikmet pencerelerinden…

Sen hiç seni Yaratan Rab adına okudun mu ey gönül! Varlığı, insanı ve olayları…Mahallende veya dünyanın bir başka ucunda yaşanan her olay senin illiyet , ibret ve hikmet pencerelerinden okuyarak ders alman gereken bir ayettir. Bu ayetleri okumaya varmısın ?


Gazetendeki sana nazil olan ayat-i hadisati okumaya hazırmısın? Sen seni yaratan Rab adına okumaya hazırmısın? 

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.