Özgürlüğünüzü güvenliğinize değişir misiniz?

Ece KOÇ

11 Eylül'den sonra Amerika'da hiçbir şey aynı kalmadı; 11 Eylül olayları Amerika'yı ve bütün dünyayı değiştirdi. 60 yıldan sonra ilk kez Amerikan topraklarına bir saldırı gerçekleşti ve bu daha önce hiç tecrübe edilmemiş bir korku hali oluşturdu. 11 Eylül olayları dünyanın dört bir yanında bir şok dalgası halinde gerçekleşen bazı olayları tetikledi, öyle ki bir dizi yasal düzenleme Birleşik Devletler Kongresinden hızla geçti ve o dönemden bu yana hem Amerikalılar hem de İslam ülkeleri tarafından son derece tartışmalı bulunan Amerikan Başkanı tarafından uygulamaya konuldu.

Amerika gerçekten de binlerce vatandaşının Amerikan topraklarında ölümüne neden olan korkunç bir saldırıyla karşı karşıya kalmşıtı. Saldırı hiç beklenmedik bir anda ve korkutucu bir şekilde gerçekleşti. Amerikalıların psikolojisine baskın gelen duygusal tepki ise korkuydu. Bu korkuyu yalnızca saldırılara karşı tepki oluşturmak için kullanmakla kalmadılar, aynı zamanda son derece tartışmalı bir kanun için zemin oluşturmakta kullandılar.

Vatanseverlik Yasası ABD eski Başkanı George W. Bush tarafından 26 Ekim 2001 tarihinde kanunlaştırıldı ve başlangıçta Birleşik Devletleri terörizme karşı korumak amacıyla kabul edildi. En temel tanımıyla Vatanseverlik Yasası federal ajanların ülkeyi korumak için terörist olduğundan şüphelenilen kişilerle ilgili soruşturmaları sorunsuz şekilde yürütebilmesine imkan sağladı.

Yetkililerin bir şahsın telefonunu dinlemesi, kişinin bilgisi olmaksızın evini araması, kredi kartlarına ve banka işlemlerine erişim elde etmesi, teknik takibe alması ve izlemek istediğini her hangi bir şekilde izleyebilmesi için net bir delil oluşturması gerekmeden sadece şüphe etmesi yeterliydi.

"Terörizm" kelimesiyle hipnotize olmuş şekilde bu yasanın bir başka saldırının düzenlenmesine engel olmanın tek yolu olduğuna inanılıyordu.

Korku 2001 yılında Afganistan'ın ve sonra 2003 yılında Irak'ın işgalinin casus bellisiydi. Amerika teröristlerin ülkeye tekrar saldırıda bulunmasını önlemek amacıyla taaruza geçmek istedi. Ama kimdi bu teröristler?

Uçakları kaçırarak 11 Eylül saldırısını düzenleyenler kayıtlara Müslüman kimlikleri ile geçti, bu nedenle terörizm terimi İslam ve Müslümanlarla güçlü bir şekilde ilişkilendirildi ve neredeyse eş anlamlı olarak kullanılmaya başlandı.

Bu korku ve kargaşa 2. Dünya Savaşından bu yana pek tecrübe edilmemiş bir duyguydu ve bu duygu daha sonrasında anlamsız bir “İslam korkusu" anlamına gelen İslamofobiye dönüştü. Bu korkunun özünü analiz ettiğimizde, insanların korktuğunun İslam dini değil radikalizm olduğunu görüyoruz ki; radikalizm gerçekten de şu anda tüm dünyadaki en büyük tehdit.

11 Eylül olaylarından bu yana on iki yıl geçti ancak o günden bu yana gerçekte bir şey değişti mi? Vatanseverlik Yasası Amerika'yı daha güvenli bir yer haline getirdi mi?

Tam tersine, çoğu insan, halkının özgürlüklerini sınırladığı ve Birleşik Devletler Anayasasında verilen bazı temel hakları hükümsüz kılarak birçok yoldan haklarını ihlal ettiği için ABD Vatanseverlik Yasasının Birleşik Devletleri daha az demokratik bir ülke haline getirdiğine inanıyor. Sonuç olarak anti-Müslüman olmak birçok açıdan Amerikalılara daha az özgürlük tanınmasına yol açtı.

Aslında anlaşılması gereken şudur; dünyada en büyük tehlike İslam değil, İslam'la ve Kur'an ahlakıyla hiçbir ilişkisi olmayan radikalizmdir.

İslam'da şiddet, terör, nefret veya öfke yoktur; çünkü İslam barışı, sevgiyi, muhabbeti, şefkati, dostluğu, yardımseverliği ve güzel olan her şeyi teşvik eder. İslam ve terör karşılaştırılamaz; terörizm haramdır ve Kur'an'da uluslar arasında barış ve güvenlik teşvik edilmektedir.

İslam'ın cahil insanların eline bırakılmaması hayati önem taşımaktadır. Böyle cahil insanlar genellikle radikallere dönüşecektir ve İslam adına öldürmeye, bombalamaya ve kargaşa yaratmaya başlayacaklardır. Bu tür fanatikler kendi nefretlerini dışa vurabilmek için kasten Kur'an'ı kullanmaktadırlar.

Bu tür eylemlerin aksine Allah, Müslümanlara çok ciddi bir suç karşısında dahi gösterilecek merhametin bir örneği olarak kasten cinayet işleyen bir kişiyi bile affetmelerini söylemektedir. Böyle bir dine iman eden bir kişinin şiddete başvurması nasıl mümkün olabilir?

Vatanseverlik Yasası gibi kanunların amacı terörist eylemlerin tekrarından korkarak teröristleri bulmak amacıyla "Müslümanlara karşı casusluk" yapmaktı. Ancak yakın zamanda NSA tarafından yürütülmekte olan büyük gözetleme ve metadata-toplama çalışmalarını ifşa eden eski NSA analisti Edward Snowden vakasında gördüğümüz gibi bunun istenmeyen sonuçlar ortaya çıkaracağını kimse beklemiyordu. Bu dünya çapındaki geniş gözetleme ve takip çalışmaları sadece Müslümanlara değil tüm ülkelere hatta birçok yerde en üst düzey liderlere kadar uzanıyordu.

Medyanın bu gözetlemeleri ifşa etmesi Birleşik Devletlerde ve diğer ülkelerde kitle halinde toplulukların gözetlenmesi, hükümet gizliliği ve ulusal güvenlik ve bilgi mahremiyeti arasındaki denge üzerine bir takım tartışmaları alevlendirdi.

Bugün kimsenin kendi özel hayatının gerçekten de özel kaldığına ve hükümetin kontrolünün hangi kapsamda olduğu ve nerede başladığına dair bir güvencesi yok. Kimse böylesi bir korkunun insan haklarını ve özgürlüklerini bu derecede sınırlandıracak bir şekle dönüşeceğini tahmin edemezdi. Gerçekten de insanlar güvenlik olarak algıladıkları bir sonuca ulaşabilmek için çok yüksek bir bedel ödediler. Bu bedel kişisel özgürlükleriydi;  Benjamin Franklin'in söylediği gibi "Geçici güvenlik uğruna temel özgürlüğünü feda eden insanlar ne özgürlüğe ne de güvenliğe layıktırlar." 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.