PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) VE KADIN

Naim ÖZGÜNER

Naim ÖZGÜNER   12 Şubat 2013

Hazret-i  Aişe validemiz Peygamberimizle yeni evlenmişti. Bir gün kendi aralarında sohbet esnasında kendisini ne kadar sevdiğini öğrenmek için şöyle sordu: “Ey Allahın Resulü, beni seviyor musun?” “Evet ya Aişe. Seni seviyorum.” “Beni nasıl seviyorsun?” Peygamberimiz bu soruya şöyle cevap verdi: “Kör düğüm gibi”. Cevap Hz. Aişe nin hoşuna gitmişti. Aradan geçen zaman içerisinde ara sıra sorardı aynı soruyu Hz. Aişe. Yine bir gün sordu: “Ey Allahın Resulü, kördüğüm ne alemde?” Cevap: “İlk günkü gibi ya Aişe”.

Berire köle bir kadındı. Köle iken evlendirilmişti. Bir gün Hz. Aişe onu efendisinden satın alarak hürriyetine kavuşturdu. Ama kocası hala köleydi. Fakat kocasını sevmiyordu. Köle olduğu için rızası alınmadan evlendirilmişti. Ama artık hürdü. Evliliğini sürdürmeyip eşinden ayrıldı. Köle kocası Mugis ise onu hala seviyordu. Medine sokaklarında etrafında dolaşıyor, ağıtlar yakıyor, göz yaşları döküyordu. Kendisine dönmesini istiyordu. Berire ise kabul etmiyor, olamayacağını söylüyordu. Bir gün Mugis Peygamberimizin yanına geldi ve derdini, aşkını, sevgisini anlattı, eşinin kendisine dönmesi için aracılık yapmasını istedi. Peygamberimiz Berire ile konuştu. “Keşke kocana tekrar dönsen..” Berire Peygamberimiz sordu: “ Ey Allahın Resulü, bu bir emir midir?” “Hayır, sadece ben aracılık ediyorum.” Berire rahatladı. Ola ki Peygamberin emri olur da ya da ayet hakkın gelir de farkında olmadan karşı gelmiş olur. Berire: “Ya Resulellah. Benim ona ihtiyacım yok, onu sevmiyorum.” Peygamberimiz Berirenin bu cevabına ısrar etmedi. Zira evlilik sevgiyi gerektirirdi.

Peygamberimiz evde eşlerine yardım eder, koyunlarını sağar, elbiselerini temizler, yırtıklarını yamar, ayakkabılarını silerdi. Eşlerine her hususta yardım ederdi. Onlarla istişare ederdi. Onların fikirlerini de öğrenirdi. Hz. Aişe ile yemek yediklerinde önce Hz. Aişe nin yemesini isterdi. Bir şey içeceği zaman önce ona içirdi. Sonra kendisi içerdi ve Hz. Aişenin içtiği yerden içerdi. Hz. Aişenin yediği et parçasını elinden alır, ısırdığı yerden ısırır, kalanını kendi eliyle Hz. Aişenin ağzına koyardı. Ve şöyle buyurmuştu: “Ahlakı en güzel olanınız, eşlerine en iyi davrananızdır.”

Peygamberimizin İranlı bir komşusu vardı. Güzel et yemeği yaptığından bir gün Peygamberimizi çağırdı. Peygamberimiz sordu: “Aişe ne olacak. Onu davet etmiyor musun?” Adamın öyle bir düşüncesi yoktu. “Hayır” dedi adam. Peygamberimiz de Hz. Aişenin çağrılmadığı davete “Hayır” dedi ve gitmedi. Adam sonra tekrar geldi. Peygamberimizi davet etti. Peygamberimiz Hz. Aişeyi kastederek: “Bu yok mu?” diye sordu. Adam bu sefer: “Evet, o da davetlidir” dedi. Ve beraber davete gittiler.

Hazret-i Hatice Peygamberimizi sevmişti. Evlenmişlerdi. Çok zengin olmasına rağmen sevgili eşinin yolunda malını mülkünü feda etmişti. Hira ya ona haftalarca aylarca yemek taşımıştı. Bir gün Cebrail a.s. geldi ve dedi ki: “Ey Allahın Resulü. İşte Hatice geliyor. Beraberinde bir kap var. İçinde yiyecek içecek var. O yanınıza ulaştığı vakit Rabbinden ve benden selam söyleyin ve onu cennetle müjdeleyin.” Peygamberimiz Allahın ve Cebrail in selamını Hz. Hatice ye söyledi. Hz. Hatice selamı aldı. Allahın ve Cebrail in selamını alan ve dünyada iken cennetle müjdelenen tek kadındı Hz. Hatictü’l Kübra (R. Anha)

Vefat eden fakir ve zenci bir kadındı. Ama dopdolu bir imanı vardı. Yaşlıydı. Savaşa katlamazdı. Yapabileceği tek bir şey vardı, o da mescidin temizlik işlerine bakmaktı. Artık mescidi temizleyip süpürüyordu. Bir ara mescitte görünmez oldu. Yokluğu fark edilmişti. Peygamberimiz sordu onu. Sahabe vefat ettiğini söylediler. Peygamberimiz üzülmüştü. “Bana haber vermeniz gerekmez miydi” dedi. Bilemediler o siyah yaşlı kadının Peygamberimizin gönlünde de yer ettiğini.! Peygamberimiz:”Bana kabrini gösterin” dedi. Gösterdiler. Kabrinin yanında cenaze namazını kıldı. Onun için dua etti.

Cebrail abdest almasını, namaz kılmasını öğretmişti Allah Resulüne. “Artık bundan sonra böyle yapacaksın” demişti Cibril. İlk namazı kılmıştı Peygamber. Ama bunu birisiyle paylaşmak istiyordu. Ve bu insan Hz. Haticeydi. Ona abdest almasını öğretti. Sonra arkasına aldı ve birlikte cemaat yaptılar. İlk namazı ilk eşiyle kılıyordu. İlk imanını, ilk Peygamberliğini, ilk ibadetini bir kadınla paylaşmıştı. İlk sükunu da, ilk heyecanının dinmesini de bir kadının yanında yaşıyordu. İlk imamlığını bir kadına yapıyordu.

Peygamberimiz hicret etmişti. Medine de bulunuyordu. Huneyn savaşı olmuştu. Müslüman olmayan bir kavim 6 bin kişi ile esir edilmişti. Esirler arasında bir kadın vardı. Kavmi onu Peygamberimizin yanına gönderdi. Kadın kendini Peygamberimize tanıttı: “Ben Halime nin kızıyım. Senin süt kadeşinim, Şeyma..” Peygamberimiz: “Delilin nedir?” diye sordu. O da: “Ben seni çocukken sırtımda taşıyordum. Bir gün sırtımı ısırmıştın.” dedi. Peygamberimiz hatırlamıştı, gözleri yaşardı. Hemen omzunda ki ridasını çıkardı, yere serdi, üzerine oturttu. Çünkü çocuklukları beraber geçmişti. Peygamberimiz Şeyma için ne yapabilirdi.? Şeyma isteğini belirtti. Esirlerin arasında bulunan akrabaları da dahil kendisinin serbest bırakılmasıydı. Peygamberimiz kabul etti. Serbest bırakıldı. Onun serbest bırakıldığını gören sahabe de diğer altı bin esiri de serbest bıraktı. Şeyma ağlamıştı. “Memnun olmadın mı” diye sordu. Şeyma, kavminin küfürden kurtulmasını da istiyordu. Peygamberimizden bunun için dua etmesini istedi. Peygamberimiz dua etti. Bütün esirler Müslüman oldu. Ama bir kişi daha kalmıştı Müslüman olmayan. O da Hz. Şeyma nın eşi Bigat tı. Eşinin iman etmesini çok istiyordu. Çünkü eşini çok seviyordu. Peygamberimiz bu süt kardeşinin kalbinin mahzun olmasını istemiyordu. Kısa bir zaman sonra o da Müslüman olmuştu. Şeyma ya “İster kal, ister git, serbestsin” demişti de Şeyma gitmeyi tercih etmişti. Esirler hürriyetlerine kavuşmuş, Şeyma ya da bir çok hediyeler vererek süt kardeşine vefalılığını göstermişti. Hey Şeyma hey..ne diyeyim. Kalbim dolu, gözüm yaşlı, boğazım düğümlü, sadece tuzlu su tabakasıyla yanaklarımı yıkıyorum.    

e-mail: naimozguner81@gmail.com Facebook:NaimÖZGÜNER