‘Protestocu’ yılın değil, yılların adamı

xxx78

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın konuştuğu salona kendisini ‘protesto etmek’ üzere gelmiş genci korumaların elinden kurtarması, eleştirilerini dinlemesi önemli bir ilk... Umarım, konuşan ile dinleyen arasındaki ‘diyalog’ hep böyle ‘barışçı’ zeminde geçer...

Çağımız bireysel özgürlükler ve bireysel çıkışlar çağı; teknolojide kaydedilen ilerlemeler ile toplumsal ilişkilerin yeni tarzı da buna imkân sağlıyor. Yenilikler tam oturmadığı için, bu tarz, hukuki çerçevesini henüz bulamadı; bu sebeple sıkıntılara da sebep oluyor. Başkalarıyla ilgili eleştirel düşüncelerinizi Twitter veya Facebook’tan yararlanarak bütün dünyaya duyurmanız da, hakaret ve küfürlerinizi kişiye özel iletmeniz de mümkün...

Kahire’deki ‘Tahrir Meydanı’ bireysel çıkışların yeni teknolojiler kullanılarak toplumsal hareketliliğe kolayca dönüşebildiğini gösterdi; önceleri bir-iki kişinin fikri olan rejimi protesto, kısa zamanda binlerin, biraz daha sonra yüzbinlerin meydanı doldurmasıyla bir ‘devrim’e dönüştü. Eski Yunan’daki ‘doğrudan demokrasi’ ütopyası, Arap Baharı’na evsahipliği yapan ülkelerde bir anda gerçekleşir gibi oldu.

Meydanlar mesaj veriyor, meydanları dolduran kitleler karşısında rejimler sessiz kalamıyor.

TIME dergisi her yılın sonunda bir ‘yılın adamı’ seçer; bu yıl o unvana lâyık onca kişi dururken bir anonim yüz ‘yılın adamı’ olarak ilân edildi: Protestocu... Şimdiye kadar yaşananlar kurumsallığa kavuşursa, ‘protestocu’ tipi 21. yüzyılın demokrasisine ‘katılımcılık’ boyutu katabilir.

Bugünün insanı, hangi ülkede yaşıyor olursa olsun, kendisinin sistem içerisindeki yerinden fazla memnun değil. Dört-beş yılda bir yapılan seçimlerde oy kullanmakla sınırlı bir demokrasi kimseyi kesmiyor. ‘Sivil toplum örgütleri’ altında toplanarak görüşlerini değişik biçimlerde ifade etmek bir süreliğine idare etti; ama bu da yeterli olamadı. Şimdilerde sisteme bireysel katılımın daha etkili olabilecek başka yollarını zorluyor insanlar...

Herkes bu yeni kazanılmış özgürlük alanının nasıl kullanılacağını tam anlayabilmiş değil; bu sebeple şaşkınlıklar ve yanlışlıklar yaşanıyor. Konukların suratına pasta atmak, konuşmacılara yumurta yağdırmak gibi anormallikler bu geçiş döneminin yanlışlıkları; sadece protestonun ne önemi var? Önemli olan eylemini neden yaptığın mesajını verebilmekse daha keskin ve uygar bir yöntem bulmak şart.

O zamana kadar geçiş dönemi yanlışlıklarına muhatap olanlar daha yüce gönüllü davransalar doğru bir iş yapmış olurlar. Bakan Yıldız’ın davranışı bu yolda önemli bir örnek...

Etkisini muhtemelen uzun yıllar boyunca hissettirecek yeni dönem, bireysel taleplerin en kestirme yoldan muhataplarına ulaştırılabildiği, yönetici konumunda bulunanların da taleplere kulak verdiğini ve yerinde gördüğü talepleri yerine getirdiğini en kestirme yoldan belli ettiği bir dönem olacak. ‘Sosyal medya’ denilen iletişim araçları buna imkân sağlıyor işte.

Sosyal medya karşısında siyasiler kendilerini edilgen olmaktan çıkarmaya başladı; sözgelimi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül izleyenleriyle her an iletişim halinde. Aynı durumda olan başka siyasiler de var.

Doğrudan erişim imkânı geleneksel medyayı bu yönden de zora düşürüyor.