Psyche'nin renkleri

xxx54

Nasıl ki seslerin kendine özgü bir dizisi varsa, renklerin de kendisine özgü bir dizisi var.

Ses dizileri ve renk dizileri....

Haz, işbu dizilerin ahengini idrakten kaynaklanıyor; kulağa ve göze mülâyim olanı idrakten...

Doğasıyla uyum içinde olanı idrak suretiyle alınan hazzın sürekli olması beklenir, ama o beklenen süreklilik hiç gerçekleşmez.

İdrak edilen uyum ve âheng, nedense, bir süre sonra haz vermez olur; derken eleme bile dönüşür. Çünkü idrak edilen uyum ve aheng, zaman içinde bir yeknesaklık, bir tekdüzelik kazanıverir.

Bu durumda aynı eseri dinlemek veya aynı manzaraya bakmak ızdıraba yol açar, zira nisbetler çözülmüş, tenasüb bozulmuştur. Eskiden beğenilenin sonradan beğenilemez oluşu bundandır.

Farklı idraklerin sebebi, idrak eden (müdrik) ile idrak edilen (müdrek) arasındaki tenasüb ve ahengin sabit olmamasıdır. Nisbetler değiştikçe idrak de değişir. İdrak değiştikçe, kaçınılmaz olarak idrakten hasıl olan haz ve elemin miktarı da...

 

* * *

İdrak'in seviyesi idrak eden nefsin mertebesiyle orantılıdır.

Nefsin mertebeleri vardır; insanın kemâle erdirmek uğraştığı nefsin...

Evet, nefsin de kemâli var.

Bu âlemden alınan hazların en yükseğinin alındığı mertebedir nefsin kemâle erdiği mertebe. Kemâle erdiği, yani öldüğü...

Bu dünyada çekilen acı ve elemlerin tamamı aslında nefsin kemâle eremeyişinden kaynaklanır.

Birileri kusur desin, birileri de eksiklik ve noksanlık... her iki hâlde de kastedilen aynıdır: Yetkin olamayış, yani kemâlden mahrumiyet.

Kemâle eren nefs, hakikatte nefs (anima) vasfından sıyrılmış, ruh'a (spritus) dönüşmüştür. Başka bir deyişle, teslim (müslüman) olmuştur.

İrfan geleneğinde "nefs-i kâmile" veya "nefs-i sâfiye" şeklinde adlandırılan mertebe, özgürlüğün ta kendisidir.

Bu mertebenin hiçbir rengi yoktur. Nefs-i kâmile renksizdir.

Nefs-i kâmile yeniden başa dönüşün mertebesedir. Masumiyet âli. Bebeklik.

Cennet gibi kokar bebekler. Nefs-i sâfiye de öyle.

Rengi yok ama kokusu vardır. Hakkın kokusu.

Oysa diğer mertebelerin her birinin kendine özgü birer rengi var.

Altı mertebe ve altı renk.

Tümü de psyche'nin renkleri... nefsin...

 

* * *

Nefsin mertebeleri mülkiyetle başlıyor. Sahip olmakla, elde etmekle, mülkiyeti taleble...

Bu mertebenin adı: nefs-i emmâre.

Kötülüğe sevkeden nefis. Kötüden ve kötülükten haz alan nefis.

Rengi mavi, ve fakat unutmamalı ki ışığı kendisinden değil. Çünkü tavrı, tavr-ı Kamerî.

Ay'la karakterize olur.

Adem oluşun ilk mertebesidir. Şehvet ve gazabın tecessüm ettiği mertebe.

Mahrumiyete katlanamaz. Kaybedenlerin ve kaybolanların mertebesidir nefs-i emmâre. Mahrum olanların. Nâdanın.

Züleyha gibi.

Aramak yazgısıdır. Aramak, bulmak, ele geçirmek.... ve her defasında kaybetmek.... kaybettikçe kaybolmak...

Nefsin —ne gariptir ki— kendisine en sahip olduğuna inandığı an, hakikatte kendisini tümüyle yitirdiği andır, tıpkı Buñuel'in Conchita'sı gibi.

— "Kendimden daha değerli bir şeyim yok!" der Conchita, çıplak dans ettikten sonra... (Cet obscur objet du désir)

VE kazandığı an kaybeder.

Mavi uzağın rengidir bu yüzden. Uzağın ve yasın. Emmâre de öyle, Hak'tan en uzak oluşun sembolüdür.

Bu yüzden karşıtı nefs-i sâfiyedir. Yani çizginin bir tarafında mavi vardır, tam karşıtı ise renkten âridir.

 

* * *

Kötülüğü sevkeden nefsin, ait bulunduğu mertebenin kendisini nelere zorladığından habersizdir. İster ama niçin istediğini bilmez. Bilebilmesi için bir mertebe yukarı çıkması gerekir. Bilebilmesi, yani pişman olabilmesi için...

Nefs-i levvâme'ye...

Psyche'nin ikinci mertebesine...

İyi ile kötünün arasını tefrik etmek başka, bu tefrikin gereğini yerine getirmek daha başkadır.

İnsan çelişkinin hasını asıl bu mertebede yaşamaya başlar. Bilir ama bildiğinin tam aksine de davranabilir.

Halvetîler ve Nakşîler bu mertebeyi sarı'ya boyarlar, Uşşakîler ve Rifaîler ise kırmızı'ya.

Niçin sarı, niçin kırmızı?

Bu konuyu yarın da incelemeye devam edeceğiz.

Not: "Felsefenin Türkçesi" ile "Daireye Dair"in yeni baskıları Kapı Yayınları'ndan çıktı. İkisi de hikemiyattan çok Hikmet'e iştiyakın mahsûlü. Hakikatin edebiyatına değil, bilgisine... Hakikatin, yani bir tek gözlerinin içine bakmama izin veren güzelin...