Şair Temel Ata ile Edebiyat Üzerine

Fatma Ç. KABADAYI

Gençler maalesef şiire hiç mi hiç ehemmiyet göstermiyor... 

Temel Ata...

Herkes şu boş dünyada bir yer arar bulur da
Bilmez ki bulduğu yer, devre mülkten ibaret
Mal mülk için can verir, bu yolda yok olur da
Demez ki, "dünya fani", ölüm ne büyük ibret

Bu güzel ve anlamlı mısralarının sahibi Temel Ata ile sohbetimize başlamadan önce hakkında bilgi verelim.

1968 yılında Erzurum’a bağlı Olur İlçesi Filizli köyünde dünyaya gelen şairimiz ilköğretimi Köyünde Liseyi ise Van Ziraat Meslek Lisesinde bitirdi. 1987 yılında Ziraat teknisyeni olarak Mardin Tarım il müdürlüğü emrine ataması yapıldı. 1989 yılında Memleketi Erzurum’a tayin edildi ve kendi ilçesi Olan Olur’da göreve başladı. Bir yıl ilçe merkezinde yedi yıl da A.Çayırlı Köyünde Köy Grup Teknisyeni olarak görev yaptı. Bu zaman zarfında Açık Öğretim Fakültesini okudu. 1994 yılında Vatani görevini Van Özalp ilçesinde jandarma olarak tamamladı. 1997 yılında İspir Hamza Polat Meslek Yüksek Okulu Arcılık programını okul birincisi olarak bitirdi ve dikey geçişle Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni bölümüne geçti. 2002 yılında mezun olup mühendislik kadrosu alarak Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsüne Araştırma görevlisi olarak göreve başladı. Burada bir yıl çalıştıktan sonra kendi isteğiyle Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsüne tayin edildi. Burada da beş yıl Arıcık üzerine araştırmalar yaptı ve 2008 yılında yine kendi isteğiyle Sakarya Tarım il Müdürlüğü Hendek ilçe Tarım Müdürlüğüne ataması yapıldı. Halen aynı yerde İlçe Tarım Müdürü olarak görev yapmakta…

Şiir hayatına çok küçük yaşlarda başlamasına rağmen üzün bir süre yaklaşık 15 yıl şiirden uzaklaştığını da öğrendiğimiz Temel Bey, bir arkadaşının tavsiyesiyle bir edebiyat sitesiyle tanıştı. Ve yaklaşık 10 yıl boyunca 1500 ü aşkın farklı şiir dallarında şiirle yazdı. Şiirleri birçok gazete dergi ve Antolojilerde yayınlandı. Bir kısmını “Yüreğime Cemre Düştü” adlı şiir kitabında topladı ve yayınlandı. Evli üç çocuk babası...

Aynı zamanda köşe yazılarıyla da kalemini elden bırakmayan şairimizle edebiyat üzerine sohbetimizi paylaşmak boynumuzun borcu…

“Öncelikle teşekkür ediyorum bizi kırmadığınız için. Temel Bey şiire olan ilginiz nasıl başladı? Sizi ilk keşfeden kimdi?”

Ben teşekkür ederim böyle bir söyleşiyi muhatap aldığınız için. Şiire ilgim çok küçük yaşlarda başladı. Özellikle çevremizdeki halk ozanları ve âşıklık kültürü ve amcamın yazdığı kahramanlık şiirlerini bana sesli olarak okutması şiire olan ilgimi iyice artırdı. İlk şiirdeki deneyimimi amcamın irticalen söylediği ve benimde kaleme almamı istediği “Ey Türk Genci” başlıklı bir şiire sağladığım katkı ile amcam görmüş oldu, Bana “Çokça şiir oku sen çok güzel şiirler yazacaksın gelecekte”  demesiyle ben de kısa şiirler karalamaya başladım. İlerleyen zamanlarda Özellikle Necip Fazıl KISAKÜREK, Mehmet Akif ERSOY, Arif Nihat ASYA, Yahya Kemal BAYATI ve halk ozanlarımızdan Yaşar REYHANİ, Sümmani, Nihani, Aşık Şenlik, Mevlüt İHSANİ ve bir çok şairin ve Halk ozanının şiirlerini okumaya başladım. Böylece de şiir yazmaya çalıştım.

Şiir sizin için ne ifade eder?”

Şiir benim nazarımda duyguların dili, konuşamadıklarımızın sessiz çığlıkları, içimizde kopan fırtınaların enginleştiği liman ve insanın sadece akıldan değil duygulardan da müteşekkil bir varlık olduğunun tescili ve bu varlığın üzüntüsüyle, sevinciyle kederiyle, kaderiyle yüzleşmesinin kelimelerle bir ahenk içinde sayfalara yansımasıdır.

“Geçen yıl okurlarınızla buluşan “Yüreğime Cemre Düştü” isimli eserinizden bahseder misiniz? Hece ağırlıklı mı? Serbest tarzı mı? Kaç sayfadan oluşan bir kitap? İsim nasıl verildi? Basılma heyecanını hatırlıyor musunuz?”

İlk Şiir kitabım Yüreğime Cemre Düştü’yü 2014 Nisan ayı içerisinde Ark yayınlarından çıkardım, uzun yıllardır yazdığım şiirlerin sadece çok az bir kısmını Edebiyat Dünyasıyla tanışma adına yayın hayatına sokmaya çalıştım. Kitabım 176 sayfadan ibaret olup tamamı hece şiirlerinden oluşmaktadır. Yüreğime Cemre Düştü ismi nasıl oldu nerden dilime dolandı bilmiyorum emin olun şu an tam olarak hatırlamıyorum. Ama bu ismi telaffuz ettikten sonra da hiç unutmadım ve kitaba böyle bir isim koyacağım niyetine girdim. Kendimce yapmış olduğum bir araştırmaya göre bu isimde şiirlerin olduğunu tespit ettim ama aynı isimde kitabın olduğuna rastlamadım. Ne tesadüftür ki benim kitabımın çıkmasıyla beraber Kitap dağıtım sitelerinde aynı isimde bir kitabın daha çıktığını gördüm. Her eser ilk olası münasebetiyle bir heyecan oluşturur. İlk çocuğumuzun dünyaya geldiği anı düşünün mesela. Ama ikinci çocuklarda da aynı heyecanı duyarız. Üçüncü dördüncü ve hepsinde bu heyecan sevinç duyulur. Kitapta böyle bir şey sizden sizin duygularınızdan oluşan bir eserin okuyucularla buluşması çok güzel bir duygu…

“Ailenizde en çok kim destek oluyor, genellikle kalem sevdalılarının ailesini ihmal ettiği düşünülür, onlar bu konuda ne düşünüyorlar?”

Ailemde şiire karşı çok fazla bir eğilim yok ama kuzenlerim yeğenlerim içinde şiir yazanlar var. Kardeşim Yener ATA çok güzel şiirler yazar. O serbest şiirlerde benim çok takdir ettiğim eserler çıkarır. Ailedeki herkes şiiri sever ama çok fazla ilgi göstermezler. Herkesin kendine özgü zevk aldığı, beğendiği bir karakteristik kabiliyet vardır. Bunu bildiğim için saygı duyarım. Mümkün mertebe ailemi şiir için ihmal etmemeye çalışırım desem de bu sorunun en güzel cevabını eşim ve çocuklarım verebilir. Benim penceremden göründüğü kadarıyla ihmal söz konusu değil ama diğer aile fertleri acaba bu konuda nasıl bir bakış açısına sahip, bana dillendirilen bir serzeniş olmadığında bilmiyorum.

“Kitabınızı okuyan dostlarınızın geri dönüşleri nasıl oldu? Eminim beğenmişlerdir. Neler söylüyorlar?”

İlk kitabım her yönüyle beğeni kazandı. Emin olun hiç eleştiri almadım dersem doğrudur. Elde ettiğim sonuç itibari 1500 ü aşkın şiirim olmasına rağmen neden kitap çıkarmadım, acele etmediğimin cevabını ilk kitabımda gördüm. Şahsen muhatap olduğum düşünceler hep beğeni yönünde oldu.

“Yeni bir kitap hazırlığında olduğunuzun duyumunu aldık. Bu konuda biraz ipucu verebilir misiniz?”

Evet. Yeni bir kitap hazırlığım var hatta iki, üç, dört, beş hepsi şu an hazır durumda ama kitaba isim bulma konusunda beklentim var. Kafama tam oturan bir isim olmadığı içinde sadece isim aşamasında beklemede. Sizde bilirsiniz ki ikinci kitap beklentisi birincinin önüne geçmeli düşüncesi hâkimdir okuyucularda. Bu da benim hatasız bir eser çıkarmam konusunda kendime baskı yapmamı sağlıyor. Bu aydan sonra temennim yayınevine vereceğim nasip olursa tabii…

“Sizce şiirin şu anki durumu nedir? Birçok edebiyat sitesi var. Paylaşımlar çoğaldı. Sizce elli yıl sonra edebiyatın durumu ne olacak?”

Uzun zamandır şiirle iç içeyim. Edebiyat sitelerinde şiirler yayınladım, okudum, eleştirdim beğendim, yorumladım. Birçok şair arkadaşımla birlikte şiir tahlilleri yaptım. Uzun zaman bir edebiyat şiir sitesinde editörlük radyo yayını ve program sunumlarında bulundum. Şiir üzerine organizasyonlar yaptım. Bu zaman zarfında gördüğüm şey şu ki; şiir bir sevda işi yürek yangısı ve duyguların şaha kaktığı nokta, zirve. Birçok edebiyat sitesinin teknolojik şartların gelişmesine paralel olarak artmış olması çok normal. Şiir yazanların sayısı çok fazla ama olsun hiçbir mahsuru yok bence. Çünkü herkes duygularıyla yüzleşiyor ve kendince bir şeyler üretiyor. Her üretilen şeyler de olduğu gibi iyiler değerlendirilir eser olarak okuyucunun hafızasında kalır.  Olmayanlar silinir gider sadece yazanı tatmin eder bir yere kadar. Yani iyi olanlar kalır olmayanlar silinir gider. Elli yıl sonra şiir kalır mı bilemem. Şunu diyebilirim. Şiir dinletilerine gidiyoruz zaman zaman. Katılıma göre bir değerlendirme yapacak olursak sanki şiirde iki kuşak daha ömrümüz var. Çünkü gençler maalesef şiire hiç mi hiç ehemmiyet göstermiyorlar. Eğitim sadece başarı ile sınırlı olduğu için ve sanat eserleri daha çok kazançla eşdeğerde üretildiği için ve de şiir kitaplarının da artık okunmuyor olması şiir yolculuğumuzun önünde ki engel gibi görünüyor. Mesela eskiden iki insan birbirine sevgisini şiirlerle dile getirmiş. Mektuplar yazar ve duygularını dile getiren birkaç mısra gönderirlermiş. Şimdi ne eski aşklar var maalesef ne de duygularla dile getirilecek sevgi sözcükleri. Sanki biraz materyalizm ön plana çıktı ya da şiirsellik insanlarda arka plana itildi. İdealler değişti, önem seviyemiz yer değiştirdi. Vatan millet sevgisi hakir görülür oldu. Masum sevgiler tamamen bencil düşüncelerle donatılmaya başlandı. Sevmesini bilmeyen sevgiyi nasıl dile getirir ki? Neyi sevdiği önemli değil ki nasıl sevdiği ve bunu nasıl ne ile dile getirdiği önemli değimlidir.

“Aile, sevgi, aşk, heyecan, gurbet, çıkar, başarı, kırgınlık kelimeleriyle ilgili bir cümle istesem neler söylersiniz?”

“Şiir” desem sanırım konuşmamızın da mihenk noktasını oluşturmuş olur diye düşünüyorum

“Richard Benedici ‘İnsanın yapabileceği en büyük fenalık, kendisine olan güvenini kaybetmesidir’ diyor. Sizce kendine güven her şeyi başarmaya yeter mi?”

İnsanı var eden özellikli kılan iki temel durum vardır. Duygular ve akıl. Bunlar bazen bir noktada birleşir sevk ve idare ederler bazen de birbirlerine tezat oluştururlar. Elzem olan elbette ki akıldır. Çünkü akıl bilgi düzeyimizi, zekâ seviyemizi ve algı kapasitemizi belirler. Duygularımızla birlikte olduklarında sağlıklı davranışlarımızın yansımasına dönüşürler. Yalın ve yoğun duygularla hareket ettiğimizde yani aklı bertaraf ederek yaşamaya başladığımızda bazen hem kendimize hem de muhatabımıza zarar vermiş oluruz. Kendimize güven akıl ve duyuların evet dediği yerde nükseder. Güvensizlik ise her ikisinin de yalnız kaldığı zamanda ortaya çıkar. Öz güven kişisel gelişim için elbette çok önemlidir. Bazen de aşırı güven kendimizden başkasını yok saymamıza neden olur ki bu da bizi felakete sürükler. Yani kısacası ölçülü olmakta fayda vardır. Başarılı olmanın sırrı kendimize güven ve inanmakta yatar. Ama sadece güven tek başına yeterli değildir. Kendimize güvenebilmemizi sağlayacak başka kriterlerin olduğunu da unutmamak lazım. Matematik de dört işlemi kullanmayı bilmeyen birinin Üniversite sınavında kendine güvenmesi neyi değiştirir? Bunun aksi olarak her şeyi bilsek bile bunu ortaya çıkaracak eylemi gerçekleştirmek için kendimize güven yoksa buda bir felakettir.

“Köşe yazısı yazmak, devam edebilmek sabır, özveri ve bilgi işidir fikrindeyim. Siz hangi konular üzerine yazıyorsunuz? Yazılarınızı okurlarımız nereden takip edebilirler?”

Çok doğru. Bir konuda fikir beyanında bulunurken ince eleklerden elemek gerekir cümleleri. Çünkü bizim bildiklerimizin doğruluğunu iddiamız başkasının eleştirilerine muhatap olabilmekte. Bu aslında çok normal ama yazdıklarımız her ne kadar da bize ait fikirler olsa da kullanmış olduğumuz üslupla okuyucuyu tahrik etmeyecek sınırlarını aşmayacak şekilde olmasına dikkat etmeliyiz. Günümüzdeki köşe yazılarında da gördüğümüz şey “Çamur at izi kalsın”. Bu edebiyatımızı edepsizleştirme çalışmasına dönüşmekte. Yazı yazmak kolaydır ama neyi yazdığımız nasıl yazdığımız çok önemlidir. Tercih ettiğim konular daha çok güncel meseleler üzerine yorumlarda bulunmak. Daha çok siyasetten uzak olmaya çalışıyorum. Bulunduğumuz ortamda yazarken uzak kalmak çok kolay görünmüyor bu yüzdende çok sık yazı yazamıyorum yazdıklarımı da şimdilik yayınlamıyorum; ilerleyen zamanlarda inşallah kitap olarak çıkarmayı düşünüyorum.

“Atışma türünde yazabilmek şiirde epey yol kat etmeyi gerektirir. Sizin de çok beğendiğim bir atışmanız vardı. Kırşehir Şair ve Yazarlar Birliği Başkanımız Zübeyde Gökbulut ile yapmış olduğunuz o atışma nasıl ortaya çıktı? Bahseder misiniz? Okurlarımızla birkaç kıtasını da paylaşmak isteriz.”

Türk şiirinde atışma dalı daha çok halk ozanlığı tarzının bir geleneği haline gelmiştir. Anlık irticalen duyguların konuyla bağlantılı olarak ölçülü bir şekilde şiirselleşmesidir. Çok sayıda atışmalar yaptım. Bu atışmaları da atışma yaptığım arkadaşlarımın da izniyle bir kitap halinde çıkarmayı düşünüyorum. Atışma özellikle hece şiirinde pratiği artırmaya yönelik çok etkili bir tarzdır. Zübeyde Gökbulut hocamla yapmış olduğum birçok atışma vardır. Kendileri ilk atışma deneyimini benimle yaptığını söylemişti. Ve öyle de devam etti. Halk ozanlarıyla çok alakadar olduğum için atışmalar konusunda hiç zorlanmıyorum. Zübeyde Hocamla Yapmış olduğum bir atışma şöyleydi.

 BİZ ŞİİRCE SÖYLEŞİRİZ

Dünya, bir küçücük han imiş derler
Bu han bana, dar geliyor Abla Can
Aslını bilmezden sitem ederler
Düşündükçe ar geliyor Abla Can. ---- Temel Ata

Dünya küçük değil, küçülten biziz,
İnsan doğdu idik, hani hepimiz.
Yüzümüze bulaşmakta kirimiz,
İnsan olmak zor geliyor Bala Can . ----- Zübeyde GÖKBULUT

Kara kalem yazmaz, ucu kırıldı
Kâğıt bühtan etti, silgi darıldı
Sanki gökler ortasından yarıldı
Yağmur değil, kar geliyor Abla Can . ----- Temel Ata

Kaleme kâğıda, buluruz suçu,
İşler ters gidince, yolarız saçı,
Haramından yemek, doyurdu açı,
Kelepirse, kâr geliyor Bala Can . -------- Zübeyde GÖKBULUT


Mavi değil artık, benim düşlerim
Hicranı besteler, hoş gülüşlerim
Neden doğru gitmez, artık işlerim
Sevmek bile, zar geliyor abla can .------ Temel Ata

Dost ile düşmanı, tanımaz olduk.
Her yüze güleni, kendimiz bildik.
Şaşırdık sonunda, çamura daldık.
Herkes bize yâr geliyor bala can. ------ Zübeyde GÖKBULUT


Yara aldı bedenimiz serimiz
Şehit düşer iken Mehmetlerimiz
Haramla iç içe nimetlerimiz
Kaşığıma Mar geliyor abla can . ------- Temel Ata

Mehmedim`e kıyan eller kırıla,
Görmezden gelenler bir gün kör ola
Bahar dallarıydı hepsi kol kola
Yeşil bile kır geliyor bala can. ------ Zübeyde GÖKBULUT


Doğru yanlış birbiriyle yarıştı
Köpeklerle kurtlar nasıl barıştı
Arap saçı oldu har şey karıştı
Ak sulardan kir geliyor abla can . ---- Temel Ata

Doğru yoldan sapar oldu cümlemiz,
Yol aradı gider iken tertemiz.
Cahil ile yola devam ederiz,
Sahte sofu pir geliyor bala can . ---- Zübeyde GÖKBULUT


Doğruluğu gören gözler kör oldu
Hatayı kusurdan seçmek zor oldu
Güzide eserler yandı kor oldu
Yaralardan ur geliyor abla can………….Temel Ata

Cahil cühelayı tepeye dizdik.
Şefaat umarak peşinde gezdik,
Millet aya gitti, biz yine bizdik.
Hakk`ın yolu sır geliyor bala can.--- Zübeyde GÖKBULUT


İçi boş bir ülke, isteyenler var
Türk adını alma, sus diyenler var
Ozan’a sesini, kıs diyenler var
Ta tepeden dur geliyor abla can..…Temel Ata

Canımı çok sıkıyorlar canımı,
O yüzden tutmuyor anım anımı,
El pençe divanda beyi hanımı,
Tâli yollar tur geliyor bala can. ------ Zübeyde GÖKBULUT


Canını sıkanlar, sıkar canımı
Yıllar oldu dökenler var kanımı
İç düşmanlar kaplamış her yanımı
Silah dolu tır geliyor Abla Can....... Temel Ata

Hakk`a giden bir yol vardır bilirim.
Sonu ecel olsa dönmem gelirim,
Yalnız o`na âşık o`na ölürüm.
Yüreğime kor geliyor bala can. ------- Zübeyde GÖKBULUT


Allah için varsın aksın gözyaşım
Vatana, millete kurban bu başım
Helaldir ekmeğim, helaldir aşım
El aleme çor geliyor Abla Can……..Temel Ata

Rahmetine balıklama daldığım,
Hiç darda koymadı kurban olduğum.
Meyletmem gayriye budur bildiğim.
Görmeyene kör geliyor bala can. ------ Zübeyde GÖKBULUT

Temel derki coşar coşar taşarım
Fikrim ermez ben bu işe şaşarım
Bu âlemde neden niçin yaşarım
Aklıma hep “Bir” geliyor abla can…..Temel ATA

Hakk`a vurgun hakk`a âşık bu yürek,
Çok eğlendim burda gideyim bırak.
Tek limanım O`dur başka ne gerek.
Başka aşklar hor geliyor bala can. ------ Zübeyde GÖKBULUT

“İş yerinizde, arkadaş çevrenizde şiire olan ilginiz nasıl karşılanıyor? Sizi anladıklarını düşünüyor musunuz?”

İşyerimde yönetici konumumda olduğum için iş arkadaşlarımla çok da edebi sohbetler yapamıyoruz zaman zaman kalıpların dışına çıkarak toplantılarda şiirler okuduğum olur. Bazı çalışma arkadaşlarım özelikle şiir dinlemek için gelirler. Çevremde şiiri çok seven dostlarım vardır. Sadece “bugün acaba ne yazdın?” diye merak ederek gelenler bile olur. Başta Kaymakam Bey olmak üzere şiire teşvik etmek için destek olan çok değerli insanlar vardır hayatımda. İyi ki varlar. Hepsine buradan teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

“Şiir için ilham şart diye düşünenlerden misiniz yoksa oturunca muhakkak birkaç satır yazabilenlerden mi?”

Şiir her istediğimiz zamanda yazılabilen bir uğraşı değil. İnsanın bazen hiçbir şey düşünemediği boşlukları olur. Bazen de çağlayanlar gibi coşkun akar. Bilinmeyen ve tasarlanmayan zamanların ürünüdür şiir; hesap, kitap ve plan işi değildir. Burada da bir hatıramı tam yeri gelmişken anlatmak istiyorum müsaadenizle. Üç yıl önce Doğu Anadolu’da Tübitak’ın Ekoloji Tabanlı Doğa Eğitimine katılmıştım. Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji bölümünde Öğretim Elemanı Yrd. Doç. Dr. Ali ARSLAN hocam Likenleri öyle bir anlatmıştı ki gece gözlerimi yumak üzereyken likenleri düşünmeye başladım ve şiir yazdım. Liken sevdası koydum adını… İşte şiir böyle bir şey hiç ummadığın, tasavvur etmediğin şey için duygularınızın tercümanı olabilir.

“Şiir büyük zekâların rüyalarıdır diyor Lamertine.  Kendinizi zeki bulur musunuz? Ya da her şiir yazan zeki midir?”

Şimdi bu soruya zekâyla cevap vermek gerekirse evet zekiyim. Lamertine, öyle demişse benim hayır demem kendimi zekâsız ilan etmem olur bu yüzden evet ben çok zeki biriyim. Şiir bir çuval içerisinde doldurulmuş yüz binlerce kelimeden en güzellerinin ve özü temsil edecek olanların seçilerek belli bir ahenk ve sıralanışla en kısa yoldan en geniş anlamı verebilecek hale getirilmiş edebi eserdir. Yani az söz ile çok şey ifade etme sanatı bir nevi özlü söz. Özlü sözleri de ancak zeki insanlar ortaya çıkarırlar. Şair olduğum için mi zekiyim, zeki olduğum için mi şairim bilemem.

“Yaşadığınız yerde edebiyat toplantıları yapıyor musunuz? Sakarya ve bölgelerinin sesini duyurabiliyor musunuz?”

Evet, zaman zaman bazı derneklerin düzenlemiş olduğu şiir etkinlikleri edebi sohbetler oluyor ve vakit buldukça katılmaya çalışıyorum. Yıllar öncesine kadar kendim düzenlerdim ama şimdi işlerimin yoğun olması şiiri ancak hobi olarak görmeme neden olmakta. Ben şiirler okuyorum ama duyan dinleyen var mıdır bilmiyorum.

“Dumanı üstünde bir şiirinizi okurlarımızla paylaşmak isteriz. Müsaade eder misiniz?”

Elbette memnuniyetle müsaade ne demek. En son yazdığım şiirlerimden birini paylaşmak isterim .

SUSMAK

Susmak kendi içinde, bir yerde saklanırken
Her gün güneş doğmadan öteleri görmektir
Susmak neden niçine, her gün ayaklanırken
Siyah - beyaz iplikle, desen desen örmektir

Susmak iki kelamı haykırmaktır gözlerden
Bir damla gözyaşında, dalmaktır derinlere
Susmak nefes alırken, uzayarak sözlerden
Aşka mahkûm kalpleri salmaktır derinlere

Susmak yedi düvelle, silahsız savaşmaktır
Katli vacip zalimin su içmekmiş kabından
Susmak; Anka misali, Kafdağı'nı aşmaktır
Emin olmaktır derler, dünyanın azabından

Susmak yapayalnızca yürüyorken sonsuza

Kalbinden geçenleri, buza yaza bilmekmiş

Susmak kuru ekmeği, banıp yiyorken tuza

Geçmişi bil kalemde, yakıp eze bilmekmiş

Susmak dar bir sokağın çıkmazına vararak

Gelmeyecek birini, beklemekmiş bir ömür

Susmak yüce bir dağı, tam ortadan yararak

Aşk adlı ağır yükü, yüklemekmiş bir ömür

Susmak demli çay ile uykuları bölmekmiş

Gecenin gerdanında, uyumakmış hasretle!

Susmak deli fay gibi, öldürerek ölmekmiş

Bir kalbe ateş verip, yakmakmış cesaretle

“Vakit ayırdığınız için teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.”

Ben teşekkür ederim. Çalışmalarınızda kolaylıklar ve başarılar diliyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.