Sandık şampiyonları ilk kez sandıktan kaçıyor

xxx09

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, 5 yıllığına mı seçildi, 7 yıllığına mı?

Yeni tartışma konusu budur.

Baştan söyleyeyim: Bu konu teknik ve hukuki olarak beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.

Benim açımdan işin şu kısmı acayip manidardır:

“Abdullah Gül 7 yıllığına seçildi... Orada 7 yıl kalmalıdır...” diye tutturanlar, aslında “Yapılacak bir halk oylamasında Çankaya’yı kaybedebiliriz... Hiç değilse Gül iki yıl daha Çankaya’da sefa sürsün...” demek istemektedirler...

Dikkat! Bu bir ilktir...

7 yıldır “Sandık sandıklar içinde çok şanımız var” şarkısını dillerinden düşürmeyen AK Parti’liler, ilk kez “Sandığa gidelim / Kararı halkımız versin” restini çekememektedirler.

Tayyip Erdoğan o meşhur özgüveniyle, “Tamam arkadaş... Bırakalım şu 5 yıl-7 yıl tantanasını... Gidelim halka... Halk kimi seçecek görelim” diye posta koyamıyor.

Abdullah Gül de meydan okumayı seçmek yerine “iki yılcık” daha Çankaya’da kalmayı kendi açısından kar sayıyor.

* * *

Neden mi?

Çünkü Çankaya’nın artık çantada keklik olmadığı biliyorlar.

Çünkü saldırgan ve hırçın üsluplarının, CHP ile MHP’yi bile birbirine yaklaştırdığının farkındalar.

Çünkü her cephede savaş vererek kendilerine oy vermeyen kitleleri kenetlediklerini görüyorlar.

İşte bu nedenle...

Karşılarına çıkarılacak biraz “ılımlı”, hafiften “barışçı”, az çok “uzlaşmacı” herhangi bir ismin, halkın oylarıyla Çankaya’ya bayrağı dikeceğinden eminler.

 

Salı vaizleri için karne

 

*  TAYYİP ERDOĞAN: İki nedenle notunu kırıyorum... BİR: Derviş Yunus’un en halim selim dizelerini bile döver gibi okuması nedeniyle... İKİ: Kâğıttan okuduğu bölümlerdeki “bilgelik” ile kâğıttan okumadığı bölümlerdeki “efelik” arasındaki devasa uçurum nedeniyle...

*  DENİZ BAYKAL: Mükemmellik bazen hitabet sanatını “itici” kılabilir. Baykal’ın biraz zaaflarını göstermesi gerekiyor galiba... Notunu buradan kırıyorum. Bir de “sürprize açık olmamak” ya da “hiç şaşırtmamak” gibi sorunları nedeniyle kırdım notunu...

*  DEVLET BAHÇELİ: “Muhatabını çileden çıkarmayı başarmak” dersinden yıldızlı pekiyi veriyorum. Ama vurgusuz konuşma, yanlış telaffuz ve tekdüze hitabetten ikmale kalır.

*  AHMET TÜRK: Anadilinde konuşmaması nedeniyle eksiğini gediğini fazla önemsememem gerektiğini biliyorum. Bu nedenle elimi korkak alıştırmıyor ve “sakinleştirici hitabet” nedeniyle sınıfı geçiriyorum.

 

Eski gazeteciler daha kötüymüş

 

“MATBUAT tarihi”ni yalamış yutmuş bir adam olarak her zaman “İyi ki eskiden gazetecilik yapmamışım” derim.

Çünkü eskiden gazetecilik...

Çok daha belden aşağı, çok daha iftiracı, çok daha yüzeysel, çok daha tarafgir, çok daha acımasız bir iş imiş...

Kanıt mı?

Alın size bir kanıt:

“Eski gazetecilik anlayışının yaşayan son temsilcisi” sayabileceğimiz Bedii Faik, Takvim’den Arda Uskan’a verdiği mülakatta şair Attilâ İlhan hakkında inanılmaz bir iddia ortaya atmış.

Attilâ İlhan için “O bir muhbirdir” demiş.

Güya Attilâ İlhan, koltuğunun altına sıkıştırdığı “Türkiye’deki komünistlerin listesi”ni önce polise, sonra da basına satmaya kalkmış.

Kaç yılında olmuş bu olay? 1952’de... Yani 58 yıl evvel...

Peki bu olayın bir tanığı var mı? Yok, bu ağır ithama maruz kalan Attilâ İlhan dahil hepsi ölmüş...

Bir tek Bedii Faik kalmış yaşayan...

O da 89’a gelmiş yaşına bakmadan sallıyor ölünün arkasından...

Gerçekten de iyi ki Bedii Faik anlayışının egemen olduğu bir “matbuat âlemi”nin içinde olmamışım...

 

Kanaatler de değişir

 

*  SADIK ALBAYRAK: Başbakan’ın dünürü “Sadık Abi” hakkındaki kanaat notum son zamanlarda pek hayırhah değildi. Ama trafikte tartıştığı polis memurları tarafından kolu kırılınca “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz” cümlesini aklına bile getirmemesi nedeniyle şimdi kendisini hayırla yâd ediyorum.

*  MELTEM CUMBUL: Artık onu antipatik bulmuyorum. Hatta sempatik bile bulduğumu söyleyebilirim. Hem de sebepsiz...

*  İSTİNYEPARK MÜDAVİMLERİ: Artık kafayı oraya gidenlere takmış değilim. Sanırım her gidenin “kameralara görünmek” diye bir amacı olmayabileceğini anlamış durumdayım.

*  EZEL: Herkeslerin üzerine abanması nedeniyle “Ezel izlemeyen çocuklar olalım” falan diyordum. Ama birkaç bölüm seyredince neden üzerine bu denli abanıldığını anladım. Artık “Ezel” izleyenlere karşı daha anlayışlıyım.