Selama Özgürlük Günü

Haşim AKIN

Bugün bir köye ziyarete gideceğiz. Öğrencilerin doğal ortamını görmek lazım... Cuma namazını orada kılacağız. Ancak yolda yeni bir bilgi geldi. Yağmur nedeniyle köye araçla ulaşım mümkün değil. Köyden iki motor gelecek bizi götürecek. Bu daha çok güzel. Maceralı ve adrenali olan bir ziyaret olacak.

   İki delikanlının motorlarının arkasına bindik. Benim için harika bir yolculuktu. Suların, derelerin, çamurların içinden geçtik. Çoraplarım pantolonun paçası bir miktar çamur olsa da gönlüme işlemedikten sonra problem yok. Yolda delikanlı ile tanıştık. İsmi Abdullah’mış. Yolda yürürken fotoğraf, video çektim. Bolca yol kenarındaki insanlara selam verdim. Bugün selam günüydü. Kadın, erkek veya çocuk demeden herkese kolayca el kaldırıp selam vermek mümkün. Hiç erinmeden ve büyük bir memnuniyetle de selamımızı aldılar. En güzel ve zevkli olanı da yakındaki çocuklara dil çıkarıp elinle, yüzünle onlara hareket yapmaktı. Bir beyaz adam onlara bakmış ve komiklik yapmış. Onlar için çok güzel. 

Burada "bisikletten daha büyük bir araca binince yolda herkese selam veremiyorum" diye arabaya binmek istemeyen Mehmet hocamı hatırladım ve uzaklardan ona selam ve duamı gönderdim. 

 İlk durak olarak camiye vardık. Köyün imamı geldi karşıladı. Uzun zamandır görüşmeyince özlemişiz birbirimizi. Ben de özlemişim gerçekten. Sıkıca kucaklaştık. (Burada sosyal mesafe uygulaması yok)  

Cuma namazının arkasından onlar gelen misafirden birkaç cümle bekler. Mecburen birkaç cümle söylemek lazım... Onlara bir hadisi şerifi okuduk.

 Ebu Hüreyre’nin naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selâmı yayın.” (M194 Müslim, İman, 93)   

Namazdan sonra şeker ikram ettik. Onların ağzı tatlansın. Bu önemli. Tekrar selamlaştık. Köyün eski imamı yaşlı bir adam. Onun evi çok uzakta. Büyükçe bir dereyi geçmesi gerek. Buraya beline kadar suyu geçerek geldiğini söyledi. Namazdan çıktıktan sonra bana takıldılar “yüzme bilirsen bizim eve de gidelim” diye. Ben de “yüzme bilmiyorum” dedim.  

Köyün imamı birkaç eve ziyarete gidelim dedi. Bu bizim için de güzel olacak. İlk olarak camiye en yakın olan ev var. Komşuluk hakkı var. Ev sahibi bir Hristiyan. İmam köye geldiğinde bir süre bunların evinde misafir kalmış. Çok ilginç değil mi? Benim ülkemde adını Müslüman olarak tanımlayanlar bile imama ve İslam’a karşı tahammülsüzlük sergiler. Burada imam Hristiyan bir ailede aylarca misafir kalır. Ah bu acı...

Evde sadece iki dişi kalmış çok yaşlı bir anne ve evin kadını varmış. Evdeki bu çok yaşlı anneye ve diğer kadına şeker verdik. Çocuklardan birisinin de adı Hacı Yusuf... Yaşlı kadın; “Ben önce bu şekeri yiyeceğim” deyip görmeyen gözleriyle onu soymak istedi. Gerçekten çok ilginçti. Bizim imam, hemen kalkıp şekeri soydu ona yedirdi. Onun bu hali şekerden daha tatlıydı.

 Ondan sonra başka bir komşuyu ziyaret ettik. Adam çok mutlu oldu. Az sonra içeriye girdi. Evinden bize bir hediye getireceğini biliyorum. Bu birkaç mısır olabilir, bu mevsimde yumurta olabilir. Daha büyüğü tavuk olabilir. Ama adam bin sefa para ile geldi. İlk kez para teklif edildi. Önce bu hediyeyi aldık kabul ettik. Sonra da geri hediye ettik. Çocuklarına balon verdik ve ayrıldık.

 Son olarak da cumadan önce camide vaaz eden Abdullah isimli Müslümanın evine gidiyoruz. Bayağı uzakta bir yermiş. Yolda giderken İsa şöyle dedi: “Bizde bir atasözü vardır. İki tane gece / karanlık olur. Birisi normal gece karanlığı... Birisi de mayıs / mısırların büyüdüğü zaman.” Burada mısırlar neredeyse iki adam boyuna ulaşıyor. O nedenle içine giren kayboluyor. Gece; iyileri kötülerin şerrinden gizler, kötülük yapmak isteyen insanları da Allah hariç kulların gözünden... Birkaç ayrı Fullani aileye selam vererek oraya kadar ulaştık.  

 Adam ilk kez evine geldiğimizi söyledi ve mutluluğunu ifade etti. Gerçekten mutluydu. Yaşlı annesine bir tesbih, çocuklara da balon hediye ettik. O daha çok mutlu oldu. Ağacın altında bir adet ağaç dallarından yapılma sandalye var. Yerde de bir sergi. Ben hemen yere oturdum. Erkenden oturmasam sandalye için ısrar edecekler. Onların oturduğu yere oturmak hoşuma ve hoşlarına gidiyor. Yanda ağaca bağlı çok tatlı bir oğlak var. Onu ipinden kurtarıp biraz kucağıma aldım ve sevdim. O hiç kaçmak istemedi. Kıyafetimin düğmesini yemek istedi. Ancak düğme de işine yaramadı. Ama sevdik birbirimizi...

Abdullah bize bir poşet mısır hediye etti. Almama şansı yok. Biz ayrılırken arkamızdan koştular. Yine bir küçük poşetin içinde minik minik paketlerde fıstıklar hediye geldi. Muhtemelen o fıstıklar da kendisine tesbih hediye ettiğimiz yaşlı anneden geldi.  

 Hızlıca ayrıldık. Hava bulutlu. Her an yağmur gelebilir. Yağmur gelirse motorla oralarda yol almak çok zor.

Yorulduk ama değdi...  

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.