Sen giderken ben geliyordum

xxx09
İFLAH olmaz bir Abdullah Gül karşıtı olduğum halde...

Gül
'e "gül uzatan" bir yazı yazdım ya...

Türk düşünce hayatının Recep İvedik'i Emre Aköz, üst perdeden açmış ağzını, yummuş gözünü...

Sabah gazetesindeki köşesinde bana isim vermeden "dansöz" demiş...

"Başbakan Erdoğan ile papaz olunca Cumhurbaşkanı Gül'e yanaşmaya çalışıyor" demiş...

"Gül ile Erdoğan'ın arasını açmak istiyor" demiş...

Kısacası demiş de demiş...

Madem öyle...

O zaman ben de kendisine bir şeyler diyeyim...

* * *

Yahu Emre Aköz!

Hiç farkında değil misin? Sen promosyon gezileriyle Türkiye'yi turlayıp otel, restoran yazarken, ben bugünkü iktidar çevrelerine çok yakın bir adamdım...

Ama sonra ne oldu?

Ne olacak?

Tam "nimetlerden yararlanma" aşamasına gelindi...

Sen yakınlaşmaktan medet umdun... Bense uzaklaşmaktan...

Sen yakınlaşarak kariyer yaptın... Bense uzaklaşarak...

Eğer ben, senin karakterinde bir adam olsaydım...

Senin bugün yakınlaşmaktan medet umduğun ve yakınlaştıkça da kárlı çıktığın iktidar sahiplerinden uzaklaşmaz, "Hadi bana eyvallah" demezdim...

Eğer iddia ettiğin gibi, "Tayyip Erdoğan'la papaz olunca hemen Abdullah Gül'e yanaşacak" karakterde bir adam olsaydım...

Onların yakın dairesinde kalırdım yahu!

Hem hiç belli olmazdı, belki bugün senin şu anda kalem oynattığın gazetenin başına bile getirirlerdi beni... Tepende olurdum yani...

Ama ben senin gibi, siyasi yakınlıklarla kariyer çıkışı yapan bir adam değilim ki...

Ben aklımın yattığı işleri gözetirim, iktidar sahiplerine yakınlığı değil...

Kısacası...

Hakkımda üst perdeden ahkam kesecek halin yok...

Çünkü...

Sen şu anda gidiyorsun... Oysa ben çoktan geldim...

Bu da benim kábusum

HERKESİN bir bittiği an vardır...

Mesela...

Bin sekiz yüz seksen kiloya çıksa dahi, "Tığ gibiyim ayol" beyanatları vererek, magazin medyasını çıldırtan Banu Alkan'ın bittiği an, gittiği bir kebapçı açılışında pantolonunun fazla kilolara isyan ederek patlamasıdır...

Şöyle bir düşündüm:

Acaba benim bittiğim an, hangi an olabilir?

İşte benim kábus senaryom:

Les Ottomans Hotel'de düzenlenen "Cadılar Bayramı" saçmalığının tam ortasına düşmek...

Bırrr.... Hafazanallah!

Ata ile malı götürenler

YAŞAR Nuri Hoca, "Allah İle Aldatanlar" diye bir kitap yazdı...

Emekli olduktan sonra ayda bir kitap çıkaran "onursal savcımız" Vural Savaş durur mu?

O da hemen "Hukuk İle Aldatanlar" diye bir kitap yazdı... Bence şu sıralar, "Ata İle Aldatanlar" adlı bir kitabın tam zamanıdır...

"Mustafa", "Sarı Zeybek" adlı ticari ürünlerin hem gişeden, hem sponsorlardan elde ettiği ya da edeceği yüklü hasılatı göz önünde bulundurursak, kitabın adı "Ata ile Köşeyi Dönenler" de olabilir...

Yiğit Bulut kardeşim, uyuma!

Haftanın beşi

HAYRÜNNİSA GÜL - 29 Ekim Resepsiyonu'nda ilk kez "bu sefer oldu galiba" dedirten bir kostümle arz-ı endam etmesiyle...

ABDULLAH GÜL - Yaşar Kemal babaya ödül vererek, Cumhurbaşkanlığı Özel Ödülü'nü onurlandırmasıyla...

KADİR TOPBAŞ - 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı cumhuriyetçilere bile parmak ısırtacak bir gayret ile kutlamasıyla...

TUNA KİREMİTÇİ - Medyada küslük olmaz ilkesine uyarak, bendenize "Bu akşam şurada çalıyoruz, istersen gel" diye mesaj göndermesiyle...

MÜJDE AR - Hüseyin Üzmez olayı karşısında söyledikleriyle, "Bazen Müjde Ar türü dobralığa ne de çok ihtiyaç oluyor" dedirtmesiyle...