SİLAHLI VE SİLAHSIZ TERÖR

Haşim AKIN

Ben size Burkina Faso’dan iki farklı türden terörü ve onun acılarını anlatacağım. Gerçi acı düştüğü yeri yakıyor. Herkes kendi derdine yanıyor. Ama bir Müslüman olarak duyarsız kalmak da bize yakışmaz. Bunun da farkındayız.  

 Birincisi bildiğiniz silahlı terördür. Bunu ülkemin çilekeş halkı çok iyi bilir. Daha önce de birkaç defa paylaştım. Ülkenin kuzeyinde başlayan ve gittikçe neredeyse 4 bir çevresini saran bir terör var. Terörün figüranları üzerinde durmaya gerek yok sanırım. Onları da daha önce birkaç kez yazdım buralarda. Müslümanlar için kandırılmak ne kadar kolaymış...

 Maalesef bölgeden acı haberler geliyor. Bazı günlerde elinden yemek yediğimiz, hazırladığı çayını içtiğimiz Yunus isimli bir kardeşimiz var. Perşembe günü yüzünden düşen bin parçaydı. Çok üzgün ve gergindi. Normalde Yunus’u asık suratlı görmek zordur. Gülümseyen bir hali olurdu hep...

 Ne olduğunu sordum. Ailesi ile ilgili tedirginlikleri var. Babası,  iki annesi, birkaç ağabeyi, yengeler, yeğenler derken kocaman bir aile terör bölgesindeki köylerinde yaşıyor. Bugüne kadar birçok sıkıntılar yaşadılar ama mecburen orada kalmaya devam etmişlerdi. Şimdi durumlar çok kötüymüş. Dün teröristler komşu köye saldırmışlar ve birçok erkeği öldürmüşler. Burada terör özellikle erkekleri hedef alıyor. Bunların köye de haber göndermişler. “Köyü hemen boşaltın. Değilse size de geliyoruz.” Devlete / askere haber veriyorlar ama kimse gelip ciddi bir müdahalede bulunmuyor. Halk kendi imkânlarıyla çatışıyor. Lakin sonuç kötü...

 Bu insanların gidecek neresi var? Ancak başkente Yunus’un yanına gelebilirler. Yunus'un içinde elektriği ve suyu olmayan, kerpiçten yapılma, iki odalı bir evi var. Gelenler hepsi beraber buraya indiğinde bırakın yatacak yeri yan yana oturacak yeri bile bulamazlar. Sonra burası şehir... Su bile parayla... Burada insanlar üretmez, hazır geleni alır ve yer.

 Cuma günü sabah Yunus'a “köyde haberler nasıl?” diye sordum. “Hocam durum çok kötü. Sabah aradım babam telefonla bile konuşamadı. Konuşmak için zaman kaybetmek istemiyorlar. Hızlıca tarladaki ürünleri topluyorlar. Sonra ne yapacaklar onu da bilen yok. Şimdi sadece tarlaların ürünlerini toplamaya çalışıyorlar” demişti. Köyden kaçıp canlarını kurtarmak da yetmiyor. Biraz sonra çoluk çocuk acıkacak. Acıkınca ne yiyecekler? Onu da düşünmek zorundalar.

Cumartesi günü alabildikleri eşyaları alarak başkente doğru yola çıktıklarına öğrendik. O bölgeye de otobüs vb. bir ulaşım aracı çalışmıyor. Tüm ulaşımlar da en ilkel ve can güvenliği tehlikelerinin altında yapılıyor.

 Neyse ki bir hayırsever Yunus için iki odalı, betondan ve eskisine göre saray gibi yeni bir ev yaptırmıştı. Bu yeni evin arsası için Yunus borçlandı. Eski evi satmayı düşünüyordu. Şimdi seviniyor, “İyi ki satmamışım. Satsaydım ben ne yapacaktım?” diye. Muhtemelen ailenin birçoğu eski eve yerleşecek. Kendisi zaten iş yerine yakın olduğu için yeni eve geçecekti.

 Yine beraber çalıştığımız Ahmet isimli bir kardeş için cumartesi günü acı bir haber geldi. Dün Ahmet'in ailesinin olduğu köye teröristler saldırmış. Babasını ve bir kardeşini öldürmüşler. İki kardeş de kaçmış veya kayıp. Kaçıp kurtuldular mı, görünmeyen bir noktada öldüler mi, teröristlerin elinde esir mi kaldılar? Bunları kimsenin bildiği yok. Hayattalarsa belki bir telefon imkânı bulurlar da aile güzel bir haber alabilir.

İşin kötüsü Ahmet köye kadar gidip baba ve abisinin cenazesini alıp defnedemeyecek. Çünkü teröristler hiçbir kimsenin bölgeye girişine izin vermiyor. Oğlan aklını yitirmiş gibi... Allah kimsenin başına vermesin.

 Halkta büyük bir tepki var. Halk hem teröre hem de teröre yeterince karşı koymayan hükümete tepkili. İki hafta önce burada büyük bir film festivali vardı. Kim ağzına açsa, “bir yanda terörden ölüyoruz. Öbür yanda Film Festivali ile eğlenip o kadar para harcıyoruz” diye şikâyetçi. Haksız da değiller hani... Allah Müslümanların işini kolay getirsin. Terörden etkilenen sadece Müslümanlar mı? Hayır, o bölgede yaşayan herkes bundan olumsuz etkileniyor.

Hâsılı karışık günler bekliyor bu toprakları.

Size bir de silahsız terörü tanıtayım.  

Geçen Cuma günü arada bir ziyaret ettiğimiz bir köye yolumuz düştü. Birçok garabetin olduğu bir köy burası. Köyün büyük çoğunluğu putperest. İsa buraya benden bir gün önce gitmişti.

Dönerken buraya ait önemli bir olayı anlattı. Sabah bir ateş yakmışlar ve köyde bir kısım tören / ayinler yapmışlar. Burada yapılan törende bir genci yamyam ilan etmişler. Bu o köyde sıkça olan bir gelenektir. Bunu ilan etmek için bir görünür sebep var mıdır? Yoktur... Bu adam iki hanımı olan ve çocuk sahibi birisiymiş. Adamı yamyam ilan edince onu köyden kovmuşlar. Adam da hızlıca koşarak köyden kaçmış. Değilse işi kötü... Giderken de ailesi ve eşyasına ait hiçbir şey alamamış.

Bu adamın 3 yıl köye dönüşü yasak. Üç yıl sonra belki ceza affedilebilir. İsa sormuş “peki hanımı ve çocuklarına ne olacak?” Verilen cevap başka bir cehaletin ürünü; “Hanımlar isterse onun cezasının bitişini bekler, isterse başkasıyla evlenir” demişler. Burada çok farklı ve kötü bir koku geliyor insanının aklına. Muhtemelen bunun hanımına birisi göz koydu ve adamı kovup kadına kolay sahip olmanın yolunu açtılar. Cehalet ne kötü Allah’ım.

İsa, buna jandarmanın ve devletin bir çözüm bulmamasına kızıyor. Haksız değil ama bu devletin işlerini zorlaştırmıyor. Bu olaylar devletin dönen her hangi bir çarkını aksatır mı? Hayır. O zaman bununla ilgilenmeye değmez. Devlet göz göre gelen teröre çare bulamamış. Ücra bir köyündeki bu olayla niçin ilgilensin? Bunu kimse devlete ulaştıramaz. Ona ulaşmazsa o bu soruna hiç el atmaz. Hatta bu işleri yerel şartlarda çözülmesi onun işini kolaylaştırır.

Alın size iki cins terör...

Bunu neresinden yakmalı...  

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.