SİNİRSİZ OLMAK - SINIRSIZ OLMAK !

Sebahattin BİLGİÇ

Yaşadığım şehirde birkaç gündür bir tartışma var. Şehrin müftüsü makamına gittiği vali yardımcısının odasında vali yardımcısının çay içmesini, yine şehrin valisinin de bulunduğu bir toplantı ortamında saygısızlıkla itham etmesi ve onu şehrin milli eğitim müdürünün de destekleyerek “Zaten şehrin insanlarının dine ve oruç tutanlara karşı saygıları yok” demesi tartışma sebebi. Şehrimizin en üst düzeyde bir yöneticisi vali yardımcısının makamında, bir ramazan gününde müftü efendinin önünde çay içmesine mi şaşalım, yoksa diğer müdürümüzün tüm şehir insanını itham etmesine mi? Tabi şehrimizin çok değerli büyüklerinin saygıda kusur etmesi “tuz kokarsa tuzu kim temizleyecek” deyimini ve endişesini akla getiriyor.


Biz bu şehrin insanlarını tümüyle itham edecek değiliz. Zira bu serhat şehrinde manevi ve kültürel dokuya canı gönülden ibadet aşkı ve hazzıyla katkı sağlayan çok kardeşlerimiz var. Akşam olunca camilere koşuşan ve iftar saatinde acelece evine yetişmeye çalışan kişileri de müşahede ediyoruz. Ama şurası da bir gerçek ki şehrin sokaklarında kahvelerinde ve lokantalarında hiç ramazan hissedilmiyor.

Televizyon kanallarından takip ettiğim ve farklı illerdeki arkadaşlarımdan edindiğim bilgilere göre insanımızın oruç tutmaya meyli her geçen gün azalmakta. Hatta kanaatimizce önemli bir hususta şudur ki toplumumuzda oruç tutanlara karşı saygı her geçen sene önemli ölçüde azalmakta. Bırakın sokaklarda, kahve ve kafeteryalarda veya lokanta, büfe türü yerlerde oruç yiyenleri görmek, maalesef camilerin iç bahçelerinde bile saygısızca sigara içen veya bir şeyler yiyenlere rastlamak mümkün.
Artık birçok yerde bir şeyler yemek isteyen çocuğuna bile; “oruç tutanlar var canları çeker” diye uyaranlar azaldı. Yine oruçsuz olduğunun hissedilmesinden utanıp yüzü kızaranlara da rastlamak pek mümkün olmuyor. Ne yazık ki sanki oruç tutmamak değil de tutmak ayıp karşılanacak

Bu durumu başkalarının yaşantısına saygı veya hoşgörü olarak yorumlamak günümüzde moda oldu. Herhalde toplumumuzun sinirleri eriyor. Tepkisiz bir toplum, kaygısız bir toplumu, kaygısız toplum ise sinirleri alınmış, pelte bir toplumu doğursa gerek.

Geçen akşam bir iftar sofrasında bir hocamız İmam Şafi hazretlerinin oğluna nasihatlerinden bir cümle, bir düstur aktardı. İmam Hazretleri şöyle demiş oğluna “tepki gösterilecek bir şeyde tepki göstermemek eşek gibi olmaktır.” Malum eşek üstüne binsen tepki göstermez, yine yük yüklesen tepkisizdir…

Bizim medeniyetimizde toplumun en bariz, en çarpıcı özelliklerinden biri edeptir. Bizim insanımız “Osmanlı Bey Efendisi” tabirini bütün dünyaya kabul ettirmiş. İnsanımız hayatının her alnında, gününün her saatinde “edep bir tâc imiş Nur-u Hüda’dan, giy o tâcı emin ol her beladan” diyerek edep çerçevesinde yaşamış. Edepsizce, saygısızca yaşayanlara ise toplumumuz “edepsiz, terbiyesiz” yakıştırmasını yapmış.

Toplumumuza yön verenlere hatırlatma yapmak istiyoruz.İnsanlığın serüveni çok uzun. Bu serüvende bu zamana kadar çok şeyler denenmiş, en çıkar yolun ise Peygamberlerin yolu olduğu tecrübe edilmiştir. Konuya ışık tutacak güzel bir söz var : “Tecrübe tecrübe edilmez.”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.