Sivil Darbe

xxx43

Siyasette, darbe denilen kopukluklar olabiliyor. Kaç çeşit darbe vardır? İkisini sayayım:

ASKERÎ DARBELER: 1960'taki, 71'deki, 80'deki darbeler gibi. Ordu idareye el koyuyor, seçimle gelen iyi veya kötü iktidarlar alaşağı ediliyor. Birkaç çeşit gerekçeleri var: Resmî ideolojiye hıyanet edildi, yolsuzluk ve partizanlık yapıldı, Atatürk devrimlerine sırt çevrildi, falan feşmekan... Darbeciler, halkın büyük kısmının seçtiği, sevdiği, güvendiği Adnan Menderes'i bin hakaretle muhakeme edip asmışlardı. Ona yöneltilen en büyük suç Anayasayı ihlal etmiş olmaktı. Darbeciler ne yaptılar? O Anayasayı çöpe attılar, yerine yenisini yaptılardı.

SİVİL DARBELER: Seçimle iktidar olamayan birtakım sivil güçler, çeşitli entrikalarla seçilmiş iktidarı devirip onun yerine geçmek isterler. Bu maksatla yargıda, idarede, devletin temel kurumlarında kadrolaşırlar.

Bendeniz bir vatandaş olarak, siyaset oyununun kurallarına göre oynanmasını isterim. Birinci kural şudur:

Seçimle gelen bir iktidar, seçimle gitmelidir.

İkinci kural:

Askerî olsun, sivil olsun bütün darbeler kötüdür, kopukluktur; ülkeye, halka, devlete zarar verir.

Bir soru:

Temel kurumlarda kadrolaşmak suç mudur?

Cevap: Değildir. Hele çoğunluğa mensup olan Sünnî Müslümanların kadrolaşmaya hakları vardır. Ancak bu kadrolaşma ahlak, adalet, ehliyet, liyakat, bilgelik sınırları içinde olmalıdır.

Cemaat, tarikat, hizip, fırka, grup, klik taassubu, militanlığı, holiganlığı ile yapılan kadrolaşma zararlı olur, fitne ve fesada sebebiyet verir.

Eğer Müslüman bir cemaat, kadrolaşma konusunda ehliyeti olmayan veya daha az olan kendi mensuplarını, ehliyetli "öteki" Müslümanlara tercih ediyorsa büyük fitne çıkar.

Cemaat kelimesi hangi manalara gelir?

1. Ümmet.

2. Hizip ve fırka.

3. Batılıların sekt dedikleri, asıldan ve özden uzaklaşmış, çok göze batıcı ve bütünden ayrı özellikleri olan topluluk.

Bugün Türkiye'deki İslamî cemaat ve tarikatlardan bazısı (hepsi demedim) normal dinî cemaat olmaktan çıkıp sekt haline gelmiştir.

Kelam alimlerinin, âdil ve objektif ilim adamlarının bunları incelemesi gerekir.

Bir ölçü:

Kadrolaşma şöyle yapılmalıdır: Emanetler (işler, memuriyetler, makamlar, mevkiler) hangi cemaat, tarikata, hizbe, meşrebe mensup olursa olsun en fazla ehliyeti ve liyakati olan Müslümana verilmelidir.

Emanetlerin tevdiinde farklılıklara bakılmaz.

Nakşî daha ehliyetliyse ona, Kadirî veya Nurcu daha ehliyetli ise ona...

Ehliyetsiz olduğu halde, bu bizdendir diye emanet vermek haram olur.

Müslümanlar arasında elbette fıkıh mezhebi, tasavvuf tarikatı, müspet mânada gruplaşma olacaktır ama her şeyin üstünde bir Ümmet olması, bu ümmetin bir İmam-ı Kebiri olması, teşkilatı olması, hiyerarşisi olması gerekir.

Ümmet yok, İmam yok, teşkilat ve hiyerarşi yok ama birbirinden kopuk irili ufaklı bir yığın cemaat, hizip, grup, tarikat var ve bunlar kendi bildikleri gibi hizmet ediyor... Böyle bir durum son derece vahimdir.

Bir teklif:

Türkiye Müslümanları şu anda (yüzde yüz değil ama) geniş bir hürriyete sahiptir. Müslümanlar çok zenginleşmiştir. Elde çok imkan ve fırsat vardır. Bunlardan istifade ederek en kısa zamanda bütün cemaatler, tarikatlar, gruplar, hizipler bir konfederasyon veya federasyon şeklinde birleşmelidir. Başlarına ehil ve layık bir İmam seçmelidir. Kur'ana, Sünnete ve Şeriata uygun bir tüzük yapılmalıdır.

Bütün Müslümanlar İmam-ı Kebire biat ve itaat etmelidir.

Protestanlaşma/parçalanma fitnesine son verilmelidir.

İtikad tashih edilmelidir.

Beş vakit namaz ikame edilmelidir.

Zekat Kur'ana, Sünnete, fıkha, Şeriata göre verilmelidir.

Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapılmalıdır.

İslamî hizmet ve faaliyetler denetlenmelidir.

Dinin, imanın, Kur'anın, mukaddesatın, tasavvufun tarikatın paraya alet edilmesi önlenmelidir.

Her türlü sekter zihniyete ve ayırımcılığa dur denilmelidir.

Kur'an, Sünnet ve Şeriat bütün mü'minleri tek bir Ümmet olarak görüyor.

Ümmetsizlik büyük bir felakettir.

Bütün cemaat ve tarikatlar Ümmet'in içinde yer almalıdır.

Bu memleketin, bu halkın, bu devletin düzelmesi, ıslahı biz Müslümanların düzelmesine ve ıslahına bağlıdır.

Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) "Siz ne halde iseniz öylece idare olunursunuz" buyurmuşlardır.

Cemaatlerin, tarikatların, parçaların; sivil darbelerle, saray entrikalarıyla, sekter kadrolaşmalarla, seçilmiş iktidarı devirip yerine geçmek istemeleri maceradır.

Müslümanlar siyaset oyununu, İslam'ın ve dürüst politikanın kurallarına göre oynamalıdır.
* (İkinci yazı)
Modern Türkiye Batarmış!

ABD'li yazar ve tarihçi Webster Griffin Tarpley, birtakım kehanetlerde bulunmuş, muhtemel bir Suriye savaşı modern Türkiye'nin sonu olur mealinde laflar etmiş. Bizim modernist/çağdaş medya da buna bozulmuş.

Modern Türkiye ile neyi kasd etmiş?

Kemalist Türkiye'yi mi?

Vesayet rejimini mi?

Millî kimlik ve kültüre savaş açan tek parti faşizmini mi?

Halkın 1928'den önce basılmış ve yazılmış Türkçe kitapları ve atalarının mezar taşlarındaki kitabeleri okuyamamasını mı?

Zinanın suç sayılmamasını mı?

Çoğunluğun din, inanç, vicdan, inandığı gibi yaşamak, çocuklarına istediği gibi din eğitimi verebilmek hürriyetlerin ayaklar altına alınmasını mı?

Gerçek din alimi yetiştirilen İslam Medreselerinin kapatılmış olmasını mı?

Modern kılıfı altında Türkiye'de bir Dönme hegemonyasının hakim olmasını mı?

Devletin genelev sermayelerine TC'li vesikalar vererek yasal, KDV'li, gelir vergili, polis korumalı fuhuş yaptırtarak kadın satışına izin vermesini mi?

Türkiyenin teknikte, bilimde, endüstride, oto ve elektronik sanayinde Ortadoğu'nun Japonya'sı olamamasını mı?

Dünya temizlik ve şeffaflık anketlerinde notunun 10 üzerinden 5'in altında olmasını mı?

500 milyar dolar olduğu söylenen (Böyle şeylerin belgesi olmaz!) kara ve haram para birikimini mi?

Ailenin yapısına uymayan gayr-i millî Medenî Kanun ve toplumun yapısına aykırı Ceza Kanunu ile sosyal yapının çökertilmesini mi?

On beş yaşındaki kızların sokakta doğurmasını mı?

Eğitimin çökmesini mi?

A'dan Z'ye kadar her şeyin bozuk olmasını mı?

İç barışın ve toplumsal muvafakatin çökertilerek ülkenin terörün pençesine düşürülmesini mi?

Sözde laik denilen rejimin umum müdürlük seviyesinde resmî bir Diyanet İşleri Başkanlığı olmasını mı?

Diyanet Başkanını Tapu ve Kadastro müdürü gibi siyasî iktidar tarafından tayin ve azlini mi?

Paşa'nın ölümünden sonra çıkartılmış resmî ideoloji heyûlâsını mı?

27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat darbelerini mi?

Adnan Menderes'in ve iki bakanının asılmasını mı?

Halkın seçtiği iktidarların, ordu tarafından alaşağı edilmesini mi?

Orduevlerine başörtülü ve sakallı Müslüman vatandaşların alınmamasını mı?

İstiklal Terör Mahkemelerini mi?

İskilipli Âtıf Efendi'nin ve nice ulema ve meşayihin idam edilmesini mi?

Nuri Demirağ'in uçak fabrikasının faşist rejim tarafından batırılmasını mı?

Şapka devrimi yapılmasını, halkın birçok yerde bunu protesto etmesini, edenlerin bir kısmının idam edilmesini mi?

On binden fazla tarihî caminin, medresenin, tekke binasının, taş mektebin, imarethanenin kapatılmasını, satılmasını, kiraya verilmesini, harap edilmesini mi?

Amerikalı yazar ve tarihçi modern Türkiye denilince bunları mı anlıyor acaba?

Ben Türkiyeli bir Müslüman olarak bu modernliklere karşıyım.

Türkiyemin ilimde, araştırmada, eğitim ve üniversitede, sanayide, ihracatta Japonya gibi olmasını, hattâ onu geçmesini istiyorum ama dinsizlik, ahlaksızlık, çözülme, dağılma, kokuşma istemiyorum.

Modern kelimesi aldatıcı ve yuvarlak bir laftır.

Güney Kore Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Meclis Başkanı, bakanları, elçileri, valileri millî ve yerli güzel otomobillere biniyorlar da modern Türkiye'nin büyük adamları, protokol ricali niçin yüzde yüz millî ve yerli Türk otolarına binmiyorlar?

Japonlar, yüzlerce yıl önce yazılmış Japonca kitapları, belgeleri okuyabiliyorlar da modern Türkler 1928'den önce basılmış ve yazılmış Türkçe kitapları belgeleri niçin okuyamıyorlar?

Japonlar isterlerse millî kıyafetleri kimono ile gezip dolaşabiliyorlar da Müslüman Türkler niçin millî kıyafetlerini ve serpuşlarını giyemiyor?

Amerikalının ve bizim çağdaşların ve İslam karşıtlarının modernlikten anladıkları bunlar ise batsın bu modernlik!