Sorunlar ve iktidar partisinin sorumluluğu

xxx78

Hangi ülkenin sorunu yok ki, Türkiye'nin olmasın? Türkiye'nin sorunlarına muhatap olan kesimlerin içerisinde üçü derhal kendini belli ediyor: Odağında 'başörtüsü' bulunan sorunları bakımından dindarlar... 'Kimlik' ile ilgili sorunları yüzünden Kürtler... Farklı mezhebî aidiyetin yol açtığı ve içerisinde zorunlu dindersinin de bulunduğu sorunlar sebebiyle Aleviler...

Türkiye bu sorunlu kesimlerinin dertlerini ortadan kaldırmak zorunda; hem de fazla geç kalmadan... Aksi taktirde, huzura kavuşması, kapısını çalan refahtan yararlanması ve bu yüzyılın global oyuncularından biri haline gelmesi neredeyse imkânsız... O yolda atılacak adımlar için toplumda sayıca ve etkinlik olarak önemli hiçbir kesimin kendisini 'dışlanmış' hissetmemesi gerekiyor çünkü.

Dindarlar da, Kürtler de, Aleviler de Türkiye'nin geleceğe doğru yürüşünde olumlu roller üstlenebilecek olan toplum kesimleri; onların kendilerini 'dışlanmış' hissetmelerinin yüksek maliyetini görmek için geçen yüzyılın muhasebe defterini raftan indirmek yeterli.

21. yüzyılı heba etmek istemiyorsak, dindarlar, Kürtler ve Aleviler ile ilgili sorunlar mutlaka geride bırakılmalı.

Eğer sizler de aynı düşüncedeyseniz bu yazının esas konusunu teşkil edecek soruyu artık sorabilirim: Diyelim bu sorunları geride bırakma yönünde bir kararlılık oluştu; kim çözecek bu sorunları ve nasıl çözecek?

Sorun çözümünde ilk görevin, seçmenden ülkeyi yönetme vekâletini almış olan iktidar partisi ve hükümete düştüğüne hiç kuşku yok. Ak Parti sorunların kabulünde ve çözüm için yol aramada seleflerinden daha akılcı bir çizgi izledi bugüne kadar. Sorunları halı altında saklamak yerine adlı adınca ele alıp sorumluluk üstlenebiliyor. Her zaman en kısa ve en ideal yöntemi seçmede başarılı olamıyorsa da, çözüm için çaba gösterdiği de ortada.

İktidarda böyle bir partinin bulunması ülke için bir şans hiç kuşkusuz. Sekiz yıllık iktidarı süresinde, Ak Parti, başörtüsü sorunu için birkaç kez girişimde bulundu; 'Kürt sorunu' için 'açılım' başlattı; Alevilerin sorunları için de diyalog zemini arayışını sürdürüyor.

Biraz da onun bu cevvaliyeti yüzünden sorunlu kesimler çözüm konusunda daha umutlu bugün. Ancak her üç kesim de değişik dozlarda kaygılar taşımaya devam ediyor. Bulunacak çözümlerin anayasal güvenceye kavuşmaksızın yarım kalacağı veya boşa çıkabileceği kaygısı bu. Önümüzdeki aylar 'yeni bir anayasa' için zihni hazırlıkla geçecek; gelecek dönemde de, ülkemiz, muhtemelen sıfırdan yazılmış bir anayasaya kavuşacak.

Acaba her üç kesimi de mümkün olduğunca tatmin edecek çözümler yer bulabilecek mi yeni anayasada? Dindarların, Kürtlerin ve Alevilerin bugün karşı karşıya oldukları dertler, sıfırdan yazılmış bir anayasada, artık sorun olmaktan çıkacak mı?

Verilen garantiler iyi de, onları siyasilerin veya bürokratların kişisel garantisi olmaktan çıkarıp 'devletin garantisi' haline getirecek biçimde anayasaya yerleştirmek şart; acaba bu sağlanabilecek mi?

Dindarlar, Kürtler ve Aleviler kaygıyla bu soruları kendi kendilerine soruyor olmalı. Onlar namına ben de sorabilirim: En fazla sorunu bulunan üç kesimin dertlerini ortadan kaldırabilecek biçimde garantiler içeren bir metne sahip olabilecek mi yeni anayasa? Yoksa "Teb'a dediğin devlet karşısında hep boynu eğik durmalı, sadakatini sınayabilmemiz için sorunlarla boğuşmalı" biçimindeki eski yanlış anlayış bundan böyle de geçerliliğini sürdürecek mi?