Taraklı, Göynük, Geyve

xxx43

TARAKLI, Sakarya vilayetine bağlı, tarihî İpek Yolu üzerinde küçük bir ilçe (eskiden ilçeye kaza denilirdi, birkaç sene önce üniversiteli) bir genç ilçe/kazayı trafik kazası olarak anlamıştı!..) Civarında sanayi olmayan, modern ana ticaret yolları üzerinde bulunmayan kendi halinde beş bin nüfuslu sakin bir şehir. En büyük özelliği eski Osmanlı evlerinin korunmuş olması. Birkaç konak restore edilmiş. Yazık ki, çağdaş Müslümanlar artık geleneksel evlerde oturmak istemiyor. Paran var, imkânın var, be muhterem dedenden kalmış eski konakta veya evde otursana!.. Avrupa'da 500 senelik eski evlerde bile oturanlar var. Pırıl pırıl tamir ediyorlar, boyuyorlar, içine (yapısını bozup çirkinleştirmeden) modern konforu koyuyorlar ve safa ile oturuyorlar.

Daha önceki gelişimde öğle namazını Taraklı Yunus Paşa camiinde kılmıştım. Hoparlörle Ezan-ı muhammedîyi çok ama çok yüksek sesle okuyorlar. Belki de 120 desibel... Bu yüksek mâdenî ses mukaddes ezana ve kulaklara çok zarar veriyor. Maneviyatı, huşû ve hudûu gideriyor. Niçin bu kadar yüksek açıyorlar sesi? Ne lüzumu var? Ruhaniyetli bir seviyede kalsa iyi olmaz mı? Muhterem Taraklı müftüsüne durumu arz ederim...

Namaz cemaati içinde gençler yoktu. Bir İslam şehri, Müslüman bir topluluk için bu iyi bir şey değil.

Taraklı'ya son gidişimde yemeği, Belediyenin çay bahçesi içinde, sakallı dindar bir vatandaşın işlettiği lokantada yedik. (Taraklı Park Lokantası, Yunus Paşa camii yanı, Tel. 0264/491 29 78. İşleten Mehmet bey). Yemekler nefisti, fiyatları da gayet makuldü. Az kuru fasulye ile başladık. Onun ardından bir tabakta yarım kavurma, yarım pilavlar. Nefis ve gerçek (sahtesi çok) esmer buğday ekmeği. Lokantacı bize ekstradan domates sövüş, yeşilbiber, yoğurt, tahin pekmez de ikram etti. Üzerine düzgün bir çay... Hesap ne kadar diye sordum, "30 lira yeter..." demez mi? Meğer indirim yapmış. Gönlüm razı olmadı, 40 lira verdim...

Taraklı'dan sonra Göynük'e gittik. Fatih Sultan Mehmed Han'ın hocası, mürşidi, şeyhi, kibar-ı, evliyaullah'tan, ârifibillah Akşemseddin hazretlerinin türbesi orada. Ziyaret ettik, Fatiha okuyup sevabını bağışladık, namazı oradaki tarihî camide kıldık. Caminin karşısındaki dükkandan yazma kumaşlar ve bir adet sırlı çömlek aldık. Belediye, cami karşısındaki parka büyük bir çadır yapmış. Orada oturup birer çay içtik. Göynük'te de eski evler, konaklar korunmuş, çoğu tamirden geçmiş, pırıl pırıl, ışıl ışıl. Gönle ferahlık ve sükûnet veriyor. Ne kadar sevindirici bir gelişme. Bu tarihî şehrin büyümesine imkân yok. Çünkü yeni binalar yapacak arazisi yok. Bir vadiye sıkışmış vaziyette.

Daha önceki gelişimde Belediye Başkanı muhterem Kemal Kazan Bey ile biraz sohbet etmiştik. Şehirde eski geleneksel sanatlarımızın canlandırılmasını, gelişmesini, kültüre yönelik hizmetler yapılmasını arzu ediyor. Tebrike şayan bir arzu. Kendisine birkaç rapor hazırlayıp göndereceğim. (Anadolu ve Trakya şehirlerimizin her birinde yöresel yemekler, tatlılar, börekler, şerbetler yapılmalı, duyurulmalı ve bunları oraya gelip gidenlerin yemeleri, tatmalı, alıp götürüp hediye etmeleri sağlanmalıdır.)

Örnekler:

Edirne'de badem ezmesi...

İzmit'te pişmaniye.

Afyon'da kaymak tatlısı.

Beypazarı'nda oraya mahsus tereyağlı kuru (kurabiye).

Çatalzeytin'de fındık tatlısı.

Evet, her şehrin böyle, hediye edilecek bir yiyeceği, tatlısı olmalıdır.

Her şehirde Devrek'in bastonu, Buldan'ın el dokuması kumaşları, Kütahya ve İznik'in çinileri, Avanos ve Çanakkale'nin çömlekleri gibi geleneksel bir sanat/zanaat faaliyeti bulunmalıdır. Böyle sanatlar Japonya gibi bir sanayi ülkesinde yaşatılıyor. Orada sekiz yüz seneden beri aralıksız üretim yapan dünyaca meşhur çömlek atölyeleri var. Sakın, cep telefonu kafalı biri kalkıp bu devirde çömlek mi yapılırmış demesin. Doğrusu çok ayıplarım...Çin'de, Hindistan'da sanayi çapında el yapımı kâğıt üretimi var da, bizde niçin yok? İstanbul'daki Kâğıthane Belediyesi'nin bu sanat veya zanaatı en kısa zamanda canlandırmasını temenni ve ümit ederiz.Adı üstünde...

Göynük'te camiye giderken görüştüğümüz esnaftan, belediye meclisi üyesi Muzaffer Man beye yakın alakası dolayısıyla teşekkür ederim.

Göynük'ün ortasında bir dere geçiyor. Çok ruhaniyetli bir İslam şehri. İnsan, devamlı olmasa bile böyle şehirlerde zaman zaman oturmalı.

Dönüşte Geyve'ye uğradık. Eski evler yok edilmiş, şehir betonlaşmış.Nüfusu biraz fazla (30 bin) ama orada da bahçeli bir eski zaman evinde oturulabilir.

Önümüzdeki günlerden birinde inşaallah Arifiye ve Ali Fuat Paşa'ya gidip biraz dolaşıp hava almak istiyorum.

Seyahat yapmak sağlığa iyi gelir. Yeter ki, seyahat ile fısk, fücur, içki, lüks, göz zinası, günah olan çalgılar birlikte olmasın.

Alın yanınıza çoluk çocuğunuzu veya birkaç arkadaşınızla birlikte günübirlik bir seyahat yapın. Yemeğinizi temiz ve mütevâzı yerlerde yerseniz incileriniz dökülmez. Namazı (varsa) tarihî bir camide kılarsınız. Bulabilirseniz el sanatı ve zanaatı bir hatıra eşya alırsınız. Temiz hava alırsınız, gözünüz gönlünüz açılır.

Not: Trafiğe dikkat.Yola çıkmadan önce sadaka verin, belaları ve kazaları biiznillah def' eder. Yanınızda biraz yiyecek maddesi bulunsun, gittiğiniz yerde, yolda rastlayacağınız aç bir köpek ve kediyi doyurun. O da sevaptır ve büyük bir ticarettir. Allah ile yapılan ticaret... Bir de bidon alın, tenha bir yolun kenarındaki çeşmeden su doldurun. Suyun geldiği yükseklerde ev, bina falan olmasın...

* (İkinci yazı)

Bunlar Çok Kötüdür

BİR ülke, bir halk, bir devlet için şu sayacağım şeyler çok kötüdür:

Ciddî ve önemli meselelerin ayağa düşmesi.

Memleket meselelerinin futbol meseleleri gibi tartışılması.

Siyasî parti taraftarlığının holiganlık haline gelmesi.

Ülkenin asıl gerçek gündeminin gözardı edilip onun yerine düzmece, yapay, fantezi bir gündem getirilmesi.

Siyasetten anlamayan milyonlarca vatandaşın kendilerini siyaset ordinaryüs profesörü sanıp işkembe-i kübradan ahkâm kesmeleri.

Politikacıların seviyesinin düşmesi.

Politika hayatının ve faaliyetlerinin kirlenmesi.

Ülkede halka ışık tutacak ve halkı yönlendirecek yeterli sayıda bilge ve aydın bulunmaması.

Büyük medyanın mafya, endüstri, holding haline gelmesi.

Siyasete popülizmin hakim olması.

Ayakbağı olan resmî veya gayr-i resmî ideolojilerin birer din gibi benimsenmesi.

(Türkiye için...) Ülkenin hakim (dominant) dini olan İslam'ın doğru şekilde bilinmemesi, anlaşılmaması, yorumlanmaması ve uygulanmaması.

Din sömürüsünün, mukaddesat bezirganlığının, dini süflî emellere ve ihtiraslara alet etmenin yaygın hale gelmesi.

Liselerde yeni kuşaklara yeterli miktarda yazılı-edebî Türkçe, tarih, felsefe (psikoloji), mantık, ahlak, metafizik, estetik), sanat kültür ve tarihi, mimarlık ve şehircilik, temel hukuk kültürü kazandırılmaması, gençliğin okur-yazar cahiller olarak yetiştirilmesi.

Para'nın en büyük değer haline gelmesi.

Millî barış ve toplumsal mutabakatın ortadan kalkması, ülkede birbirlerinden kopuk, birbirlerine zıt, birbirlerinden nefret eden halklar oluşması.

Toplumda çözülme ve dağılma alametleri görülmesi.

Yaygın, yoğun, genel bir kokuşma olması.

Uluslararası temizlik ve şeffaflık raporlarında ülke notunun (10 üzerinden) 7'nin altında olması.

Emanetlerin (başkanlıklar, memuriyetler, temsilcilikler, makamlar, mevkiler vs) ehil ve layık olanlara değil, ehliyetsizlere verilmesi. (Bu madde tek başına çöküş ve yıkılış sebebidir.)

Ceza Kanunu'nun toplumu çökertmesi.

Medenî Kanunun aileyi çökertmesi.

Millî gelirin adaletsiz olarak dağılması, fakirlerle zenginler arasında uçurumlar olması.

Yeni nesillerin, atalarının anadilde yazılmış mezar kitabelerini okuyamayacak kadar kara câhil olarak yetişmesi.

Her türlü ahlaksızlığın ve merhametsizliğin yaygın ve genel hale gelmesi.

Kötülerin iyilerden daha cesur, daha gözükara, daha atılgan olmaları.

Haram yemenin, gayr-i meşru şekilde zenginleşmenin normal görülmesi ve yaygın hale gelmesi.

16.10.2010