Tarihi biz yapacağız; ama önce öncü kuşak şart

xxxx1

Sabancı Üniversitesi tarafından düzenlenen bir Osmanlı tarihi “yarışma”sında, ödüllerin hepsinin yabancılara gitmesi yaşadığımız entelektüel travmanın bizi nasıl ürpertici bir anaforun ortasına fırlattığını göstermesi açısından oldukça düşündürücü. Öyle anlaşılıyor ki, tarih, hele de Osmanlı tarihi, Türklere bırakılamayacak kadar önemli Amerikalılar, Avrupalılar ve İsrailliler için. Ödülleri, ABD'li, Avrupalı ve İsraillilerin alması -bizim açımızdan yüz kızartıcı da olsa- bunun bir göstergesi çünkü.

Bu konuyla ilgili Beşir Ayvazoğlu ile Hilmi Yavuz önemli yazılar yazdılar. Zaman yazarlarının dışında bu meseleyle ilgilenen başka bir yazara rastlayamadım.

Tarihini yitiren bir toplum, geleceğini de kuramaz. Büyük tarihçi Braudel, “bugünü anlayabilmek için, tarihi seferber etmek zorundayız” demişti. Bizim bugün, bugünü anlamak gibi bir kaygımız da yok; geleceğimizi kurabilmek için tarihi seferber edebilecek entelektüel ufkumuz da, psikolojik mecalimiz de.

İbn Haldun'dan Toynbee'ye kadar bütün büyük tarih felsefecilerinin altını çizdikleri yakıcı bir gerçek var: Tarihi, öncü kuşaklar yapar. Peki, tarihini yitiren, bu yüzden de, önünü de arkasını da göremeyen kuşaklar ne yapar? Amiyane tabirle, “nal toplar” ve “yapay kavgalar yapar” yalnızca.

Türkiye'deki jakoben ve seküler eğitim sistemi, tarih şuurumuzu da, tarihte ürettiğimiz ve başkalarına hâlâ ilham kaynağı olmayı sürdürdüğü anlaşılan tarihî şiarlarımızı da târumâr etti. Bizi çorak bir ülkenin, kurak bir entelektüel iklimin ortasına fırlattı.

Tarihsiz bir millet, talihsiz bir millettir; tarihî ben'ini, tarih şuurunu, tarihî derinliğini ve tarihî şiarlarını yitirmiş ve tarihte tatile çıkmıştır çünkü.

Tarihi öncü kuşakların yaptığını söyledim. Peki, talihsiz bir milletin, tarihte tatile çıkmış bir milletin kendisine öncülük edecek; zihnini, önünü ve ufkunu açacak öncü kuşakları var mıdır? Ne yazık ki, yoktur. Tarihi yok olan bir milletin, tarihi yapan öncü kuşakları da olmayacaktır tabiatıyla.

Ama yeniden tarih yapmak istiyorsak, tarih yapmamızı, yeniden tarihî bir yolculuğa çıkmamızı mümkün kılacak öncü kuşaklar yetiştirmek zorundayız. Aksi takdirde, üstelik de tarihin yeniden yapıldığı; siyasî, kültürel, entelektüel, stratejik haritaların yeniden çizildiği bir zaman diliminde, hem yok olmaktan kurtulamayız; hem de Batı uygarlığı gibi başkalarına hayat hakkı tanımama ilkelliği ve barbarlığı göstermek yerine, Osmanlı medeniyet tecrübesinde en mükemmel örneğini gördüğümüz, herkesi, bütün farklılıkları kucaklayabilen, herkese hayat ve varoluş zemini sunabilen muazzam bir tarihî tecrübenin inkârcı, mirasyedi, haramzâde çocukları olarak yeniden tarihin yapılmasında üstlenmemiz gereken mükellefiyeti ve mesuliyeti üstlenememenin faturasını çok ağır öderiz.

Osmanlı medeniyet tecrübesinin çocukları olarak, bugünü ve yarını inşa edebilecek bir ufuk ve derinlikle tarihi seferber edecek bir öncü kuşak yetiştiremez ve bu öncü kuşağın insanlığın önünü açacak asil bir yürüyüşe öncülük etmesini sağlayacak bir açılım ve atılım gerçekleştiremezsek, dünyanın büyük felâketlerin ve çıkmaz sokakların ortasında kıvranmasının yegâne sorumlusu biz oluruz.

Eğer tarihî mükellefiyetimizi ve mesuliyetimizi müdrik olarak hareket edip bütün insanlığı yeniden tarihe girdirecek yeni bir medeniyet yürüyüşüne öncülük edecek bir yolculuğa çıkamazsak ve bu yolculuğu gerçekleştirecek öncü kuşaklar yetiştiremezsek, seküler ve neo-pagan Batı uygarlığının derin bir felsefî kriz yaşadığı; Çin, Hint ve Japon doğu hikmet geleneklerinin seküler Batı uygarlığının sömürgecilik, emperyalizm ve (şimdi de özellikle medya vasıtasıyla zihinlerimizin efendileri, işgalcileri ve şekillendiricileri konumuna geçmelerini sağlayan) yeni-sömürgecilik saldırılarıyla birlikte antropolojik, ölü kültürlere dönüştüğü ve hadım edildiği bir zaman diliminde, insana ne olduğunu hatırlatarak insanlığını yeniden iade edecek peygamberî sözü ve soluğu yeniden üfleyebilecek, yeryüzünde -400 yıllık Kudüs örneğinde olduğu gibi- en çatışmalı ve kaotik yerlere bile adaleti, hakkaniyeti, barışı ve kardeşliği armağan edebilecek yeni bir medeniyet hamlesini yalnızca bizim gerçekleştirebileceğimiz gerçeği bizimle birlikte tarih olacak.

O yüzden, yok olmamak, varolabilmek ve herkesi varedebilmek için önce öncü kuşak şart, diyorum.

Not: Gönül, zihin ve eylem eri öncü kuşağın en mütevazi ve en güzel temsilcilerinden Sabahattin Zaim'den sonra Ahmet Yüksel Özemre Hocamızı da rahmeti rahmana uğurladık. Ektikleri tohumların, bir rahmet pınarı gibi yemişler vermesini ve yeni öncü kuşakların yetişmesine izin vermesini Cenâb-ı Hak'tan niyaz ediyor, Zaim Hocamızı da, Özemre Hocamızı da rahmetle ve hürmetle anıyorum.