Tek cümlelik özetler

xxx78

Son zamanlarda “PKK’nın kent örgütü” diye bilinen KCK ile ilgili haberler ve yorumlar arttı. Çoğu KCK’nın kötü ve zararlı bir örgütlenme olduğu yönünde bu yayınların... İnsan okudukça tüylerini diken diken eden yeni bilgilerle karşılaşıyor. Zaten haber ve yorumların amacı da bu: KCK’ya dönük yargı operasyonları hakkında kuşku veya tereddüt belirtenleri ikna etmek...

Benim KCK’nın yasa-dışı bir örgütlenme olduğu ve hiçbir devletin müsamaha etmeyeceği bir çalışma tarzı bulunduğu konusunda ikna edilmeye ihtiyacım yok. Yasa-dışı bir örgüt KCK ve alternatif bir devlet yapılanması olduğu için de müsamaha görmeyi kendisi de beklemiyordur.

İkna faaliyeti içerisinde yer alanlar kendilerine şu soruyu yöneltmeliler: KCK’ya dönük geniş çaplı tutuklamaların başladığı aylar öncesinden bugünlere kadar ‘ikna faaliyeti’ gerekmez, hakkındaki yorumlar genellikle yapılanı anlayışla karşılarken, ne oldu da bazı zihinlere kuşkular dolmaya ve eleştirel yazılar artmaya başladı?

Şimdilerde karşılaştığımız türden ikna faaliyetinin başlatılmak zorunda kalınması bile sorumun haklı olduğunun işareti...

Yukarıdaki sorunun cevabını aslında hepimiz biliyoruz: KCK üyesi oldukları iddiasıyla tutuklananlar, şu son operasyona kadar, bölgede tanınmış olsalar bile ülke çapında bilinmeyen kişilerdi; oysa akademik çevrelerin ve yayıncılık dünyasının tanınmış isimlerinden iki kişi de aynı âkıbete uğrayınca kuşkular yaygınlaştı.

Tanıyanlar karakter tanıklığı yoluyla, yakından tanımayanlar da özgeçmişlerine bakarak “Bu işte bir yanlışlık var” diyorlar...

Akıl da, demokratik terbiye de onları buna zorluyor çünkü.

Benzer bir durum, Ergenekon süreci kapsamında açılan yeni davalara ve yapılan geniş çaplı tutuklamalara fazlaca itiraz duyulmazken, medya camiasının yakından tanıdığı ‘gazeteci’ kimlikleri öne çıkmış iki kişi gözaltına alındığında yaşanmıştı. Ergenekon ile başlayıp eski darbeler ve darbe girişimlerinin hesaplarının sorulmasıyla devam eden süreci bütün güçleriyle desteklemiş olanlar arasından bile “Acaba?” sorusunu soranlar o zaman çıkmaya başladı.

“Acaba?” ile başlayan başka bir soruyu ikna faaliyeti yürütenlere ben yöneltmek istiyorum: “Destek çıkarken Ergenekon kapsamında tutuklanan iki gazeteciden sonra Ergenekon sürecinden, bir akademisyen ve bir yayıncının tutuklanması üzerine KCK operasyonundan rahatsızlık duymaya başlayanlar mı hatalı, yoksa yanlışlık yapılmışsa bile daha büyük yarar için görmezden gelinmesini bekleyenler mi?” Hangisi?

28 Şubat’ta bizlerin sıkça kullandığımız ‘McCarthy’ metaforu bugün KCK sürecine gölge düşürmek isteyenlerin vird-i zebanı olduysa, tekil olaylar genele teşmil edilerek buradan demokrasi-kaygısı çıkarılıyorsa, bugüne kadar gerçekleştirilen insan hakları alanındaki iyileştirmeler görmezden gelinmeye başlanmışsa, basın özgürlüğü ile akademik özgürlük ayaklar altına alınmışcasına tepkilerle karşılaşılıyorsa... Başkalarını ikna faaliyeti yürütenlerin önce bu durumun değerlendirmesini yapmaları gerekir.

Hatadan vazgeçmek fazilet, hatada ısrar ise daha büyük hatadır. Haklı bir davayı yanlış yöntemlerle sürdüremez, sürdürmeye çalışırsanız haklı davanızı zedelersiniz.

Sonunda herşey gelip geçiyor, insanların aklında gelişmelerle ilgili tek cümlelik özetler kalıyor; bunu unutmayalım.