Terörle mücadelede yeni yaklaşım

xxx78

Bazılarının yeniden 'olağanüstü hal' kararı çıkmasını beklediği neredeyse yarım gün süren terör zirvesinden, İçişleri Bakanlığı bünyesinde yeni bir kurul oluşturulması yönünde güçlü bir irade çıktı. 'Terörle mücadele' kavramı içerisinde yeri bulunan bütün devlet kurumlarının temsilcilerini bünyesinde barındıracak yeni bir birim oluşturulması iradesi...

'İç Güvenlik Kurulu' veya 'İç Güvenlik Müsteşarlığı' adını taşıyacak yeni kurul, muhtemelen 'müsteşar' düzeyinde yönetilecek ve askerleri de içinde bulunduracakmış...

İlk bakışta varolanın başka bir isimle devamı gibi görünse de terörle mücadeleye farklı bir yaklaşım teşkil ediyor bu karar. Benzerleri başka ülkelerde bakanlık düzeyinde oluşturulmuş bir yapıdan söz ediyoruz; bizde başına bir siyasetçinin getirilmemesi Ak Parti'nin bakanlık sayısını artırmama yönündeki ilkesi sebebiyle olmalı. ABD'de 11 Eylül'den sonra kurulan 'İç Güvenlik Bakanlığı'nın gördüğü işlevi üstlenecekse, başındaki kişinin bizde de siyasi sorumluluk taşıyabilecek 'bakan' düzeyinde biri olmasında yarar var.

Terörle mücadelenin 'askerin işi' olarak görülmesinin çok yönlü zararları var. Elbette askerin bir görevi de terörle mücadeledir; ancak bunu devletin başka organlarıyla birlikte yapar asker... Bütün devlet birimleri arasında bu alanda yakın bir 'eşgüdüm' kurulamadığı taktirde, geçmişte pek çok kez yaşandığı üzere, terörle mücadelede istenilen sonuç alınamaz.

Yeni birim 'eşgüdüm' açığını gidermeye yaradığı sürece bundan devletin her kurumu yararlanacaktır.

Devletin terörle mücadeleye yeni bir bakışla yaklaştığı şu günlerde başka bazı değişikliklerin de önünü açmak gerekiyor. 'Profesyonel ordu' kavramı bir ara çok tartışılmış ve ardından da 'zorunlu askerlik' uygulaması devam ettirilse de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) ana çatısını çok iyi yetiştirilmiş profesyonellerin teşkil edeceği ilkesi üzerinde anlaşılmıştı.

Son olaylar, bu yönde atılan adımların yeterince çabuk ve kapsamlı olmadığını hepimize gösterdi. TSK'nın bütün ihtiyaçları karşılanarak 'profesyonel ordu' amacına mutlaka ulaşılmalıdır.

Bu yolda adımlar atılmaya başlandığında uzun yıllardır üzerinde tartışılan ve fakat bir türlü sonuca bağlanamayan 'Jandarma' konusu da yeniden ele alınabilir. Jandarma'nın TSK'nın hiyerarşik yapısı içerisinde tutulması, başındaki komutanın kuvvet komutanı düzeyinde ve Milli Güvenlik Kurulu üyesi olması, buna karşılık İçişleri Bakanlığı bünyesinde sayılması kafa karışıklığı yanında işleyişte de karışıklıklara yol açıyor.

Çeşitli dönemlerde aldığı yetkilerle, Jandarma, bugün ülkenin üçte ikisinden fazlasını kendi yetki alanında tutuyor. Bu durum da, özellikle hassas dönemlerde, lüzumsuz pürüzler çıkmasına, daha da önemlisi dışarıdan bakanlarca Türkiye'nin eleştirilmesine yol açıyor.

Elbette Jandarma'ya veya kırsal kesimde görev yapacak silâhlı bir güce ihtiyaç var, ama onu askerî hiyerarşi içerisinde tutmak mı gerekir? Yeni kurulan birim, müsteşarlık düzeyinde değil de bir bakanlık halinde tasarlanırsa, Jandarma da o birime pekâlâ bağlanabilir.

Terör zirvesinden çıkan kararla kurulacak yeni devlet birimi istihbarat örgütleri arasındaki irtibatı da sağlayabilir. Hatta 'iç güvenlik' yerine vaktiyle Yunanistan'da yapıldığı gibi 'kamu güvenliği' ile ilgili bir birim olarak düşünülür, işlenmiş siyasi cinayetleri ve 'Ergenekon' tarzı yapılanmaları da kapsayacak geniş bir görev alanına kavuşturulursa, Jandarma'yı da bünyesinde barındıran yeni birim içerisinde savcı ve yargıçların yer alması da sağlanabilir.

Kimse pek farkına varmadı, ama önemli bir karar bu.