TÜRK’ÜN OĞUZ ATA’SI YADIMA DÜŞTÜ!...

Bahattin KARAGÖZ

TÜRK’ÜN OĞUZ ATA’SI YADIMA DÜŞTÜ!...

 

 

Çok kaynakta anlatılan bir olaydır.Türk; büyük tufandan sonra Nuh’un oğullarından türeyen Yasef’in  bir oğludur.

Yine bazı kaynaklarda ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem (a.s.)’ın cennetten kovulma emrini getiren melekten Türkçe olarak işitmedikçe anlamaz göründüğünü ve Türkçe diliyle anlatılınca Allah’ın kendi hakkındaki kararını anlamış olduğunu belirten güzel betimlemeler yer almaktadır.

Bazı destanlarımızda olağanüstülük sayılmayan eylem ve olaylar anlatılır. Türkler için Oğuz Ata’nın hayatı ve öğütleri kuşaktan kuşağa anlatılarak yaşatılır.

Oğuz Ata, iki kere evlenmiştir ve bir eşinden Bozoklar kolunu oluşturan Günhan, Ayhan ve Yıldızhan dünyaya gelmiştir. Diğer eşinden ise Üçokları meydana getiren Gökhan, Dağhan ve Denizhan  adlı oğulları olmuştur. Her bir oğlundan da dörder toruna sahip olmuş ve  böylece 24 Oğuz boyunun  ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Ölümüne yakın zamanda Oğuz Ata, çocuklarını yanı başına toplar. Onlardan ok dolu bir sadak (okluk) ister. İçinden bir tek ok çekip onu kırıp kıramayacağını çocuklarına sorar. Aldığı evetleyici karşılık üzerine oku kırar. Daha sonra okların sayısını iki, üç, dört... yaparak aynı soruyu yine sorar ve ta ki ok sayısı , ne kendisinin ne de oğullarının deneyerek kıramayacakları bir sayıya gelinceye kadar denemeyi sürdürür. Sonunda unutulmayacak olan o ünlü öğüdünü verir:

-Oğullarım, der, işte bu oklarla yaptığımız denemeden de anlayacağınız gibi, çok olan okları; teker teker, çifter çifter, üçer üçer...kırmamız  mümkün iken, belli bir sayıya erişerek bir arada bulundukları zaman kırabilmemiz  mümkün olmamaktadır. Bundan  alınacak dersi iyi belleyiniz: Siz de ayrılığa düşer, bölünür ve dayanışmazsanız, aynen tek, çift veya az sayıdaki ok demeti gibi, düşmanlarınız tarafından kırılır, dağıtılır, yenilirsiniz. Sakın birlik, beraberlik ve dayanışma ortamınızı bozmayınız. Birbirinizi birbirinize gereksiz görmeyiniz; yoksa  bu yanlışın bedelini çok ağır şekilde ödersiniz...

Oğuz Ata’nın bu çerçevedeki altın  öğüdü,  sonraları pek çok Türk önderi tarafından  da beylere ve kara buduna hatırlatılmış, zayıflık  ve ihmal gösterilen çağlarda yeniden dillendirilmiştir.

Dede Korkut Hikayelerinde de bu türden öğütleri çokça görebiliriz.

Dede Korkut  tanımlamasına göre, bir İç Oğuz, bir de Dış Oğuz denen ve birbiriyle çok sıkı dayanışma içinde bulunup karşılıklı güven sağlayıcı olan iki toplum unsuru söz konusudur. Dış Oğuz, sınır boylarından gelecek düşman saldırılarını ilk göğüsleyecek  ve İç Oğuz’a zaman kazandıracak bir görevle yükümlüdür. İç Oğuz da, Dış Oğuz’un bütün ihtiyaçlarını karşılayacak üretimleri yaparken, kuvvet dengesi değişen düşman saldırılarına karşı da merkezdeki kahredici gücünü zaman zaman Dış Oğuz’un yardımına  yetiştirmekle sorumludur. İki  tarafın da mutlak birbirini gözetmesi şarttır. Her hangi birinin görevini ihmal etmesi, düşmandan alınacak büyük darbe yahut bozgun demektir. Bu durumun alışıldığı şekilde gitmediği zamanlarda  milletin başına neler geldiği hikayelerde çok iyi şekilde anlatılır.

Dede Korkut’un Dış Oğuz’dan saydığı uruklar, ya Oğuz boylarından  seçilmiş belirli bir kaçı veya Türk dostu topluluklardır.Yine İç Oğuz halkası içinde yer alanlar ise mutlaka  merkezde yönetim hakkını kazanmış Oğuz boylu  Türklerden ibarettir.

Tarihi süreç içinde Türkler’in dünya üzerinde hemen hemen her coğrafyada söz sahibi olduğu, bazı talihsiz durumlarda Ergenekon’lara çekilmek zorunda kaldığı bilinen bir gerçektir.

Kaderimiz zaman zaman bazı kavimlerle birleşmiş, bazen Moğol’larla bile ortak serüvenler yaşamışızdır. Ama Türklerin olduğu her yerde Kürt varlığı da muhakkak var olmuştur. Türk tarihinin ilk yazılı belgesi olan Orhun Yazıtlarında bile Kürt Budunu Beyi Alp Urungu’nun adı geçmektedir.

Dede Korkut’ça tanımlayacak olursak şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz:

Kürtler, Türklük  diye tanımlanacak toplumun Dış Oğuz tabakasında değil, ancak İç Oğuz tabakasında yer alacak kadar yakın bir unsur olarak bulunagelmişlerdir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde  kazandığımız Kurtuluş Savaşımız da milletimizin olabildiğince bütün unsurlarıyla birlikte hareket  edebilmesi nin sonucudur.

Bugün yeniden bir Dış Oğuz mu, yoksa İç Oğuz zaafı mıdır, nedir, pek ayırt edilemeyen bir  sancılı, sıkıntılı, netameli  durumu yaşamakta olduğumuzun farkında mıyız? Üstüne vurgu yapılarak zenginlik diye sunulan millet yapımızın unsurları, bir arada yaşamanın gereklerini birbiri aleyhine bozacak şekilde davranmaya itilmektedir. Dışımızdan yapılan kaşımalara, içimizden körüklenen kışkırtmalar da eklenince, millet dokusu yara almakta; yeni bayrak, yeni dil ve yeni devlet istekleri uyandırılmaya başlanmaktadır. Bir vatanda iki hakim dil, birden fazla bayrak ve devlet olamayacağı gerçeği kavranamamakta ve kestirilebilir bir yakın gelecekte yaşanacak bir iç hesaplaşmanın tohumları serpiştirilmektedir.

Şimdi yeniden Oğuz Ata’yı hatırlamanın zamanı gelmiştir.

Bu şehit kanlarıyla sulanıp  kutsallaşan Anadolu toprakları füze savunma sistemi bahanesiyle yeniden fiili bir Haçlı işgaline çaresizce açılmaktadır.

Kendimizi kendimize ayak bağı olmaktan çıkarmadıkça üstümüzde daha çok kalkan ve inen füze görürüz.

Oğuz Boyluların, Türk Soyluların ve Türk-İslam Huyluların  yek vücut olarak  durup düşünmesi, kendine gelmesi, geç olmadan makul davranışı  belirlemesi gerekir...

Selam ve saygılarımla...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.