Ucuz paranın şartları ağır olursa!..

xxx135

Başbakan Tayyip Erdoğan ile Saadet Partisi Gene Başkanı Numan Kurtulmuş Anadolu Aslanları İşadamları Derneği'nin  (ASKON) 6. Genel Kurulu'nda bir araya gelmişler. Kurtulmuş yaptığı konuşmada IMF ile ilişkilerin kesilmesini istemiş ve bu kuruluştan alınan kredilerin ülkemizin zararına şartlara bağlandığını hatırlatmış. Başbakan Erdoğan ise "IMF'den en ucuz parayı alırsam hiç çekinmem" karşılığını vermiş. Buna göre sanki yaklaşık iki yıldır IMF ile müzakerelerin sürdürülmesinin faiz üzerindeki anlaşmazlıktan çıktığını sanırsınız. Halbuki gerçek hiç de böyle değil.

Artık herkes biliyor ki IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar için açılan kredilerde faiz oranından ziyade başka şartlar ön plandadır. Söz konusu kuruluşlar verdikleri kredinin nerede kullanılacağına kadar bir dizi şart ileri sürerler. Özellikle de IMF'nin şartları arasında devletin ekonomiden tamamen çekilmesi başta gelir. Bu arada dar ve sabit gelirler için IMF programlarında sürekli olarak kemer sıkmak vardır. Özelleştirme ve taşeronlaştırma sonucudur ülkemizde giderek yaygınlaşmaktadır. Özelleştirme ve taşeronlaştırmanın sebep olduğu sıkıntıları sanıyorum tekrarlamaya gerek yok. Hemen belirtelim ki özelleştirme ve taşeronlaştırma sonucu işçiler için artık sendikal mücadele ile hak arama imkanı kalmamıştır. Sendikalı işçi sayısı giderek azalmaktadır. Ve elbette özelleştirme beraberinde işsizliğin artmasını da getirmektedir. Kısacası bugün yaşadığımız sıkıntıların temelinde yıllardan beri alınacak borç karşılığında uygulamak zorunda kaldığımız IMF programları yatmaktadır. Yani mesele IMF ile müzakerelerde ön planda olan faiz oranı değildir. Bu da vardır ama esas sorun dayatılan programların içeriğidir. Bildiğimiz kadarıyla iki yıldan beri sürdürülen müzakerelerin ağırlık noktasını da alınacak borcun faiz oranı oluşturmamaktadır. Bunu söylerken bu noktanın önemsiz olduğunu elbette ileri sürüyor değiliz. Bu da önemlidir ve pazarlık konusu yapılması gerekir. Ama büyüme oranlarımızdan hangi alanlarda yatırım yapmamıza, devletin elindeki hangi tesislerin öncelikli olarak özelleştirilmesine ve yabancılara açılmasına kadar bir dizi şartların yer aldığı program  çok daha önemlidir. Bu arada çiftçimize yapacağımız desteklemenin belirlenmesinde bile belirleyici olmaya çalışan IMF ile mümkün olduğu en kısa zamanda ilişkilerin en aza indirilmesi gerekir.

IMF'ye hayır diyenlere IMF düşmanı gibi bir yafta vurmak gerçeğe ters düşer. Milli politikaların hayata geçirilebilmesi, özellikle dar ve sabit gelililerin milli gelirden daha fazla pay alabilmesinin yolu IMF'ye hayır demekten geçiyor. Böyle diyenlere karşı, "Günümüz dünyasında kendi kabuğumuza çekilmek mümkün mü?" diye bir soru ile karşı çıkmak doğru olmaz. Çünkü, kimse kendi kabuğumuza çekilmeyi istemiyor. Ancak, ülkemiz ve insanımızla ilgili kararları kendimiz alalım diyoruz. Bu arada globalleşen dünyada milli politikalardan söz edilemeyeceğini ileri sürmekte sömürgeci güçlerin kültürel istilasına boyun eğmek demektir. Emperyalistlerin ortaya attığı ve gelişmekte olan ülkeleri  onların sömürüsüne açık hale getirmekten başka bir anlamı olmayan globalleşme ve küreselleşme gibi kavramların arkasına gizlenmek kendi çıkarlarımızı görmezden gelmek anlamına gelir. Çünkü globalleşme  küresel sermayenin tüm dünyada sebestçe dolaşımı ve bunun sonucu olarak kârını artırması demektir. IMF ise bu küresel sermayenin önünü açan, kârını artıran ve her ne pahasına olursa olsun küresel sermayenin büyük kârlarla geri dönüşünü teminat altına alan uluslar arası finans kuruluşu demektir. Küresel sermaye için girdiği ülkenin insanın durumu pek önem ifade etmez. Onun için önemli olan girdiği ülkeyi mümkün olduğunca sömürmektir. Küresel sermaye gelişmekte olan ülkelerde fabrika kuran fabrika yatırımı yapmaz, en fazla montaj tesisleri oluşturur. Daha çok para ile para kazanma yolunu seçer. İşte bunun için IMF ile ilişkilerin sürdürülmesi ülkemiz için zararlı görülüyor. Mesele yarım puan az ya da fazla faiz pazarlığı değildir.

Peki bunları Başbakan bilmez mi?

Elbette bilir. Bilmek başka uygulamak başkadır. Anlaşmazlık da burada ortaya çıkıyor.