Vurun Başörtülüye

Recep KOÇAK

Turnusol kâğıdına döndü başörtüsü konusu. Ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu bir gazeteye üniversitelerde başörtüsü problemini çözeceğini açıklıyor. Daha haberin mürekkebi kurumadan sözünü geri almak zorunda bırakılıyor.

Sanatçıların, yazarların, işadamlarının ve politikacıların hangisi “özgürlüklerden yana, hangileri yasakçı? Bu sorunun cevabını öğrenmek için çok yorulmanız gerekmez. Onların başörtüsü konusundaki fikrini sorun. Alacağınız cevap, özgürlükçü düşünen ve bu ülkeyi “babasının tapulu malı” gibi görmeyen birine ait değilse, büyük ihtimalle, vatandaşı “adam etme” çabasındaki bir kafanın ürünü olacaktır.

Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığına adaylığını henüz açıklamadığı günlerde, yetmiş yaşlarında başı açık bir bayan misafirim, “Ne günlere kaldık! O makama yakışmaz böyle bir zihniyet. Başörtülü bir kadın nasıl çıkabilir Çankaya Köşkü’ne?” diye kendi kendine konuşuyordu.

Konuğuma, “Birisinin, sizin başınızı zorla kapatmasına razı olur musunuz?” diye sordum. “Asla” dedi. “Peki, siz neden kendi iradesi ile başını örtmüş bir bayanı küçümsüyorsunuz? Cumhurbaşkanlığını Abdullah Gül mü yoksa karısı mı yapacak?” soruma verdiği cevaplar makul ve inandırıcı olmaktan uzaktı.

Eski bakanlardan Rifat Serdaroğlu yerel bir gazetedeki köşesinde başörtülülere demediğini bırakmamış.

Önce Serdaroğlu’nun yazdıklarını birlikte okuyalım:

“AKP İktidarında inanılmaz şeyler oluyor. Vatandaşlar arasında ayrım yapmaları, kanunlarla yasaklanmış bazı devlet memurları, hadlerini aşarak yanlış uygulamalarda bulunuyorlar. Bu kurumların başında ise maalesef Polis Teşkilatı geliyor. Tabii ki bunların sorumlusu, kendisini defalarca ikaz ettiğimiz Emniyet Genel Müdürü…
Olay şu; İstanbul Atatürk Havalimanında polis kontrol noktalarından biri. Bayanlardan üzerlerindeki ceketlerini, yeleklerini çıkararak x-ray cihazından geçmeleri isteniyor. Gerekiyorsa da, bayan polisler ve bayan görevliler tarafından elle kontrol ediliyorlar ve geçmelerine ancak böyle izin veriliyor. Buraya kadar her şey normal. O sırada tesettürlü bir bayana sıra geliyor. Polis, “müsaitseniz pardösünüzü çıkarır mısınız” diye soruyor. Bayan konuşmuyor, onun yerine eşi “müsait değil” diyor ve tesettürlü bayan doğrudan kontrol noktasından geçiyor!

Demek ki, tesettürlü olunca polisi adam yerine koymayabilirsiniz, yasalar size ulaşamaz ve kelimenin tam anlamıyla dokunulmaz olabilirsiniz.
Ayrıca tesettürlü olunca sizin, “terörist olma”, “üzerinizde silah veya bomba” taşıma gibi bir olasılığınız, gerekli kontrolü yapmayan polise göre mümkün değil!
Fakat tesettürlü değilseniz, üzerinizdeki ceketiniz, yeleğiniz, kemeriniz, ayakkabılarınız çıkarılabilir, elle aranabilirsiniz. Çünkü siz tesettürlü olmadığınıza göre, potansiyel terörist olabilirsiniz, veya asgariden siz yasalara uymak zorundasınız!!!
Havaalanlarında olabilecek bir bombalı saldırının veya uçak kaçırma olayının hesabını kim ve nasıl verecek?”

Yukardaki satırları okuyunca Serdaroğlu’nun mevcut hükümetin sıkı muhaliflerinden olduğunu anlamak zor değil. Ama onun başörtülüler hakkında yazdıklarını anlayabilmemiz için daha fazla veriye ihtiyacımız var. Serdaroğlu’nun ailesinde başörtülü birileri var mıdır? Onlardan ne tür düşmanlık, ihanet, vefasızlık ya da hakaret görmüştür? Bu ve benzeri soruların cevabını bilmeden yukardaki satırların ve yazarın tahlilini yapma imkânımız yoktur.

Havalimanındaki bir güvenlik görevlisi görevini tam yapmamış olabilir, başörtülü hanımın kocası karısının yerine konuşarak “işgüzarlık” yapmış, böylece hem eşini hem kendisini zor durumda bırakmış ise, sadece bunlar başörtüsünü ölçüsüz ve dikkatsiz bir şekilde dilimize, kalemimize dolamamızın gerekçesi olabilir mi?

Dünkü Sabah Gazetesi’nde (04.07.2010) Sevilay Yükselir’in anlattığı dikkat çekici bir olay ve çarpıcı bir mektup vardı. Uzun yıllardan beri Türkiye’nin gündeminden düşmeyen ve bir süre daha yerini koruyacak gibi görünen “başörtüsü” konusunda ibretlik ve bir o kadar da düşündürücü bir kesit olması bakımından önemli gördüğüm bu yazıyı dikkatlerinize sunmak istiyorum:

“Söz konusu mektup, THY'nin bir türlü dillerden düşürülmeyen şu meşhur Tanzanya hat açılışına eşi ile birlikte katılan Prof. Dr. Erman Tuncer'dendi. (Hiç merak etmeyin mektubun içeriği sanılacağı gibi bir banka memuresiyken, allem edip kallem edip medyaya bir şekilde sızmayı başaran akıl fukarası, idrak yoksunu zavallı bir kızcağızın Tanzanya'da yaşandığını iddia ettiği şu gündemlerin gündemi taciz-maciz iddialarıyla alakalı falan değil! Erman Bey'in mektubu Van'daki şehit cenazesinden aktardığım izlenim yazımla alakalı!)

Öncelikle noktasına virgülüne dokunmadan son derece önemli ve kritik bir meseleye dikkat çeken bu mektubu paylaşmak istiyorum sizlerle...
"Sevilay Hanım,
Sizinle birlikte seyahat etmenin güzelliklerini yaşadık.
Mert davranışlarınızı takdirle karşıladım.
Yazılmaması ricası ile tarihe bir not düşmek isterim.
Sayın Genelkurmay Başkanı Birinci Ordu Komutanı iken Maslak'taki TİM açılışına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adına eşimle birlikte katılmıştım. Protokol gereği Sayın Başbuğ ve eşi ile yan yana oturmamız gerekiyordu. Sezen Aksu sahne almadan az önce İlker Paşa ve eşi salona teşrif ettiler. Ancak kendileri eşimin başörtüsünden dolayı bizimle birlikte oturmak istemediklerini bildirdiler. Bunun üzerine sonunda salondan kovulduk. Paşanın eşinin söylenmesini hayatım boyunca unutamayacağım.
Mecburen salonu terk ettik. Bunun da tek sebebi vardı: O da TSK'nın yıpranmamasıydı. Çünkü Sayın Edip Başer Kolordu Komutanı iken İBŞB adına 14 kez, 'Üstün Kıvanç Madalyası Övünç Töreni'ne katılmıştım. Şehit ailelerinin istisnasız tamamı başörtülü ve sakallıydı. Nihayetinde ortamı germemek ve basına malzeme vermemek ve bu insanları üzmemek adına biz salondan ayrıldık.
Olayın tanıkları arasında Sayın Mahmut Övür de vardı. Kendisi de tepki koydu. Ancak biz yazmamasını rica ettik o dönem. Ertesi gün TİM'in sahibi Türker İnanoğlu kendi misafirinin kovuluşuna üzüldüğünü bildirdi. 'Burası kamusal alan değildir!' şeklinde bir tepki gösterdi. Özetle... Bugün Van'daki şehit cenazesindeki verdiğiniz ayrıntı beni çok mutlu etti. İlker Başbuğ'un başörtülü gazeteci Elif Çakır'la üstelik de askeri bir alanda tokalaşmış olmasına ve hatır gönül sormasına çok sevindim. Keşke beni ve eşimi derinden yaralayan o tatsız olay da hiç yaşanmamış olsaydı...
Saygılarımla... Prof. Dr. Erman Tuncer"


Mektuptaki bir ayrıntı dikkatinizi çekmiştir sanırım.
Profesör Tuncer aslında bu mektubu yayınlanması amacıyla iletmemişti tarafıma. Ancak sağ olsun, var olsun Erman Bey, "Dün ile bugünün değişimini karşılaştırmak, Türkiye'nin özgürleşme ve demokratikleşme yolunda nasıl bir yol kat ettiğini anlatmak açısından bu önemli anekdotu kullanmak istiyorum" diye ısrar eden bendenizin talebini karşılıksız bırakmadı.
Önce şunu belirtmem gerekir ki, Tuncer ailesinin başına gelen ve sapına kadar haber değeri taşıyan bu tatsız olayı yıllar sonra gündeme getirmemdeki maksat ne TSK'yı yıpratmak, ne de Genelkurmay Başkanı'na, parmak sallayıp, "Yaaaa şimdi böylesin ama sen geçmişte de bunu yaptın" demek değil!
Kimsenin gözünü filan oymaya niyetim yok yani sevgili okurlarım!
Niyetim, Van'daki şehit cenazesinde bizzat şahit olduğum bu olağanüstü ve son derece olumlu bulduğum değişime mümkün olduğu kadar yeniden ve defalarca dikkat çekmek! Ve tabii en önemlisi, o günün şartlarında Tuncer ailesine bu nahoş tavrı sergileyen ya da sergilemek zorunda bırakılan Başbuğ ve eşi hanımefendiye mümkünse, "Bir özür borçlusunuz bu insanlara" çağrısında bulunabilmek!
Tabii bu arada söz konusu yazıdan sonra, Genelkurmay'ın gerek başörtüsü, gerekse özgürlükler ve Kürt meselesindeki bu ılımlı yaklaşımını, "Strateji" ya da "Konjonktürel davranıp sadece oynanması gereken rolü oynama" olarak değerlendirenler de oldu.
Buna bağlı olarak, İlker Başbuğ'un ve genel olarak TSK'nın çizgisinin özellikle özgürlükler ve eşitlikler konusunda katiyen değişime açık olmadığını savunanlar da...
Bilemiyorum. Belki de bu eleştirileri yapanlar haklı çıkacak gelecekte. Belki de İlker Başbuğ başkanlığındaki Genelkurmay, başlattığı bu özgürlük açılımlarında geri adım atacak. "İstemezükçülerin" ya da, bu ülkenin gerçekten çağdaşlaşması durumunda siyaseten rantını kaybedeceklerin, "Sen bir vatan hainisin!" baskılarına boyun eğecek ve sinecek!
Ama ben bütün bunları düşünmek istemiyorum şimdi…”

Başörtüsü yüzünden çok kızımız ve ailesi büyük acılar çekti, mağduriyetler yaşandı. Anlaşılan bu ülkede bir süre daha, insanların özgürlükçü mü, yasakçı mı, başörtüsü üzerinden İslam düşmanlığı yapan mı, yoksa “öküz altında buzağı arayan birisi mi, olduğunu anlamamız için “başörtüsü/türban” konusundaki düşüncesini öğrenmemiz yeterli olacaktır.

gumuslale@gmail.com

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.