Wikileaks'ten Deniz Feneri de Çıktı

Recep KOÇAK

1998 yılında kurulan Deniz Feneri Derneği kısa sürede bir yardım modeli oluşturdu. Türkiye’nin bütün bölgelerine ulaşan derneğin kayıtlarında 550 bin aile yer alıyor.

Deniz Feneri yurtdışında, halen yardımlara devam ettiği Somali ile birlikte 48 ülkeye yardım ulaştırmış dev bir organizasyonun adı.

2011 itibariyle bağışçı sayısı 1 milyonu aşmış bulunuyor. Gönüllü sayısı ise 60 binin üzerinde.

Ankara’da devam eden Almanya Deniz Feneri e.V ile ilgili soruşturma Türkiye’nin gündemindeki önemli yerini korurken dünyayı sarsan ve ülkeler arası ilişkileri ciddi anlamda etkileyen Wikileaks belgeleri arasından Deniz Feneri de çıktı.

Belgelerde, ABD Ankara Büyükelçiliği'nin Deniz Feneri Derneği hakkında yazdığı "hizmete özel" bir bilgi notu yer alıyor.

2006 yılına ait telgraf  "İslamcı Yardım Kuruluşu Türkiye'nin En Yoksul 350 bin Kişisine Ulaştı" başlığını taşıyor.

"Kısa tarihinde İstanbul kökenli bir hükümet dışı yardım kuruluşu olan Deniz Feneri, onu ülkenin en büyük yardım kuruluşlarından biri haline getiren, yaklaşık 350 bin muhtaç aileye yardım sağladı. İyi yağlanmış bir makine gibi geniş bir gönüllü ağıyla, otomatiğe bağlanmış bir izleme sistemi, kusursuz depolar ve bağışlanan malların oluşturduğu büyük bir envanteri var" denildi.

Belgenin hazırlandığı tarih itibarıyla Deniz Feneri'nin sadece sekiz yıl önce, 1998 yılında bir televizyon yapımcısı olan Uğur Aslan tarafından kurulduğunu, organizasyonun 2006 yılında Türkiye çapında yaklaşık 100 milyon Dolar yardımda bulunduğunu belirten ABD yetkilileri telgraflarına şöyle devam ediyorlar:

"Ankara, İstanbul, İzmir ve Erzurum'daki bürolarıyla Deniz Feneri, yaklaşık 350 bin aileye yardım sağlamak üzere bir ihtiyaç değerlendirme veri tabanı kullanıyor. Ankara şubesi 15 komşu kente hizmet ediyor ve organizasyon gelecekte Adana ve Samsun'da bürolar açmayı umuyor. Deniz Feneri 350 profesyonel kadroya sahip ve 35 bin dolayında geniş bir gönüllü ağı var."

Deniz Feneri Ankara yöneticisi Mevlüt Koca'nın organizasyonun kendilerine bakamayacak durumda bulunanlara yardım etme önceliğini bulunduğu, özellikle yaşlı, hasta ve dullara yardım ettikleri sözlerine yer veren ABD Büyükelçiliği telgrafında, "Koca, bize Deniz Feneri'nin ISO 9000 sertifikalı olduğunu anlattı ve ışıldayan Ankara tesisleri bunun bir kanıtı.

Organizasyonun üniformalı kadrosunun tek tek hazırladıkları gıda ve giyecek paketleri dışında aşevinde yemek yenebilir. Her paket, kimin neden aldığı izleyecek bir barkodla etiketleniyor. Gönüllüler malları yardımı alacaklara ulaştırıyor ve iki taraf bir iç kontrol olarak imza atıyor. Koca, tüm şubelerin online bir sistemle birbirlerinin envanterini görebileceklerini belirtiyor. Bu ihtiyaç olduğunda mal satın almaktansa bir şubeden diğerine gönderilmesini sağlıyor" denildi.

Belgelere yansıdığı haliyle bile göz kamaştırdığı ve bir takım çevrelerin uykusunu kaçırdığı anlaşılıyor.

Zira günümüz dünyasında ülkeler arası rekabet ve mücadelede artık konvansiyonel silahların yanında, ‘yumuşak güç’ olarak tanımlanan Sivil Toplum Kuruluşları da büyük önem taşıyor.

Özellikle de 2005 yılı sonrasında AB uyum yasaları çerçevesinde dernekler yasası değişti, yardım kuruluşlarının hareket kabiliyeti arttı. Bu düzenleme sonrası bütün coğrafyalarda -tabiri caizse- iyilik destanı yazan Türkiye merkezli yardım kuruluşları ülkemizin itibar grafiğinin yükselmesinde mühim bir rol üstlendi.

Başını Deniz Feneri’nin çektiği bir grup Türkiye kökenli yardım kuruluşu Pakistan’dan Haiti’ye, Somali’den Makedonya’ya kadar geniş bir alanda varlık gösterdi, hayırseverlerimizin emanetlerini yerine ulaştırdı.

Deniz Feneri’nin ABD Büyükelçiliği tarafından dikkatle gözlemlendiği ve oluşturulan sistemin can alıcı özeliklerinin merkezlerine rapor edildiği anlaşılıyor.

Deniz Feneri yardım sisteminin belgelere yansıtılan özellikleri bile dostların göğsünü kabartacak, düşmanları ise çatlatacak nitelikte.

Ülkemizde isimlerinin başına “muhafazakâr” sıfatı eklendiğinde bu nitelemeyi gönül rahatlığıyla kabul eden, hatta bu yönleriyle müftehir çoğu köşe yazarının Deniz Feneri’ni ecnebiler kadar da olsa merak etmemiş ve gazetelerindeki köşelere, yapılan destansı faaliyetleri taşıyamamış olmaları hem düşündürücü hem de acıdır.

1 Eylül 2008 tarihinde Almanya Deniz Feneri e.V ile ilgili mahkeme süreci başlar başlamaz çok sayıda kanaat önderini, gazete ve televizyonların üst düzey yöneticilerini ziyaret ederek bilgilendiren Türkiye Deniz Feneri yönetimi, şaşırtıcı tecrübeler yaşadı.

Söz konusu ziyaretler sırasında muhataplarını dinleyip, “Sizi anladım, iftiraya uğradığınızı biliyorum, sesinizin duyurulması için elimden geleni yapacağım” diyenlerin yanında, işin aslını bilmediği halde öğrenme niyeti de sergilemeyenlerle karşılaşıldı.

Önemli bir gazetenin şöhretli bir yazarı, “Deniz Feneri konusunu epeyce bir süreden beri düşünüyorum, bulabildiğim tek çözüm derneğin kapatılmasıdır!’” diyor. Dernek yönetiminin, “Deniz Feneri’ni hangi suçumuz sebebiyle kapatalım?” sorusu ve itirazı üzerine, “Bari isim değişikliğine gidin!” sözleriyle adeta pazarlığı sürdürüyor.

Misafirlerin, “Milyonlarca insana umut ışığı olmuş bir yardım kuruluşu linç ediliyor. Bizim bütün işlerimiz ve hesaplarımız kayıt altında ve sürekli denetleniyor. Veremeyeceğimiz hiçbir hesabımız yok. Neden isim değiştirelim ki?” itirazı üzerine ünlü yazar, yeni “parlak öneriler” yapmaktan vazgeçiyor.

Şöhretli yazarımız Deniz Feneri yönetimini uğurlarken, “Buraya kadar gelmişsiniz bari bir yazı yazayım sizinle ilgili” diyor ama aradan geçen yaklaşık üç yıla rağmen henüz tek bir satır yazmıyor.

Neden acaba?

Wikileaks belgelerine yansıyan ABD Büyükelçiliği görevlilerinin notları, Deniz Feneri’yle ilgili olarak -büyük ölçüde- doğru tespitler içeriyor.

Deniz Feneri’ni “bizim mahalle”nin yazarlarına anlatması için yurtdışından ecnebi uzmanlar mı getirmeli?

Şu günlerde çoluk çocuk, bilen bilmeyen nice değerlendirmeci Deniz Feneri’ne akıl verme gayretinde.

Deniz Feneri’nin kapısını bir kere çalmamış olanlar, derneğin önünden bir defacık geçmemiş olmakla övünenler, kalemini mazlumun hakkını savunmak için bir kerecik oynatmayanlar, iş akıl vermeye gelince fazlaca bonkörler.

Akıl vermek için sıraya girenlere “başka kapıya!” demek en uygun tavır olsa gerek.

Bir de Deniz Feneri’ne “kapanmış”, “bitmiş”, “düşmüş” muamelesi yapmaya yeltenenlere şu notu iletelim:

Deniz Feneri son dönemde ayda ortalama 10.000 (on bin) kişiye yardım ulaştırıyor.

Allah, hayırseverlerin ve yardım kuruluşlarının yokluğunu vermesin, bu kuruluşlara muhtaç da etmesin.

gumuslale@gmail.com

 

 

  

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.