Yahudi ve Ermeni “Türk” Güzellik Kraliçeleri

xxx43

1923'te Cumhuriyet ilan edildiği zaman, Dolmabahçe sarayında, Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmiş bir Halife oturuyordu. Teşkilatı Esasiye Kanunu'nun ikinci maddesinde de "Devletin dini, Din-i İslâm'dır" yazılıydı. Kabinede sarıklı bir Şer'iye Bakanı vardı.

Böyle bir ortam içinde Müslüman bir kadının veya kızın soyunup dökünerek, mayo giyerek, Türkiye ve dünya güzellik kraliçesi seçimine katılması düşünülebilecek bir şey değildi.

1938'e, Mustafa KemalPaşa'nın ölümüne (veya sinsice öldürülmesine) kadar geçen 15 yıl içinde de, kadınların açılması çığırını yüzde doksan:

Musevîler.

Sabataycılar.

Diğer Kripto Yahudiler.

Kripto Ermeniler.

Levantenler açmışlardı.

Bunların bazıları Türk-Osmanlı-İslâm isimleri taşıyordu.

Aradan seksen küsur yıl geçti, Müslüman kadınların yarıdan fazlası hâlâ tesettürlüdür.

Tesettüre karşı direnenler, tesettürlü üniversite talebelerinin tahsil yapmasına mâni olanlar, Müslümanların temel hak ve hürriyetlerini çiğneyenler yüzde 90 Kriptodur, Dönmedir.

İran'da Şahlık cahiliyeti zamanında da bir kısım kadınlar açılmışlardı. Kadın erkek balolar yapılıyor, plajlarda denize giriliyor, içki içilip dans ediliyordu.

Sonra Şah rejimi çöktü, Şiî İslâm rejimi kuruldu. Ülkedeki Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, yerli, yabancı, turist, kordiplomatik mensubu bütün kadınların ve yetişkin kızların başlarını örtmeleri mecburî oldu. Şu anda İran'da hiçbir kadın başı açık gezemez, güzellik kraliçeliği seçimlerine katılamaz, yabancı erkeklerin kolunda ve kucağında dans edemez.

*(İkinci yazı)

HOLİGANLAŞAN MEDYA VE TOPLUM

YAZILARIMI iktibas eden bir internet sitesinde günde 250 civarında tıklanıyorum...Az veya çok, önemi yok... Bundan bir buçuk yıl önce birisiyle bendeniz arasında mecburen, kerhen bir polemik olmuştu. O yazım o internet sitesinde kaç kere tıklandı biliyor musunuz? Beş bin küsur kere!..

Türk medyası, nâdir istisnâlar dışında, bir doğru haberler, ciddî yorumlar, analizler, aydınlatmalar, bilgilendirmeler, seviyeli tartışma ve müzakereler medyası olmaktan çıkmış;

Polemikler,

Verip veriştirmeler,

Tencere dibin kara,

Seninki benimkinden kara,

Müşâteme (sövüp sayma),

Karalama,

Kavga medyası haline gelmiştir. Halk da, bu tesirli=etkili medyaya uymuş, ona benzemiştir.

Diyelim ki, yazılarımın çok okunmasını, şöhret-i kâzibeme şöhret katılmasını, çok sayıda insanın benden bahs etmesini istiyorum. Bunu en kolay, en çabuk, en ucuz nasıl yapabilirim?

Alırım kalemi elime, şangırtısı, gürültüsü, yankısı büyük olacak bir çatma, kavga, karalama yazısı kaleme alırım. Dişime göre birini bulurum, ona ağır, insafsız, seviyesiz şekilde saldırırım.

Bu yazı yayınlandıktan sonra reklâmı bedava yapılır. "Şevket Eygi'nin tokat gibi yazısı..."

Filanca da boş durmaz tabiî, bir veya iki gün sonra o da başımdan aşağıya kova kova çamur döken bir cevap yazar. "Filancanın Eygi'ye şamar gibi yazısı..."

Bendenizin ve muarızım Filancanın tıklanması bazen yirmi, hattâ yüz misli artar. Herkes bizden bahs eder. Okunma katsayımız katlandıkça katlanır.

Faydalı konulara merak etmeyen büyük sayıda vatandaş tıklayarak bu yazıları okur.

Eygi herifi yerin dibine soktu!.. Yooo öyle deme, Herif Eygi'yi perişan etti... Kâzım Nami bey, haberin yok mu, Eygi ile Feşmekan arasında dehşetli bir polemik başladı, havada küfürler, en ağır hakaretler uçuşuyor, aman kaçırma takip et.

Medya olarak, halk olarak maalesef kısır bir döngü içine girmiş bulunuyoruz.

Dedikodulara, hakaretlere, mahalle kavgalarına (sadece mahalle baskısı değil, onun yanında mahalle kavgaları da var...), şamataya, müşâtemeye (karşılıklı sövüşmeye), polemiğe, garip esrarlı hadiselere bayılıyoruz. Ahlâk ve fazilet bakımından çok kötü bir durumdur bu.

Balık tutan kedi, şarkı söyleyip dans eden at, timsah (küçük bir timsah olmalı) yutan yılan, aslanları kaçıran su aygırı gibi resimli haberler tıklanma rekorları kırıyor.

Ciddî, seviyeli, vasıflı yazılar, tahliller (analizler), makaleler, uyarılar, araştırmalar pek okunmuyor.

Holiganlık sadece futbol konusunda değil. Her konuda az veya çok holiganlaşmış vaziyetteyiz.

Bayağılık, pespâyelik kol geziyor.

Halkını en fazla bilgilendiren, aydınlatan, uyaran, iyiye ve doğruya yönlendiren medya Japon medyasıymış... Keşke bizimki de öyle olsa.

* (Üçüncü yazı)

ONLARIN DİNİ İMANI PARADIR

(Bu yazı ile herkesi kasd etmiyorum. Anlattığım gibi olanlarla ilgilidir...)

NAMAZMIŞ, oruçmuş, ihlâsmış, ahlâk ve faziletmiş onları fazla ilgilendirmez. Onların dini imanı paradır, maddî menfaattir.

Âhirete iman etmiş görünürler ama akılları fikirleri dünyadadır.

Zikirleri rant rant ranttır.

İslâm, Kur'ân, Sünnet, Şeriat ribayı haram mı kılmış, onlar bir çaresini bulur, şeytanî fetvalar alır, ribaya bulaşırlar.

Kur'ân ve Sünnet lüksü, israfı, şatafatı kesin şekilde yasaklamış ama onlar "Müslümana her şeyin en iyisi layıktır" deyip Nemrud ve Firavun gibi lüks ve sefahate gark olurlar.

Kur'ânda Cenâb-ı Hak "Yiyiniz içiniz, lâkin israf etmeyiniz" buyuruyor. Onlar doyduktan sonra da yerler yerler yerler.

Nice Müslüman açlıktan kıvranırken onlar tokluk ve mide şişkinliği çilesi çekerler.

Bin kere ben derler, bir kere biz demezler.

Kimisinin cep telefonu inci mercan kaplıdır ama kitap okumazlar.

Şeddadî lüks bir otomobile büyük bir servet öderler, evlerinde orijinal bir Hilye yoktur.

Kendilerini uyanık sanırlar, oysa gaflet gayyalarındadır onlar.