Yargıda keyfiliğe paydos

xxx78

Yargınızın nasıl olmasını istersiniz? Bağımsız mı, tarafsız mı? Yargı 'bağımsız' olduğunda Ergenekon sanıklarına karşı mülâyim davranıyor, rütbeli sanıklar için verilmiş tutuklama kararını tutuksuz yargılamaya dönüştürüyor; 'tarafsız' olduğunda ise 'şüpheli kişiler' hakkında rütbesine bakmaksızın karar veriyor, Orgeneralleri de cezaevine gönderebiliyor... Yeniden tutuklama yolunu açanlar bu defa başsavcı tarafından görevden alınıyor...

Bu hafta yaşadığımız gerçek bu... Geçen hafta, 1 Nisan günü, 'nöbetçi mahkeme' olarak görev yapan bir yargıç, avukatlarının 'tutuksuz yargılanma' talebinde bulunduğu 21 Ergenekon şüphelisini, 'kuvvetli suç işlediği şüphesi yok' gerekçesiyle serbest bırakmıştı; önceki gün ve dün savcıların yaptığı itirazlar üzerine, aynı mahkemenin başka yargıçları, 21 şüphelinin hepsi hakkındaki 'tahliye' kararını kaldırdı.

Yeni kararda şu gerekçe yer alıyor: "Hakimin yasa ile çerçevesi çizilmiş, takdir hakkının kullanılması şeklinde ortaya çıkan tutuklama ve tahliye kararlarında, bu takdir hakkı sınırsız, sorumsuz ve keyfi kullanılamaz."

Tahliye kararını veren yargıç, generalleri tutuklayan yargıçların o kararı 'keyfi' aldığı iddiasındaydı oysa...

Akıl alır gibi değil, ama gerçek: Türkiye'de yargı adamına göre çalışıyor. Ergenekon gibi herkesin değişik sebeplerle yakından izlediği bir davada bile 'kısa devre' yaptırarak sonuç almak isteyen 'yargıç' çıkabiliyor...

Olayı yakından izleyen bir gözlemci olarak şu kadarını söyleyebilirim: Bu ülkede tutuklamada ısrarlı savcılarla onların istekleri istikametinde karar alan yargıçlara işten el çektirilebilir; buna karşılık meslektaşlarının 'keyfi' karar almakla suçladığı yargıç taltif edilebilir... Bunlar olmuyorsa, kamuoyu hazır olmadığı için...

Bu kanaate nasıl ulaştığımı da anlatayım: Tahliye kararı veren yargıcın 'nöbetçi mahkeme' sırası gelmek üzereyken, Silivri'deki davasını yakından izleyen gazeteci Şamil Tayyar, "Göreceksiniz, onun nöbetçilik döneminde birbiri ardına tahliye kararları çıkacak" iddiasında bulunmuştu. Seslendirilen bu vahim iddiaya rağmen gerçekleşti tahliyeler...

Tahliye kararını iptal ettirmek isteyen savcıları da başsavcı görevden aldı.

Bütün bunlar HSYK'nın gözleri önünde gerçekleşti.

Yargıçlarımızın olağanüstü hassas oldukları bir konu da kendilerinin 'davacı' oldukları davalar: Nazlı Ilıcak bir yazısında siyasi haberler gündeminden adı eksilmeyen bir yargıç hakkında 'işgüzar' sıfatını kullandığı için 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı; beş yıl içerisinde benzer bir suçtan mahkum olursa o cezasını da çekecek...

Son karar vesilesiyle yargıçların 'davacı' oldukları başka 'hakaret' davalarının varlığından da haberdar olduk; yazarlar, kanaat önderleri, sanatçılar 'hakarete uğradıkları' iddiasıyla mahkemeye başvurduklarında kendilerine en galiz küfürlere bile hoşgörü ile bakmaları tavsiye edilirken, savcılar ve yargıçların hedef olduğu basit suçlamalar bile 'hakaret' davası konusu yapılıp yüksek cezalara hükmedilebiliyor.

Daha girişten "Yargıçlarınızın bağımsız mı, tarafsız mı olmasını tercih edersiniz?" sormamın sebebi de bu işte. 'Bağımsız' sözcüğünü ağzı dolu dolu kullananlar 'tarafsız' sözcüğüne ters bakıyorlar hukuk dünyasında ve kararlarının tartışılmasını bile istemiyorlar; verdikleri kararlar arasında aleni çelişki olsa da...

Kusura bakılmasın, ama böyle bir hukuk anlayışı ve kişiye göre işleyen adalet mekanizmasıyla 21. yüzyılı başımız dik çıkarmamız mümkün değil.