Yarım Yamalak Müslümanlarla Köy Olmaz, Kasaba Olmaz!

xxx43

Lütfen sayacağım sıfatlara ve özelliklere dikkat buyurmanızı istirham ederim:

(1) Vasıflı Müslüman.

(2) Güçlü Müslüman.

(3) Olgun Müslüman.

(4) Allah ile olan bütün işlerinde ihlaslı Müslüman.

(5) Yaratıklarla olan işlerinde adaletli Müslüman.

(6) Adalete aykırı düşmeyen hallerde şefkatli ve merhametli Müslüman.

(7) Hikmetli (bilge) Müslüman.

(8) Biatli ve intisablı Müslüman.

(9) Temiz ve şeffaf Müslüman.

(10) Doğru ve dürüst Müslüman.

(11) Üstün Müslüman.

Evet, numaralı maddeler halinde yazdım, on bir adet sıfat ve özellik...

İşte Türkiye Müslümanları yeterli sayıda (yeterli kelimesinin altını bin kere çiziniz) sayıda böyle Müslümanlar yetiştiremezlerse kurtulmaları mümkün değildir.

Ağır bir cümle sarf etmeme izin veriniz:

Bugünkü Müslümanlarla köy olmaz kasaba olmaz...

Elbette, istisnaî olarak böyle üstün Müslümanlar vardır ama hem sayıları çok yetersizdir, hem de zaten onlara bir iş ve hizmet verilmez.

İstirham ediyorum:

Yukarıdaki on bir sıfat ve özelliğe sahip kimseler, tenkitlerimden alınmasınlar. Onları kasd etmiyorum ki... Türkiye'deki Muhammed (aleyhissalatü vesselam) Ümmeti yeterli sayıda böyle Müslümanlar yetiştirmezlerse daima zulme uğramaya, ezilmeye, sömürülmeye, darbelenmeye, esarete mahkum olacaklardır.

Ya emperyalist dış güçler onları sömürecektir.

Yahut içteki işbirlikçiler.

Yukarıda çok açık ve seçik şekilde saydığım vasıflı Müslümanlar, önce neler yapmazlar onları sayayım:

1. Yalan söylemezler.

2. Halkı aldatmazlar.

3. Emanetlere hıyanet etmezler.

4. Ehil olmadıkları emanetleri (işleri, vazifeleri, memuriyetleri, makam ve mevkileri, vekaletleri, unvanları) almazlar, kabul etmezler.

5. Para ve mal ile ilgili bulaşık, şaibeli işlere kesinlikle karışmazlar.

6. Nepotizm (yakınları, akrabaları, dostları kayırmak) yapmazlar.

7. Paraya, mala, zenginliğe tapmazlar.

8. Onlar âdildir.

9. Kendileri, ana babaları, kardeşleri aleyhinde de olsa adaletten sapmazlar, doğru şahitlik yaparlar.

10. Gerçek intisablı ve biatlı oldukları için nefislerini, beşerî ihtiraslarını dizginlemişlerdir.

11. İşleri istişare (danışma) ile hallederler. Herkese danışmazlar, ehil ve mu'temen olan kimselere danışırlar.

12. Fitne ve fesat çıkartmazlar.

13. Haram ve şüpheli şey kazanmazlar, yemezler.

14. Onların inançları ve fikirleri doğrudur, işleri ve aksiyonları iyidir, her hususları güzeldir.

Efendim, Müslümanlar birleşmezmiş. Evet birleşmezler ama hangi Müslümanlar birleşmez? Nâkıs (eksik) olanlar birleşmez. Benim yukarıda saymış olduğum 11 sıfat ve özelliğe sahip Müslümanlar birleşir. Birleşmek için bu 11 sıfat lazımdır.

Türkiye'nin kurtulması için temizlik ve şeffaflık şarttır.

Türkiye'nin uluslararası temizlik ve şeffaflık notu bugünkü kırık 4'ten 7'ye yükselmedikçe bu memleket iflâh olmaz.

Yarım yamalak Müslümanlarla kurtuluş olmaz.

Yarı mühtediler hem hizmet eder görünür, hem malı götürür.

Sayılan 11 sıfata sahip olup da yağcılık, yalakalık, meddahlık, dalkavukluk yapmak mümkün müdür?

Müslüman, böyle bir devirde mutlakta muhalif olacaktır. Lakin yapıcı, olumlu bir muhalefet; yıkıcı, tahripkâr, nefsanî değil...

Cayır cayır haram yeniyor ve Müslüman susuyor.

Fitne fesat, fısk fücur, günah isyan ayyuka çıkmış, Müslümanın aldırdığı yok.

Allah'ın ve Peygamberin mutlaka yap dedikleri yapılmıyor, yapma dedikleri açıkça ve küstahça işleniyor ve Müslüman tınmıyor.

Haram yemek yaygın hale gelmiş. Müslümanlar bu kötülüğe karşı nehy-i münker vazifesini hakkıyla yapmıyor.

Elbette kurtulamazlar.

Elbette başları belâdan sâlim kalmaz.

Elbette zilletten zillete, esaretten esarete, rezaletten rezalete mâruz kalırlar.

Hazret-i Ömerü'l-Faruk hutbeye kalkmış, söze başlamasına fırsat vermeden Ashab-ı Kiram efendilerimizden biri (radıyallahu anhüm ecmain) haykırmış:

-Ey Ömer sen önce sırtındaki yeni elbisenin hesabını ver. Ganimet mallardan senin hissene düşen kumaş ile bu elbise dikilemezdi.

Ömer celallenmemiş ve sakin bir şekilde:

-Evet dediğin doğrudur, lakin oğlumun payına düşen parçayı da ben aldım ve bu elbise öyle dikildi demiş...

Hazret-i Ömer edebiyatını bırakalım da Ömer gibi, Ömer'in arkadaşları gibi olalım.Edebiyat bizi kurtarmaz, iş önemlidir.

Ne diyordum? Ya yukarıda saydığım 11 sıfat ve özellik, bilhassa istikamet (doğruluk dürüstlük) yahut rezalet, zillet, esaret, kepazelik içinde sürünmek.

Seçim bize ait...

* (İkinci yazı)

Tasavvuf ve tarikatlar

Tasavvuf ve tarikat elden gidince işte böyle olur. Ne mi olur? Dinî hayatta yozlaşma başlar... Tasavvuf ve tarikatın elden gitmesi en fazla Şeriat'a zarar verir...

Tasavvuf ne demektir?

Mevlânâ demektir.

Şah Muhammed Bahaüddin Nakşibend demektir.

Abdülkadir Geylanî demektir.

Muhyiddin Arabî demektir.

Diğer bütün pîran demektir.

Onlar mâneviyat güneşleridir.

Yasaklanmadan önce tarikat ve tasavvuf hayatında bozukluklar görülüyormuş. Bu ididayı kabul ediyorum. Lakin, tasavvufun ve tarikatların yasaklanmasını kabul etmiyorum.

Tasavvuf İslâm'ın bir boyutudur. Ahlâk, fazilet, irfan, mürüvvet, fütüvvet, bilgelik boyutudur. Onlar işte bu boyutu baltaladılar.

Tasavvuf ve tarikat gidince ruh da gitti.

Büsbütün gitmedi ama denetim gitti.

Meşihat-ı İslâmiye makamında (Şeyhülislâmlık dairesinde) "Meclis-i Meşâyih" (Şeyhler meclisi) vardı. Dergahları, tekkeleri, zaviyeleri, şeyhleri kontrol ediyordu. Bu kontrol, Şeriatın Tarikatı kontrolüydü, işte bu kalktı.

Mevlânâ'sız, Hacı Bayram Velî'siz, Akşemseddin'siz, Şabanı Velî'siz, Sezaî-i Gülşenî'siz, Merkez Efendi'siz, Sünbül Efendi'siz Anadolu mânen ayakta kalabilir mi?

Aşk, şevk, ihlâs, muhabbet, zühd İslâm'ın temel ahlâkî değerlerindendir. Bunlar tasavvufla güçlendirilir.

Gerçek sûfî haram yemez, rüşvet alıp vermez, gıybet etmez, dünyaya tapmaz, parayı din iman haline getirmez, nefsini başı boş bırakmaz, lüks ve aşırı tüketime kapılmaz, riyaset hırsına mağlup olmaz.

Tasavvuf ve tarikat merasimden, eski tâbirle ism ve resmden ibaret değildir. Hırka ve tac değildir. Tasavvuf yüksek İslâm ahlâkı ve yüksek karakter demektir.

Sûfî kurt değildir, melek hasletlidir.

Sûfî sövene dilsiz, dövene elsizdir.

Sûfînin bir eli âsümana açıktır, öbür elinden zemine, insanlık âlemine feyz saçar.

Ah, her şeyi yıktılar, mahv ettiler. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Serbest bıraksalar da...

Türkçe (Osmanlıca), Arapça, Farsça kitap yazacak Efendileri nereden bulacaksın?

Şeyh Galib nerede?

Dede Efendi nerede?

Amiş Efendi...

Nerede Abdülhakim Arvasî?

Şeyh Erbilli Es'ad Efendi...

Tarikat ve tasavvuf kemâli, fazileti, hikmeti temsil eder.

Tarikat Derviş Yunus'tur.

Tarikat, şeyhinin dergahına kırk yıl odun taşımak ve bu kırk yıl içinde bir tek eğri odun getirmemek demektir.

İnsanlık âleminde kötülükler, noksanlıklar, ahlâk zaafları, nefsanî ihtiraslar hiç eksik olmaz. Tasavvuf ve tarikat bunları azaltır, dizginler, asgarî (en az) seviyeye indirir.

Şarlatanlar, şarlatanlar, şarlatanlar!.. Yaygara kopartmayınız, susunuz... Tarikat uçmak değildir, ayağını zemine sıkı basmaktır.Şeriat namazı dosdoğru kılmak, cemaate devam etmek, orucu hakkıyla tutmak, zekatı vermek, nefs ile büyük cihad yapmak, dünya dükkânını yağmaya vermek demektir.

Ne konuşup duruyorsunuz? Tasavvufsuz ve tarikatsız şu halimize bakınız. Şu fesad-ı ahlâka bakınız... İslâmcıların şu ahval-ı perişanına bakınız.

Türkiye'yi bırakınız, Arabistan'a bakınız.

Ben elbette gerçek tarikatı isteyen ve arayan bir Müslümanım.

Elbette holding veya anonim şirket gibi tarikat istemem.

Tasavvuf ve tarikat dünya menfaatine, nefsanî ihtiraslara, süflî çekişmelere âlet edilemez.

Mevlânâ Celalüddin Rûmî, kaddesallahu sirrehüssami hazretleri vekilharcına sorarmış: "Bugün evde ne var?.." Her şey var, hiçbir eksik yok cevabını alırsa "Eyvah!.. Evim Fir'avun evine dönmüş..." diyerek eseflenirmiş. "Evde bir şey yok..." cevabını alırsa "Oh!.. Evim peygamber evine benzedi..." dermiş.

Tasavvuf gösteriş ve tantana değildir, budur.

Bu azgın, bu çılgın, bu yerinde duramayan, bu bin türlü beşerî ihtirasla çırpınan, çeşit çeşit şehvetlere uyan bu azmış toplumu tasavvuf ve tarikat zapt etmeye, islâmî bir disiplin içine sokmaya çalışıyordu.

Artık çok geç. Konya'da Mevlânâ dergâhını açsalar, posta oturtacakları icazetli bir mürşid-i kâmil bulabilecekler mi?