YAYINCI OLMAK MI ZOR, YAZAR OLMAK MI?

Fatma Ç. KABADAYI

Yıllardır yayın dünyasının içindeyim. Bu süreçte öğrendiğim, artık sözlüğümün en başındaki kelimeler beynimde dolaşır durur. Sadece benim mi? Bu uğurda emek harcayan herkesin sözlüğü kabarık; kitap, yazı, şiir, mizanpaj, makale, deneme, öykü, matbaa, kapak, boyut, kâğıt, dolar, yayıncı…

 

Evet yayıncı… O kadar çok yayınevi tanıdık ki bu camiada, aklınız hayaliniz durur. Gerek çalıştıklarımız, gerekse fuarlarda tanıştıklarımız... Çalışmamıza uygun yayınevi bulmak için her seferinde ayrı bir çabaya düşmenin stresini anlatsam anlayamazsınız. Zaman bizi onlara, onları bize kazandırdı, hepsinin bugünlere gelmemizde iyi ya da kötü katkıları oldu. Kiminin sayesinde ilerledik, kimi bizi geriletti. Fakat muhakkak birçok tecrübe edindik. Yıllar öncesinden tanıştığımız, acemilik günlerimizden kalma bazı yazar dostlarla birlikte büyüdük. Tecrübelerimizi bu yazar dostlarla, aynı zamanda yazarlığa başlayanlarla, yayınevinden ayrılmayı düşünenlerle paylaştık. Kimine yol verdik, kimine yol gösterdik, kimiyle aynı yolda yürüdük.  İnsan zamanla büyüyor ya da büyümüş gibi yapıyor. Ama anladık ki yayınevi açmak çok da zor değil…

“Kimler yayınevi açar?” derseniz ilk madde eserini yayınlatma ve tanıtma aşamasında ya da daha sonrasında yayınevlerinden ağzı yananlar diyebilirim. Hatta yayıncının bir kitabında yayınevleri ile ilgili öyle olumsuz cümleler okuduğumda kendisine “bunları yayınevi açmadan önce yazdınız galiba” diyerek gülümsediğim zaman, ne yazık ki “evet” cevabı almıştım. Oysa bir gün gelip kendisine yapılanları şimdi başkalarına yapacağı aklından bile geçmezdi muhtemelen. Belki de o role bürünmek gerekiyordu. Çünkü her eline kâğıt kalem alan yayınevi kapısına koşup “Kitabımı basın,” diyordu. Her neyse, yayınevi açmayı kitap aşkıyla kavrulurken oradan oraya sürüklenip amacına ulaşamayan elim kalem tutanlara destek olmak isteyenler, para kazanmayı kendine amaç edinenler, emek hırsızlığının diğer hırsızlıktan farklı olduğuna inananlar da yapıyor.

Hangi sebeple açılmış olursa olsun bu kuruluşların ilk amacı insanlara hizmet etmek, yazarla okuru buluşturmak, kültür sanat üzerine elinden geleni yapmak olmalıdır. Sadece ticaret kafası ve biraz parası olanların açacağı yayınevleri yazarı sömürmek ya da okuru kandırmaktan öte gitmez.

Ders kitaplarında karşılaşılan yanlışlar ağlanacak halimize güldürecek cinsten… İnsana dilini, dinini bile yanlış öğretiyor kimisi. Ne demeliyim bilemiyorum.

 

 

Editörlük hizmeti vereceğine, reklamını doğru dürüst yapacağına dair verilen vaatler yeni yazarları kandırmak için birebirdir. Fakat bir zamanlar biz de yeni yazardık ve vaatlere hep inandık. Şimdilerde üstün tiyatro yeteneğimiz ile inanıyor gibi yapıyoruz çünkü yayıncı ya da yazarsanız iki tarafın da birbirine anlayışlı olması gerekiyor. Çünkü yayınevlerinin karşısına da kendini ilk kitapta dünya klasikleri yazarları arasına girdiğini düşünüp havalara giren, kişilik bozukluğu olan, oradan buradan çalıntı paragraflarla, zaten bilindik menkıbe ve hikâyelerin kendi diliyle anlatılmasıyla büyük iş başardığını zanneden, -yazmaz olsaydı- dedirtecek türden yazdıklarıyla yayınevinin başını belaya sokan, kitaplardan çok büyük paralar kazanacağını, her şeyin bir sihirli değnekle muhteşem olacağını, yolda her görenin kendisinden imza isteyeceğini sanan yazarlar da çıkıyor. İki tarafın da “Hep bana” fikrinden vazgeçmesi gerektiği kanısındayım.

 

Ya yazarlık kolay mı? Değil. Bir kere dünyanın en zor işini yapmak zorundasınız. Yazılmayanı yazabilmek için düşünmek, doğru düşünebilmek için çok okumak, çok okuyabilmek için de kendinize zaman ayırmak, birçok güzel ortamdan zaman zaman feragat etmek, bazen ailenizden bazen arkadaşlarınızdan anlayış istemek, ilham beklemek… Yazdıktan sonra editörü, kapağı, sayfa düzeni ile eser yayınlandıktan sonra tanıtımı ile ilgilenmek… Okurlarınızdan gelen güzel tepkilerle sevinirken konuyla alakası olmayan kişilerden dahi eleştiri aldığınızda sabırlı olabilmek… Yayınevinin emir ve yasaklarına uyabilmek.

 

 

Geçen hafta yine iki masal yüzünden birçok kişinin, eğitimcilerin ve ailelerin canı sıkıldı. Çünkü içeriği çocuklara hatta topluma uygun değildi. Herkes birbirini suçladı ama burada yayınevinin dosyayı okumadan, sırf para kazanmak amacıyla bastığı ve okura ulaştırdığı gözden kaçmadı.

İnanın yayınevleri adına da çok üzüldüm, daha önceki eserlerini bilip güvendiğimiz yayınevlerinin başına böyle bir durum gelmesi acı ama kitap basmak o kadar basit değil. Hele de masal… Masal, çocuk psikolojisini bilmeyen biri tarafından yazıldığında hoş karşılayamıyorum. Yirmi sekiz yıldır çocuk gelişimi branşı içinde olan biri olarak ben dahi masal yazarken tedirgin oluyorum. Mili Eğitim Bakanımız olayın kendileriyle ilgili olmadığını, zaten kitapların toplatıldığını açıkladı.  İnsanlar bunları denetleyen kurum yok mu diye isyan etti. Yazarları adına da çok üzüldüm; kimi “çeviri yaptım” dedi “kimi bizim ülkenin masalları değil” dedi. İyi de kardeşim çeviri yaparken içine sindi mi? Nasıl bir sebep yayınlatmana sebep oldu anlam veremiyorum.

Bir zamanlar o yayınevlerinden birine masallarımı yayınlatmak istediğimde bana “Masal basma gibi bir planımız yakın gelecekte yok” demişti.  Ne kadar süre geçtiğini anımsamıyorum ama gelecek de bir gelecek derler ya, demek ki o gün gelmiş ki masal basmışlar. Ne olursa olsun insan üzülüyor. İki taraf için de.

Şunu samimiyetle söylüyorum ki kimin olursa olsun, hangi ödülü alırsa alsın, size uygun olmayan kitapları almayın, ancak böylece eserlerin kalitesini yükseltebiliriz. Bu noktada da yazara ve yayınevine düşen görev hayli sorumluluk isteyen türden…

Bizim her alanda gelişmeye ihtiyacımız var ve gelişim okumakla başlar. Her zaman dediğim gibi “Okumadığım günü yaşanmamış sayarım.” Ya siz?

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.