Yolun sonuna gelindiğini hissetmektir irfan

xxx78

En son ne zaman müzik kaseti almıştınız? CD ve DVD'nin yerini 'Bluray' teknolojisine bırakmak üzere olduğu, ürünlerin dijital ortamda kolayca erişilip çoğaltılabilmesinin sinema ve müzik dünyasını sarstığı günümüzde garip kaçan bir soru bu, biliyorum. Fakat yine de düşünün bakalım en son kaseti ne zaman aldınız?

Müziği sokağa taşıyan 'Walkman' teknolojisinin sahibi Sony bu alanda havlu attı geçen hafta. Artık kasetli veya CD'li 'Walkman' üretmeyecek. Üretse satın alan çıkmayacağı için fazla önemli bir haber değil bu. Her sokak başında açtığı dükkânlarda kaset kiralayarak milyarlarca dolar kazanan Blockbuster firması da iflâsını ilân etmişti; burada yazdığım için biliyorsunuz.

Dilimizde böyle durumları ifade etmek için kullanılan 'miadını doldurmak' gibi güzel bir kavram var. Artık kimse tel maşa saat kullanmıyor meselâ. Ev alacağı veya kiralayacağı zaman insanlar, kaloriferli olmasına bakıyor; kentlerde soba ve mangal dönemi biteli çok oldu. "Eskiden o kadarcık mesafeyi biz yürürdük" diyenlere, bugünün çocukları aval aval bakıyor.

Beş taş oynamıyor çocuklar, imkânı olan PlayStation ve Wii türü elektronik oyunlara ilgi duyuyor. Daktiloyla yazı yazan kaldı mı, bilmiyorum. Bilgisayarlar büyük disket dönemini küçük disketle aşmıştı, şimdilerde 'USB' kullanılıyor, ama onun da miadının dolmasının eli kulağındadır.

İnsanların da bir miadı olduğuna inanırım ben. Devlet memurlar ve çalışanlar için zorunlu bir yaş sınırı getirmiştir bu yüzden; 65 veya bilemediniz 67 yaşında, çalışanlar ve memurlar görevlerinden ayrılırlar. Aklı olan daha henüz yolun ortalarındayken emekliliğini planlıyor günümüz dünyasında; çalışmayı bıraktığı için üzülmek yerine aylaklığın keyfini çıkarmaya veya yaşına uygun sorumluluklar üstlenmeye başlıyor emekliliğiyle birlikte...

Günümüzde iki mesleğin mensupları için emeklilik yaşı belli değil: Politikacılar ve politika yazanlar...

İsmet İnönü ileri yaşına kadar politikayı bırakmamıştı; Bülent Ecevit adlı genç politikacı tarafından koltuğundan edildikten kısa süre sonra hayata da veda etmişti. Celal Bayar 100 yaşıyla hayata 'dalya' dedikten sonra bile politikanın kendisini bıraktığını bir türlü anlayamadı...

Bizim siyasi hayatımızın en garip tecellilerinden biri, ileri yaşında İsmet İnönü'yü koltuğundan eden Bülent Ecevit'in son aylarında yaşananlardır... Hakkında yazılanları okur ve arkasından yapılan konuşmaları dinlerken, "Birisi şuna 'Çekil' dese de azap bitse" diye düşünmüşümdür hep...

'Çekilmek' bizim lügatımızda silik bir sözcüktür; bu sebeple de ihtirasını ileri yaşlara taşıyanları hep aynı kötü âkıbet bekler.

Neden acaba politika yazanlar da makul bir yaş döneminde ya da çağa ters düştüklerini fark ettiklerinde çekilmek bilmezler?

Sorunun bizim ülkemize özel cevapları olduğunu biliyorum: Emeklilik maaşıyla geçinmek zordur, bu yüzden gidebildiği yere kadar yükü taşımak ister insanlar... Kendisini 'vazgeçilmez' sanıp ortalığı çoluk-çocuğa bırakmamak için sonuna kadar ayakta durma çabasına girer bazıları...

Daha da önemli bir sebep şudur: Zaman içerisinde öylesine ilişkilere girmiştir ki, kendisi ayrılmak istese, ilişkide oldukları "Sakın ha" derler ve onu sürekli cepheye sürerler... Bazılarında 'görev aşkı' zaten çok fazladır, cepheyi acemilere bırakmak istemez...

Şoförlük için yaş sınırı koyan ülkelerin sayısı her geçen gün artıyor. Yaş ile sinirlere hakimiyetin, reflekslerin, düşünme ve muhakeme kabiliyetinin yakından ilişkisi olduğu biliniyor. İnsanlar yaşlanınca huysuz ve çekilmez oluyorlar, dünyaya bakışları ve insanlarla ilişkileri olağanüstü değişiyor. Kendini maskara eden de çıkıyor içlerinden...

Bazen nüfusça genç, ama savundukları ilkeler ve sahip oldukları bilgiler bakımından günün hayli gerisinde kalanlar da var; hem politikada hem de politika üzerine yazanlarda... Toplum onları da daha fazla taşımak istemiyor, ama onlar da ortalıktan çekilmek niyetidne değiller...

Onlar da kendilerine yazık ediyorlar.

Hepimiz dünyaya kazık çakmak istiyoruz, ama bunu başaran hiç kimse olmadı bugüne kadar; tam tersine kazık çakacağım derken ele güne rezil olanlarla kaynıyor ortalık. Zamanında çekilmesini, dükkânını kapatmasını, koltuğunu boşaltmasını bilmeyenin âkıbeti gerçekten çok ama çok kötü olabiliyor...

Eskiler "Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli" derlerdi hep; sürekli 'hüsn-ü hâtime' temennisinde bulunurlardı.

Zamanı geldiğinde ortalığı terk etmeyenlerin başına gelenler sonradan onların yerlerini alanlarca bile tam anlaşılmıyorsa, herkesin işi zor demektir.