Yoruldum, dinlenmek istiyorum!..

Muammer YALÇIN

Yoruldum, yoruluyorum, yorulacağım; dinlenemedim, dinlenemiyorum, dinlenemeyeceğim de!

Ben bir memurum ve maişetini temin etmek, aynı zamanda onlara iyi bir gelecek hazırlamak zorunda olduğum bir ailem var. Çalışıyorum, kazandığım bakmakla yükümlü olduğum kişilerin insan olmaları hasebiyle ihtiyaç duydukları şeyleri bile almaya yetmiyor. Bir de buna onların geleceğine dair ihtiyaçlarını karşılamak eklenince iş büsbütün karışıyor.

Ben bir babayım ve vazifem ağır… Çünkü onların benden beklentileri var ve onlar bir toplum içinde yaşıyorlar. Arkadaşları var. Vitrinlerde görüp hayalini kurdukları şeyler var. Yürekleri var…

Ben bir babayım ve vazifem çok ağır… Benim de bir yüreğim var… Akşama kadar çalışıyorum, kazancımı helal ettirebilmek ve çocuklarımın midelerine haram sokmamak için. Akşam da işe gidiyorum… Geleceğe yatırım yapabilmek için. Yetiyor mu? Hayır. Hafta sonu da çalışıyorum. Yoruluyorum. Şimdiye kadar hiç dinlenmedim, yakın gelecekte de dinlenebilme ümidim yok maalesef.

Ama dinlenmek istiyorum, çünkü çocuklarımın babaya; ama sağlıklı bir babaya ihtiyaçları var. Ben kırk beşinde çökmüş bir memurum.

Yasak değil mi bir memurun başka işlerde çalışması? Evet yasak. Peki, bizim verdiğimiz vergileri, bu toprakların yer altı ve yer üstü kaynaklarını çalmak, çırpmak, sefih bir hayat için berhava etmek yasak değil mi? Yasak, ama… Aması ne? Aması şu: Azınlıkların çoğunluğa hükmettiği ülkelerde milleti hâkime, mutlu azınlığa hesap sorması yasak, vesselam.

Bu çok büyük bir laf değil mi yani? Aslında büyük, lakin hakikate bakıldığında durumu ifadeden aciz bir laf; hakikat dağsa bu laf bir fare bile değil.

Bir zamanlar türlü nedenlerle bu ülkeye giriş yapanlar, ev sahiplerinin başköşesinden kalkmamışlar, yetmemiş onları esir almışlar. Devletin derinine yerleşmişler…

Yaşayanlara ettikleri yetmemiş gibi, milleti hakimenin atalarının destan ve destan kahramanlarını süfli emellerine alet etmişler.

Bir zatı “tanrı” edinmişler; lakin ona da saygıları yok. Adını ağızlarından düşürmüyorlar, derneklerine ad olarak veriyorlar sıkılmadan.

Hiç değilse yolsuzluk, arsızlık merkezlerinizin adını onun adıyla birleştirmeyin!

Çok ayıp!

Umum tuvaletlere, kenar mahallelerde avlu duvarlarına sevdiği kızın adını hiç utanmadan yazan eğitimsiz, işsiz serserilerden farkı ne bunların Allah aşkına! İnsan sevdiğine böyle mi yapar?

Anlaşılıyor ki, sizin ne ahlakınız ne de ilkeleriniz var. Siz, sadece size kötü gün(!)ünüzde kucak açanları soymak istiyorsunuz o kadar. İyi de sizin de çocuklarınız var onlara ne diyorsunuz? Yaptıklarınızı onlara nasıl izah ediyorsunuz, doğrusu çok merak ediyorum.

Bu milletin ataları “Ergenokon”dan çıkmak için değil, soylarını sürdürebilmek, çocuklarına kutlu bir devlet hediye edebilmek, ezeli düşmanlarından -kendilerini Ergenokon'a sığınmak zorunda bırakanlardan- hesap sorabilmek için çalışmışlar. Siz “Ergenokon”dan çıkınca kime hesap soracaksınız? Düşmanınız kim? Milleti hakimeyi düşman olarak seçmişseniz eğer, büyük bir yanılgı içindesiniz.

Zira bu millet Çin'i dize getirmiş, Avrupalıları kovboyların sığır sürülerini sürdüğü, kovaladığı gibi kovalamış Avrupa içlerinde. Size teslim olacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Yanlış yapıyorsunuz, yanlışa oynuyorsunuz.

Unutmayın ki maymunun gözü açıldı.

Ben yorgunluktan kurtulamayacağım belki, ama kuvvetle inanıyorum ki, yakın gelecekte siz olmayacaksınız bu ülkede ve benim neslim yorulmayacak. Sadece mesai saatlerinde çalışıp sair zamanlarını çocuklarının mutluluğu için harcayacaklar. Çocuklarıyla vakit geçirecekler. Ve yine inanıyorum ki, devletiyle aralarına koyduğunuz o kirli duvarlar, Berlin Duvarı'ndan daha muhteşem bir gösteriyle yıkılacak. Millet devletini sevecek, devlet adamlarına güvenecek.

Sadece çabuk olmasını istiyorum. Bu benim hakkım olsa gerek…

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.