‘Yumurta var mı, yumurta?’ diye sorunca...

xxx98

Bu yıl açılan Şehir Üniversitesi’ndeydim çarşamba günü.    Konferans salonunda konuşmak için kürsüye çıkınca önce şaka yollu sordum:
“Yumurta var mı, yumurta?..”
Gülüşmeler...
Bazen gençlerle olmak iyi geliyor. Gençlerin duyarlıklarına kulak vermek, neleri sorguladıklarını anlamaya çalışmak, insanın kendi içine dönüp kendini sorgulamasına kapı aralıyor çünkü...
Bir öğrenci sordu:
“İnsanın kendi dışına çıkarak kendine bakabilmesi ne kadar mümkün?”
Güç bir soruydu.
Çünkü, insanın kendi kendisiyle iç hesaplaşması, kendi yaptıklarını sorgulaması kolay olmuyor. Meselenin belki çok fazla düşünmediğimiz bir yanı daha var.
İyi güzel, iç hesaplaşmamızı yapalım da, neye göre yapalım?
Kendi kendimizi sorgularken hangi değerler bize yol göstersin?
Bu soruyu yanıtlamaya çalışırken, benim Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım adını taşıyan kitabım ister istemez misal olarak gündeme geldi.
Ben kendi siyasal geçmişimi sorgularken demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, özgürlükler ya da insanlık gibi değerleri esas almıştım.
Siyasete şiddeti, zoru, silahı ve de askeri karıştırmanın ne büyük bir yanlış olduğunu zaman içinde kavramaya başladığımı anlatmaya çalışmıştım.
Yine bunlardan söz ettim.
Konferans salonunda hem başı örtülü, hem başı açık öğrenciler vardı. Değişim konusundaki güçlüklerle ilgili olarak başörtüsü örneğini verirken, üniversitelerdeki bu utanç verici yasağın fiilen de olsa kalkmaya başlamış olmasının önemine değindim.
‘Değişim’in ve hem kişi hem toplum olarak değişmenin güçlüklerini anlatırken, ‘Kürt sorunu’ndan örnek verdim.
Bir öğrenci, “Özgürlükler için ille de bu kadar kan ve gözyaşı dökülmesi mi gerekiyordu?” diye sordu.
Yanıt elbette hayırdı.
Shakespeare’in “Bütün dünler bugünleri anlatan fenerlerdir“ sözünü anımsatarak dedim ki:
“Elbette kan ve gözyaşı gerekmiyor. Bunun için geçmişten ders alınması lazım. Sanıyorum, artık Kürt sorununda böyle bir noktaya doğru geliniyor. Barış yolunun bundan böyle silahla açılamayacağını, cehennemin yollarında çeyrek yüzyıl yürüdükten sonra galiba anlamaya başladık.”
Başörtülü bir kız öğrenci dedi ki:
“Kürt sorunu fazla karmaşık bir sorun...”
Ben katılmadım bu tespite:
“Bu ülkede, (Kürdüm; benim anadilim Kürtçedir; ben kendi kimliğimi, tarihimi, edebiyatımı kendi anadilimde öğrenmek istiyorum) diyenlere, devletin hayır demesi ve Kürt kimliğini inkâr etmesi ve de buna karşı çıkanların sesini zorla kesmesidir Kürt sorunu özetle...”
Bu yıl 300 öğrenciyle açılan Şehir Üniversitesi’nin konferans salonunda daha çok muhafazakâr, liberal-muhafazakâr ve bir ölçüde liberal esintiler dikkatimi çekti.
Şiddete karşı demokrasiden yana dil hâkimdi. Asker-rejim ilişkisi sorgulanırken, Devlet Denetleme Kurulu, Sayıştay neden orduyu denetlemiyor gibi somut konulara da girildi.
Kürt meselesinde daha çekingen ya da daha çok ‘milliyetçi’ bir söylem su yüzüne vurdu.
Buna karşılık ulusalcılık, Kemalizm konularında -bu arada yumurta eylemleriyle ilgili olarak-  eleştirel çıkışlar vardı gençler arasında...
İlginç bir izlenimden daha söz edebilirim.
Tayyip Erdoğan’a ya da Ak Parti hükümetine yönelik eleştirel dokundurmalar, eleştirel imalar, diyelim ki, muhafazakâr dünyada kabul görmeye başlamış...
Bunun da altını çizerek yazıyı noktalayalım.