Muammer YALÇIN

Muammer YALÇIN

AKLIN REHBERLİĞİNDE GÖNÜL ZENGİNİ İNSANLAR OLMAK

Batı aklın, Doğu da gönlün ülkesi olmuş.

Batı dediysem, güneşin battığı tarafı kastetmedim elbette. Batı, aklın ilahlığını ilan ettiği yerde insanın kendini kaybettiği ülkedir. Ya Doğu? Doğu, aklı hapsedenlerin yurdudur. Gönül dünyasının uçsuzluğunda akılsız yol sürenlerin yurdu.

Doğu duygu ve insani his bakımından ne kadar zenginse Batı da o kadar fakir, zira beyni desiselerin ülkesi hissiyatı kir. Doğunun rehberi kalp, Batı’nınki akıl. Doğu gönül insanı yetiştirme gayretinde Batı aklı kullanma ve gönlü istila etme peşinde koşmuş hep.

Batı insanı, gönlün uçsuzluğu karşısında dehşete düşmüş, Doğulular da aklın sınırlarını bir kafes gibi görüp irkilmiş; sonsuzluğun engin ve serin kucağına kaçmayı yeğlemiş. Oysa akla genişlik, gönle de rehber gerek. Bugün yaşanan savaşların, acımasızlıkların; vurdumduymazlık ve kasabını bekleyen uysal kurbanlık koyun gibi beklemelerin perde arkasında akılla gönlün bir araya gelememesi vardır.

Doğu’nun akla bakışını bütün zamanların en büyük şairlerinden sayılan Fuzuli şu beytinde özetleyiverir: “Ben isterim akıldan delalet / Akıl bana gösterir dalalet” yani ben akıldan rehberlik istiyorum, o bana sapkınlık gösteriyor.

Buna mukabil Batı, on dokuzuncu asırdan itibaren Materyalizm batağına saplanmış duyu organlarıyla algılayamadığı, pozitif bilimler aracılığıyla doğrulayamadığı her şeyi reddetmiştir. Aklın hocalığında dünyaya “tanrıya rağmen” biçim verme sevdasına kapılmıştır. Bu sevda, medeniyet çatışmasını doğurmuştur.

Medeniyetler çatışmasında paylaşılmış yerküre. Taksime razı olmayanlar silahlanma yoluna gitmiş ve ittifaklar kurmuşlar. Hazır olduklarını hissettikleri zaman da sudan bahanelerle rakiplerini yok etme yoluna gitmişler. Sonuç malum: milyonlarca insan ölmüş, belki daha fazlası sakat kalmış; kadınlar dul ve sahipsiz, çocuklar yetim ve öksüz… Cetvellerle çizilmiş haritalar... Toprağa bağlı mensubiyet duyguları allak bullak olmuş insanlar…

Yaşlı dünya bombalarla delik deşik edilmiş; sızlıyor, inliyor için için. Hep İslam yoğun ilkelerle yönetildiği zamanların hasret türkülerini söyleyip avunuyor. Söylenen türküler yaraları azdırmaktan başka işe yaramıyor. Bilim ve teknolojiye insaf gömleği giydirilmezse yeni yakılmış ağıtlar karışacak bu türküler kervanına.

Pek yakında güneş batıdan doğacak, Mesih gelip düzeltecek bütün bozulmuşlukları ve ortadan kaldıracak kokuşmuşlukları. Lakin o gün ne Doğu’nun akıldan uzak gönlü, ne de Batı’nın gönül fakiri aklı işe yarayacak. Ve nihayet kıyamet kopacak. “Amel defterleri açılacak, gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparılacak,

Cehennem alevlendirilip, cennet yaklaştırılacak ve işte o zaman herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.” (Tekvir 10 – 14)

 

 

Muhakkak olan o günün sıkıntısı bugün insanı rahatsız etmiyorsa ne zaman edecek acaba? Eğer ediyorsa niyetler harekete geçmeli, nefsimizi ve neslimizi kurtaracak çalışmalara yönelmeliyiz.

Zira bugün sokak okul, arkadaş hoca olmuş; bir nesil yetişiyor umrandan uzak. Beden semiz, nefis azgın, ruh çiroz. Gıda GDO’lu, hava kirli, içecek kola, insan maymun… Yaşam seküler, inanç bozuk, itaat yok, birey sefil…  Cennet efsane, ibadet ritüel, hayat güzel, kişi perişan…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum