Anladım Dünya Küçükmüş

Elif Öğretmen o gün dersleri biter bitmez, sıklıkla yaptığı gibi soluğu sahaflar çarşısında almıştı. O, öğretmenlikten arta kalan tüm vakitlerini kitaplarla haşır neşir olarak geçirmeye bayılıyordu.

Yeni çıkan bir kitabın edinilip okunması, “mutlaka okumalıyım” diye bir yerlere adını ve yazarını not ettiği, eski kitapların peşinde koşmak onun hayatının en anlamlı serüveni idi.

Elif öğretmen ve kitaplar etle tırnak gibi idi. Tıpkı öğrencileri ile olduğu gibi kitaplarıyla da arasına herhangi bir şeyin girmesi onun en büyük korkusu, hatta kâbusu idi.

O gün eski bir öğrencisi ile haberleşip Cağaloğlu’nda buluşmuşlar, birkaç yeni kitap, mecmua almışlar, sahaflardan da uzun zamandır peşinde olduğu bir kitabı bulmanın sevinciyle Sirkeci İskelesine doğru yürümeye başlamışlardı.

Elif öğretmenin eski öğrencisi Anadolu Yakası’nda oturuyordu. Onu vapura bindirdikten sonra kendisi de otobüsle evine dönecekti.

Vakit ikinde sonrası idi. Güneşin ziyası zayıflamış, gölgeler uzamıştı.

Elif Öğretmen eski öğrencisi Merve ile tatlı tatlı sohbet ederek yürürken 55-60 yaşlarında bir amcanın kendilerine doğru yaklaştığını fark etti. Kendilerine doğru yaklaşmakta olan adam belki de birisine benzetmişti onlardan birini.

Adam yaklaştığında yalnız olmadığı anlaşıldı. Yanında 18-20 yaşlarında bir genç, amcanın bir adım gerisinde mahcup bir eda ile bekliyordu.

Elif Öğretmen, tanımadığı ama kendisine bir şey söyleyeceğini tahmin ettiği amca henüz bir şey söylemeden, yanındaki genç için bir şeyler isteyeceğini aklından geçirdi.

Gün görmüş amcanın Elif Öğretmene bakarak ilk hitabı, “Kızım!” oldu. Bu sıcak ve şefkatli hitaba Elif Öğretmenin cevabı da aynı sıcaklıkta oldu:”Buyurun Amcacığım!”

Adam, sağ tarafında, bir metre kadar geride duran gence bakarak, “Kızım bu delikanlı ile biraz önce tanıştım. İstanbul’a yeni gelmiş. Yanında kalabileceği, onun elinden tutacak bir yakını, tanıdığı yokmuş. İşe ve kalacak yere ihtiyacı var” dedi.

Adamın konuşurken takındığı tavır, ses tonuna yansıyan samimiyet Elif Öğretmenin merakını kamçılamıştı. Acelesi olduğu anlaşılan adam sözlerini bir çırpıda tamamlamış, meramını anlatmıştı:

“Benim adım Ahmet Mert kızım. Bu genç için bir şeyler yapmak isterdim ama benim biraz sonra uçağım kalkacak. Bosna’ya gidiyorum. Oradaki kardeşlerimizin acil ihtiyaçları var. Bende de emanetler var, yerine ulaştırmalıyım.”

Yıllardır görüşemediği öz amcası konuşuyordu sanki Elif Öğretmenin. Öylesine inandırıcı ve içten konuşuyordu.

Ahmet Amca sözlerini tamamlamak üzere iken Elif Öğretmen;”Amca elimizden gelen yaparız İnşaallah” dedi.

Ahmet Amca ayrılırken yine “Kızım” diye başladı ve özetledi yapılmasını istediği şeyleri, “Bu gence kalacak bir yer ayarlayın. O çıkıp İstanbul’a gelmiş, hepimizin misafiri sayılır. Sokakta kalmamalı. Sonra da bir iş bulunması için yardımcı olabilir misiniz?”

Elif Öğretmen’in zihni birkaç dakikalık rüya gibi bu görüşme ile allak bullak olmuştu. Gence bir kez daha baktı. Öğrencisi Merve’ye baktı. Onun yüzünde de tam anlamıyla hayret ve şaşkınlık ifadesi vardı.

Tanımadıkları bir adam, hiç tanımadıkları bir genç için yine hiç tanımadığı başörtülü iki genç hanımdan yardım istiyordu.

Filmlerde bile rastlanmayacak böyle bir tablo özellikle de Elif Öğretmenin öğrencisi Merve’yi sarsmıştı. Dakikalarla sınırlı bu diyaloğun sonunda Elif Hocasının nasıl bir tavır takınacağını merakla izliyordu Merve.

Elif Öğretmen, “Amcacığım, siz uçağınızı kaçırmayın. Ben bu kardeşimize kalacak bir yer temin ederim. İş konusunda kesin söz veremem ama o konuda da çaba  sarf edeceğimden emin olabilirsiniz” dedi.

Merve’nin gözü gayri ihtiyari delikanlıya kaydı. Delikanlının yüzünde hafif bir tebessüm belirmiş, zor duyulan bir ses tonuyla, “Sağol Abla!” demişti.

Ahmet Amca, kendisine hazine bağışlanmış bir bahtiyar insanın mutlu yüz ifadesiyle, “Allah sizden razı olsun kızım. Çok teşekkür ederim” dedi ve hızlı adımlarla uzaklaştı oradan.

Elif Öğretmen öğrencisi Merve ile vedalaştı. Merve vapura binmek üzere iskeleye doğru yürüyüşünü sürdürdü.

Elif Öğretmen ise yanında Ahmet Amcanın emaneti gençle birlikte Gedikpaşa’ya gitti.

Artık gün batmak üzere idi. Terzi Halil Bey karşısında kızını görünce yüzünde güller açtı. Elif Öğretmen yanındaki delikanlıyı babası ile tanıştırdı, gencin durumundan bahisle ona nasıl yardımcı olabiliriz, diye sordu.

Halil Bey, “Kızım sen geç kalma, git. Ben delikanlı için bir çözüm bulurum” diyerek Elif Öğretmeni eve uğurladı.

Elif Öğretmen dükkândan çıkarken delikanlıya, “Allah yardımcın olsun. Rahat ol. Babam size bir iş bulur inşaallah” diye dua ederek ayrıldı.

Halil Bey, kızını uğurladıktan sonra iki çay söyledi ve adının Mehmet ve Adıyamanlı olduğunu öğrendiği gençle koyu sohbete daldı. Mehmet, kalabalık nüfuslu fakir bir aileden geliyordu. Askere gidinceye kadar çalışıp birkaç kuruş biriktirmek, askerlik sonrasında da evlenmek istiyordu.

Halil Bey Mehmet’e kalacak bir yer gösterdikten sonra, “Oğlum, sana uygun bir iş buluncaya kadar burada, yanımda çalışır, bana yardım edersin. O arada da iş aramaya devam ederiz. Merak etme, gün doğmadan ne doğar” diye teselli etti.

Mehmet’in Halil Beyin gösterdiği yerde misafirliği bir müddet devam etti. Sonra bir iş bulundu ona ve askere gidinceye kadar o işte çalıştı.

Mehmet kısa sürede İstanbul’a alışmıştı. İşyerinde çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile dikkat çekti, sevildi. Fırsat buldukça da terzi Halil Beyi ziyaret edip hal hatır sordu.

Askere giderken uğrayıp Halil Beye teşekkür etti, dua ve helallik istedi.

Sonraki yıllarda Adıyamanlı Mehmet, Halil Beyle irtibatı hiç kesmedi. Evlenirken arayıp Halil Amcasını düğüne davet etti. Bayramlarda, kandillerde ve özel günlerde arayıp Halil Beyin duasını almayı ihmal etmedi.

Aradan yıllar geçti. Biz diyelim 10 yıl. Siz deyin 15 yıl.

Elif Öğretmenin kardeşi bir grup arkadaşı ile Bosna’ya gitmişti. Orada kendilerini karşılayıp yardımcı olacak bir tanıdıkları yoktu.

Tevekkül edip çıktılar yola.

Bosna’ya ulaştıktan birkaç gün sonra Elif Öğretmenin telefonu çaldı. Baktı, arayan kardeşi Selim idi. “Abla anlatacaklarıma inanamayacaksın” diyerek başladı sözlerine. Sonra da Bosna’ya varışlarından itibaren yaşadıkları inanılmaz tevafukları anlattı.

Selim bir solukta özetledi arkadaşları ile yaşadıkları güzellikleri:

Saraybosna’daki daha ilk dakikalarında karşılarına bir adam çıkmış, tanışmışlar. Uzun yıllardan beri bir ayağı Bosna’da, bir ayağı İstanbul’da olan bir kişiymiş bu adam. Bizim kalacağımız yeri ayarladı. Bize rehberlik yaptı, Saraybosna’da kendimizi yalnız hissetmedik. Burada sanki kendi evimizdeymişiz gibi, seyahatimiz dolu dolu ve verimli geçiriyor. Bu amca ile konuştukça anlaşıldı ki, yıllar önce İstanbul’da sizin karşınıza çıkan ve Adıyamanlı Mehmet için yardım isteyen Ahmet Mert amcadan başkası değil bu kişi. Mehmet’le ilgili haberleri paylaştım kendisiyle, çok sevindi. Tevafukun böylesine insan inanmakta zorluk çekiyor. Abla, ‘dünya küçük’ derler ya, gerçekten ‘dünya çok küçük’müş. Bunu bir kez daha anladım..”

Elif Öğretmen ne diyeceğini bilemedi. Gözleri yaşardı, kelimeler boğazında düğümlendi.

Terzi Halil Bey kızından bu tevafuk haberini aldığında gözyaşı dökme sırası ondaydı.

Baba kız ortak kelimelerle şükrettiler, “Allahım sen ne büyüksün. Daha dünyada iken yapılan küçücük bir iyiliği mükafatlandırıyorsun!” dediler.

gumuslale@gmail.com

  

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum