Ramazan KERPETEN

Ramazan KERPETEN

ASIL KİM..?

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast hazırlığı soruşturması yürütülürken Seferberlik Tetkik Kurulu’nun (Nam- diğer Özel Harekât) ‘Kozmik Oda’sına giren ve adı ‘Kozmik Hâkim’e çıkan Kadir Kayan da aynı akıbete uğradı. O da takipte, onun da takibi üzerinden koca koca insanlar ne senaryolar üretiyorlar!

Arınç’ın takibinde “kartuş almaya gitme” bahanesi, Hâkim Kayan’ı takip de “sebze alış verişi”! Şaka gibi bir şey..!

Asıl mesele bu değil,

Hâkimi 2 araçla takipte araçtan 7 askerin çıkması üzerine Genelkurmay öyle bir açıklama yaptı ki, asıl o başlı başına bir tartışma konusu:

"Olayın, bir şüphe üzerine yapılan ihbar ve bu ihbara yönelik olarak icra edilen bir uygulama olduğu anlaşılmış ise de, son günlerde yaşananların, kişileri ve toplumu ne hale getirdiğini göstermesi bakımından önemli olduğu düşünülmektedir."

Yani, toplum olarak “paranoyak” hale geldiğimiz, her şeyden korkar, şüphe eder hale geldiğimiz ifade ediliyordu özetle…

Şimdi bu noktada durup biraz geriye çekilmek ve tabloya uzaktan bakmak gerekir zannımca. O zaman kimin paranoyak olduğu daha net görülecektir. Baktıysanız sorayım, asıl paranoyak kim..?

Ha önce paranoya/ paranoyak ne demek, ona bakalım.

Psikolojik rahatsızlıklar arasında yer alan ‘Paranoya’nın çeşitleri vardır, sık rastlananı; sürekli kendisini tehdit altında görme halidir. Bu duruma, ‘paranoid şizofreni’ ve de Paranoid kişilik bozukluğu içindekilere de kısaca ‘paranoyak’ deniyor.

Bu insanlar genelde düzgün giyimli kimselerdir ve diğer davranışları normal insanlar gibidir. O yüzden de ilk bakışta rahatsızlıkları anlaşılamaz.

Evet, bunlar sürekli olarak birilerinin kendisini öldürmeye çalıştığını, böyle planlar içinde olduğunu, takip edildiğini düşünürler. Buna ‘Kötülük görme paranoyası’ da denir.

Bir de ‘Büyüklük, asalet hezeyanlı paranoya’sı vardır ki, bu hastalara ‘ihtiraslı idealistler’ denir ve toplum için en tehlikeli tipler bunlardır. Diğer paranoyakların zararı genelde kendineyken, bu tipler topluma zarar verebilir. Bu insanlardan bazıları mehdilik, peygamberlik veya insanlığı kurtaracak yeni mesajcı olduklarını iddia ederler. Bilgisiz, masum yüzlerce genç, bu tur insanların peşinden gidebilmektedir ki, buna da "Toplumsal paranoya" denmektedir… (Ergenekon yapısının da kendisini asıl kurtarıcı görme hali ve saf- iyi niyetli bazı gençleri vatan-millet diyerek sürüklemesinde de aynı tehlikeli hal gözlenmektedir…)

Kurulduğu günden itibaren ki sürecine baktığımızda Türkiye cumhuriyetindeki zinde devlet refleksinin sürekli bir paranoid şizofreni psikolojisiyle hareket ettiğini görüyoruz. Yıkılan bir imparatorluğun üzerine kurulan devlete karşı önce dinarları tehlike görme hali… İnançlı kesimin en ufak bir inancını yaşama girişimi, sistemi ve rejimi yıkmak için en büyük tehlike olarak algılandı. Günümüze kadar gelen ‘başörtüsü sorunu’ da bu tipik paranoyanın bir yansıması. Bir metre karelik bir bezin, rejimi yıkacağını vehmetmek başka hangi halet-i ruhiye ile izah edilebilir ki?!

Yine aynı devlet refleksi; komünizm, sosyalizm ya da hangi fikir akımı olursa olsun, bütün ideolojileri kendisine karşı bir tehlike gördü ve ona karşı savunmaya geçti, onlara karşı koymak için de yeri geldiğinde akıl almaz provokasyonları göze alabildi.

Kürtler olsun, Aleviler olsun, içindeki bütün etnik veya kültürel yapıyı potansiyel tehlike olarak gördü. Onlardan gelebilecek en ufak tepkiyi dahi çok kanlı saldırılarla bastırmaya çalıştı. Onur Öymen ki bu psikoloji baz alarak, günümüzdeki demokratik açılımlara karşı, bu eski refleksi savunurken, Dersim örneğini verirken, bir psikolojinin de anatomisini gözler önüne seriyordu, farkında olmayarak…

En saldırgan anlarda bile aslında korku ve çaresizlik vardı.

Bünyesindeki bütün halkları ve insanları potansiyel tehlike görmek, sürekli onların kendisini yok edeceğini, sürekli olarak kendisini takip ettiğini düşünmek ne büyük azap?

Bu boğucu korku içinde yaşayan yapı ki, bu korkuya karşı refleks ortaya koydukça da kendi halkına cehennem bir hayat yaşattı/ yaşatmaya da devam ediyor. Kendisine tehlike vehmettiği insanlarını korkunç bir şekilde öldürebiliyor, yok edebiliyor, faili meçhullere sürükleyebiliyor.

Yine aynı psikoloji, halkının büyük bir kesiminin kendisini takip ettiğine vehmederek onları gizlice takip etmeye, BÇG’lerle fişlemeye ve damgalamaya çalışabiliyor.

Ya da kendi bünyesini idare için başa getirilmiş, seçilmiş parlamenterlerini tehlike görüp onları takip etmeye, hatta daha ötesinde ortadan kaldırmaya bile kalkışabiliyor.

Paranoyanın daha ötesi, kurulan yapı içinde yargı görevini yerine getirmeye çalışan hâkimlerini, savcılarını bile potansiyel tehlike görüp onu göz hapsine alabiliyor!

Bu paranoyanın bir tedavisi var mı?

Uzmanlar, kesin tedavisi yok diyorlar… Ama düzenli ilaç ve terapi alması gerekiyor o hastanın. En büyük sıkıntı da; hastanın, kendisini hasta olarak görmemesi, kendisini asıl sağlıklı, çevresini de tehlikeli görmesi.

Bu hastalıklı, paranoya bünyeyi sevgiyle, şefkatle kucaklamalı. Ona sürekli olarak “Tehlikede değilsin, problem yok. Bak bizler, bütün insanların iyi, senin iyiliğini düşünüyor” diye telkinde bulunulmalı. Bununla biter mi?

Çok sevdiğim bir fıkrayı anlatayım son bağlamda, cevap yerine.

Bir adam kendisini sürekli olarak darı (buğdaygillerden) zannedermiş ve ne zaman bir tavuk, horoz görse “Eyvah, bunlar beni yiyecek!” diye bağıra bağıra kaçarmış. E, bu adamı haliyle tımarhaneye kapatmışlar. 20 yıl tedavi görmüş. Sonunda kabul etmiş, “Tamam! Ben darı değil, insanım” diye. Doktorlar heyeti önünde de bunu söyleyince, “sağlıklıdır” deyip taburcu etmişler.

Adam, hastaneden çıktıktan beş dakika sonra geri gelmiş. Hastanenin başhekimine demiş ki:

“Doktor bey, hastaneden tam çıktım ki, baktım yol kenarında bir horoz! Ben biliyorum ki ben darı değilim, insanım. Ama benim bu bildiğimi, o horoz da biliyor mu?”

Sen vatandaş olarak, istediğin kadar zinde yapıya tehlike altında olmadığını kabullendir. Seni hep horoz olarak görüyorsa… Ne yapacaksın..?

***

Son not: Dokuzbuçuk milyonlık İsveç’te belki de 2 milyondan fazla yabancı yaşıyor. Yani neredeyse nüfusun dörtte birine yakın başka ülkelerden gelme. Hem de dünyanın hemen her ülkesinden ve milletinden insan! Ülkesinde ayrımcılığa uğrayan insanların aklına gelen sığınılacak ilk liman İsveç oluyor.  Ülkemizde yaşanan dönemlik paranoya krizlerinde canını kurtarmak için dışarı kaçan aydınlarımızın da ilk sığınağı İsveç olmuştu nitekim…

İsveç, komşusu Norveç ile birlikte, dünyada özgürlüğe ve eşitliğe katkı sağlayan insanlara Nobel Barış Ödülü vererek, bu özgüvene dünya genelinde katkı sağlamaya çalışıyor. Bir böyle küçük nüfusun özgüvenine bakıyorum, bir de 70 küsur milyonluk ülkemin içinde bulunduğu psikoza! İmparatorluk geçmişinden gelen bir coğrafyanın insanlarına yaşatılanlar, giydirilen bu deli gömleği de neyin nesidir? Sosyologlara, psikologlara çok iş düşüyor, çok..!

 

RAMAZAN KERPETEN- Stockholm/İSVEÇ

rkerpeten@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum