AZ ÖRTÜLÜ YARIM ÖRTÜLÜ ÇOK ÖRTÜLÜ KIZLAR

Siz de farkında mısınız bilmiyorum ama son günlerde daha da belirginleşen bir islamofobi ve dindar insan korkusu oluştu toplumun bir kesiminde. Elbette ki böyle bir fobi yersiz lakin hiç kendimizi sorguladık mı buna katkımız oluyor mu diye ?

Ben biraz sorguladım bugünler. 

Acaba biz hoşgörülü Müslümanlar olarak mı görünüyoruz etrafa, yoksa dayatmacı dikteci bir zihniyeti mi resmediyoruz. Elbette hepimiz için evet değil bunun cevabı. Eleştirim bu imajı çizenlere.

Eleştrim sürekli islamın olan ve olmayan yasaklarından bahsedenlere.

Mesela ;

Türbeleri ziyaret etmek, dua etmek, dilek için salat-ı tefriciye okumak, teravih namazı kılmak, ilahi dinlemek…

Neden ''İslam’da yoktur'' demeyi göze alır bir insan anlaması güç geliyor bana.

Kuranda beyan edilmiş bir sapıklık olmadığı sürece bence kimsenin içinde hayır olan durumlar için ''dinde yeri yoktur'' demeye hakkı olmamalı.

Bir insan dileğinin yerine gelmesi için o duayı bilmem kaç kere okuyor ve rabbinden medet umuyorsa bırakın bu inanca devam etsin. İnsanın masumca inanması ve bunda samimi olmasının kime ne zararı olur ki.

Hz. Musa’nın çoban kıssasını bilir misiniz. Samimiyette en değerlisidir benim nazarımda.

Hz. Musa bir gün bir başına dağda dolanırken yalnız bir çobana rastlar. Çoban dizüstü çökmüş Allah’a dua etmektedir. Bu durum çok hoşuna gider elbet Musa’nın. Ancak yaklaşıp da çobanın duasını duyunca çok şaşırır. Şöyle dua eder çoban:

-Kurban olduğum Allah 'ım. Seni ne kadar severim, bir bilsen. Ne istersen yaparım, yeter ki Sen iste. Sürüdeki en yağlı koyunu kes desen, gözümü kırpmadan keserim Sen'in için. Koyun kavurması güzeldir Allahım, kuyruk yağını da alır pilavına katarsın, tadından yenmez olur.

Hz. Musa duaya kulak kabartarak çobana yaklaşır. Çoban devam eder:

-Yeter ki sen dile, ayaklarını yıkarım. Kulaklarını temizler, bitlerini ayıklarım. Ne kadar çok severim ben seni. Sana çok hayranım.

Duydukları karşısında öfkeden küplere biner Hz. Musa. Bağıra çağıra keser çobanın duasını.

‘’Sus cahil adam ! Ne yaptığını sanırsın? Allah pilav yer mi, ayakları mı var yıkayasın! Böyle dua olur mu, külliyen günahtasın derhal tövbe et’’ der.
Çoban, Hz. Musa'dan azarı işitince kulaklarına kadar kızarır, utancından yerin dibine girer. Bir daha böyle kendi kafasına göre dua etmeyeceğine gözyaşları içinde yeminler eder. O gün akşama kadar Hz. Musa çobanın yanında durup ona temel duaları ezberletir, "Allah benden razı olur, iyi iş yaptım" diye düşünerek yoluna devam
eder.
Hz. Musa o gece bir ses işitir,
seslenen Rab’dir:

"Ey Musa! Sen bugün ne yaptın? Sen ayırmaya mı geldin buluşturmaya mı? Şu garip çobanı azarladın. Onun bana ne kadar yakın olduğunu anlayamadın. Ağzından çıkan lafı bilmese de, O çoban inancında samimi
idi. Kalbi temiz, niyeti halisti.
Biz kelimelere bakmayız, Niyete bakarız! Kelimelere bakacak olsak yeryüzünde insan kalmazdı!
Biz çobandan razıydık. Başkasına medih olan söz sana zemdir. Ona bal olan sana zehirdir. Sen işittiklerini inkar ve küfür saydın ama bilsen ki bir kabahati varsa bile, ne tatlı kabahattir onun ki"

Bu kıssa Hz.Musa’nın çobana koşup özür dilemesi ile sonlanır.

Allah insanların her daim niyetinde ve samimiyetindedir. Buradan da anlaşılacağı üzere insanların samimiyetlerini öldürmemeli bu kadar büyük veballere girilmemelidir. Teravih namazı kılınmamalıdır söylemi çok büyük bir vebaldir. Teravih namazı farz değildir kılan herkes bunu bilir. Lakin yapılan iş hayırdır mühim olan budur. Bir sapkınlık veyahut sünneti-farzı terk değil nafileye bir ektir.

İlahi dinlemek, türbeleri ziyaret etmek, dilek için dualar okumak insanı şerre götürür mü? Fayda ve zarar terazisi nasıldır bunu ölçmek, buna göre kitleleri peşinden sürüklemek gerekir.

Muhafazakar grup içinde başka bir kısım vardır ki onların da derdi başörtülü kızların hayra alamet olmadığıdır.

Başörtülü kızların nerelere gidemeyeceği, neleri yapamayacağı ince sınırlarla çizilmiştir. Başörtülünün günahı, başörtüsüzün günahı diye bir ayrım mı vardır?  Kul Allah katında eşit değimlidir? Toplum neden sürekli bir misyon yükleme, omzuna yük koyma çabasındadır başörtülü kızların ?

Başını örtünce günah ve sevabı yaşama hakkı ortadan kalkıyor mu bu kızların ? Her şey tamam yani başını örtünce?

Bu kocaman nefis sadece başörtüsü ile mi terbiye oluyor?

Başınızı örtünce sadece bir eşik atlamış olursunuz. Kimse rahibe gibi davranmasını bekleyemez başörtülü kızlardan.

En efdali elbette ki tam örtünmektir. Lakin bunu da sağlayamamışsak, yetiştiremeden başını örttüğümüz kızlarda aramayalım kusuru. Zorla, dayatmayla, ‘’gelenektendir’’ düşüncesinde örttürülen başörtüler elbette böyle şekil değiştirecek sadece ‘’baş’’örtülü kalacaktır.

Açık veya kapalı her beşer, insana ve müslümana yaraşır şekilde yaşamakla mükelleftir.  Bu mesuliyet az örtülüde çok, çok örtülüde az, örtüsüzde hiç olarak kategorize edilemez.  Kişi başörtüsünün hakkını değil, dininin ve insan olmanın hakkını vermelidir.

İslamcı kesim de başlarsa başörtülüleri eleştirmeye kimi kime savunacağız, kimden bizi savunmasını bekleyeceğiz. Eğer siz de başörtülülere bizim mahallenin çocuğu gibi davranmazsanız kaç kere daha ötekileşeceğiz. Kaç kez bölünüp kaç denkleme daha bölüneceğiz. Hep beraber başörtülüleri de az örtülüler çok örtülüler diye ayırdım mı edeceğiz.

Bence bu konu artık konuşulmamalı, kimsenin eline koz verilmemelidir.

Başörtülülere evlat kisvesinde sahip çıkılmalıdır. Evladın kusuru komşudan gizlenir içerde düzeltilmeye çalışılır. Hiçbir aile çocuğunun eksiğini balkondan duyurmaz.

Ayrca;

''En güzel örtü takvadır'' ı sürekli hatırlatır sevgili Cemalnur SARGUT. Herkes evvela bunun bilincine varmalıdır. Aslolan ve evvel olan güzel ahlaktır. Kişi dilediğince örtünsün. Dinin emrettiği gibi NİSA’nın emrettiği gibi örtünsün. Komşusuna eziyet ediyorsa, dedikodu ediyorsa ,camide avizeleri,  yolda kişileri konuşuyorsa kimse kusura bakmasın tam veya eksik örtünmenin bir anlamı yoktur benim katımda.

Başörtüsü dine IKRA’dan sonra inmiştir. İlk emir ‘’oku’’ iken kimse okumanın, yani ilmin üzerinde yeterince durmaz. Örtünmek dinin emirlerinden sadece bir tanesidir. Neden bu kadar üzerine gidildiği tarafımdan anlaşılamamaktadır. Bu da diğerleri gibi uyulması gereken kurallardan yalnızca biridir.  

Bunun ardından ‘’ama başörtüsü yasağı var  bu yüzden bu kadar hassasız’’ söylemleri gelir. İslam dininde farz olan lakin kanunların  izin vermediği onlarca durum örneği verilebilir. Kimsenin bunlarla mücadele etmeye hakkı yok mudur ki sürekli başörtüsü üzerinden prim usulü çalışmaktadır. Yoksa bu daha mı kolay lokmadır ?

Bize kimse ekstra bir hak tanımasın. Ekstrasını da beklemesin. Prim vermek de almak da istemiyoruz biz. Müslüman ve insanız. Bundan böyle de örtümüzün değil dinimizin ve insanlığımızın gereğini yapacağız.  Kimsenin eleştirme, az örtülü, yarım örtülü diye sınıflama lüksü yoktur bizi.

İnsan bu dünyaya eksik gelir. Tam olma adına bir yolculuk için bileti kesilmiştir. Dönüş biletini yalnızca yaradanın bildiği bu yolda kendini tam etme yolunda uğraş verir.

Bu yolculukta tekerimize taş koyanlara da selam olsun, taşı çekip yol açanlara da...

 

Bizi facebookta bulun:

https://www.facebook.com/pages/Habername-Bet%C3%BCl-Kur%C5%9Fun/166036873419125?ref=ts

 

 

  

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
28 Yorum