BABAANNEMİN DUVARLARI

Bu duvar.. Aşamıyorum... Göremiyorum ardını... Babaannemin evi gibi. İçi huzurlu mu huzursuz mu bilmediğim. Çocukça evde olmaktan güven duyduğum, ama o duvarı aşamamaktan hep şikayetçi olduğum bu duvar...

Yüksekti. Görmeyince dünyayı canım sıkılırdı, dünyayı görünce canımın çıkacağını bilmeden...

Kocaman bir dünya vardı o küçücük evde. Bana göre de duvarların ardında idi o kocaman dünya. Sonra yıktılar o evleri. Yerine kocaman binalar yaptılar. Hayırsız bir evlat yüzünden. Babamın çocukluğunu çaldıklarını bilmeden yıktılar. Her kürekte bir anıyı deştiklerini bilmeden, alınlarının terini sile sile, kabala alıp günden çalarak yıktılar...

Sahi babaannem yakın öldü benim. Ahşaptan bozma, kerpiçten olma, oyma pencereleri olan, küçücük pencereden büyük denizlere açıldığın, tek katlı bir köy evi idi duvarın ardındaki... Bize harabe ona saray görünen. İkindi serinliğinde uzun kapı eşiğine otururdu. Elinde tespihi vardı. Dilinde kayıtsız, söylediğini unutmuş, istemsiz, sürekeli Allah adı. Kızardı bize çok. Aksi bir ihityardı. Yine de vazgeçilmezdi hepimiz adına. Bereketi vardı herşeyden evvel, ölürken yanında bizden çalıp gittiği...

Bizim çöpe atmaya can attığımız şeylerle bir dünya kurmuştu kendine. Hepsi kıymetliydi. Bizim insana verdiğimiz değerden ötesini verirdi o her şeye. O zamanlar insan da değerliydi. Eşya da. Evin ırgatı da, icara verilen tarlalarda. Tarlanın bitki vermeyen toprağı, çorak ve kurak hallerine şiirler yazabilirdi benim babaannem eğer bilseydi, kafiyeyi, uyağı, redifi...

Yazmadı. Hiçbir zaman da şair olmadı. Huysuzdu. Böyle huysuz biri şair de olamazdı...

İkindi vakti serinliğinde otururdu genişden yola bakan kapı eşiğine. O zaman eşikte oturmak kötüden sayılmazdı. O zamanlar kötüden sayılan çok şey vardı, hiçbir şey yoktu...

Gülmeyen yüzüne kızardık biz hep. Büyüyünce anlamak şarttır büyükleri. Yüzün gülmez olunca anlarsın, çile çekip gülünemeyeceğini. Yaşlanınca gençliğin rolleri biter hepten. Gençken gurura vurursun. ''İyiyim'' der dik durursun. Yaşlandın mı çöker üstüne tüm yaşanmışlıklar. Gülümsemene hüzün yayılır. Hüzün oturur çöker kalır da gülümseyemezsin. ..

Çocukluğum boşluklarla dolu. Puzzle'da hep eksik bir parça. Babamın yürek yarasıyım. Evladımın yüreksiz anası. ‘’Anne keşke gitmek diye bir şey olmasaydı’’ diyen bir çocuğun giden anasıyım. Öyle vicdansızım, acımasızım merhamet dolu yüreğimde...

Bazen tarla sürmeye gider yüreğim. Evin erkeği kahvede oyuna arkadaşa bakınırken görür beni. Kışın üzüm ekerim, yazın turunç. Hiçbiri bitmez. Toprağa bulurum suçu, yağmura bulurum. Gelin geldiğim köye,otuna suyuna bulurum...

Koyun gütmeye giderim kimi zaman. Dağlarda bırakırım derdimi diye. ''Nerede isem orada olmazsam mutlu olacakmışım gibi gelir'' İşte öyleyim ben de. Küçücük yüreğimi sığdıramıyorum hiçbir yerlere… Küçücük yüreğimi de, yüreğimin küçücüğünü de…

Şimdi o duvarın ardındayım. Aştım, geçtim bu yana. Babaannem öldü. Ev yıkıldı. Harabesi yok. Duvar kırıldı. Şimdiki duvarlar daha kısa. Olanlar daha ortalıkta şimdi. O zaman bu içimde yükselen duvarlar neyin nesi. Bilmiyorum… Hala göremiyorum dünyayı. Ortasındayım. Tam ortasında dünyanın. Her şey apaçık. Elimin altında. Dokunamıyorum. Dokunduklarımı atamıyorum. ..

Anladım. Suç babaannemin duvarlarında değil. Nereye gidersen sen O'sun. Ve nereye gidersen kendini de oraya götürüyorsun. Suç babaannemin duvarlarında değil ki…

Suç kimde. Benim suçum ne ? Kimsenin bir suçu yok . Benim suçum ‘’benim’’. Suçlu yok. Ta kendisiyim. ..

 

Bizi facebbokta bulun : https://www.facebook.com/#!/pages/Habername-Bet%C3%BCl-Kur%C5%9Fun/166036873419125

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum